Kürtlerin Devlet Bahçeli'ye şükran borcu var

06/09/2016 Salı
Kürtlerin Devlet Bahçeli'ye şükran borcu var

MHP lideri Devlet Bahçeli'nin Cerablus operasyonunun başlamasından birkaç gün sonra sarfettiği cümleler hem Türkiye'de Kürt sorununun geldiği nokta, hem de bu sorunla Cerablus operasyonu arasındaki ilişki hakkında oldukça açıklayıcı. Cerablus Operasyonu için AKP'ye destek verirken Bahçeli herkes gibi Fırat nehri referansını kullanarak PYD için tam olarak şöyle diyor: “Doğuya geçse ne olacaktır, Batıda kalsa ne olacaktır.”

Cerablus operasyonu için pek çok neden sayılabilir. Ama bu nedenlerin arasında IŞİD'le mücadelenin olduğuna dünyada kimse inanmıyor. Çünkü IŞİD'le mücadele etmek için sayılabilecek pek çok yöntem arasında sınırın ötesine IŞİD'den bir farkı olmayan cihatçı çeteleri yerleştirmek yok. Üstelik bu aynılık yalnızca ideolojik kökenle, dünya görüşüyle ilgili değil. Operasyon başlar başlamaz buhar olan IŞİD militanlarının bir kısmının çoktan bu çetelerin saflarına katıldığı konuşuluyor şimdi.

Türk tankları Suriye'ye IŞİD'le savaşmak için girmedi. Türk ordusunun en önemli hedeflerinden bir tanesi PYD/YPG güçlerini Fırat'ın doğusunda tutmaktı. Hem Kürt hareketinin hem de Türkiye'yi yönetenlerin Fırat'ın hangi yakasını kimin tuttuğunu gerçekten önemsediği ortada. Bunun nedenleri de çokça yazıldı ve tartışıldı. Bunca değerlendirmeyi, iki tarafın stratejik mücadelesini tümden çöpe atmak elbette imkansız ama bir noktadan sonra Bahçeli'nin değerlendirmesinde farklı bir açıdan bakmak koşuluyla bir gerçeklik payı yok mu?

Kürtler Fırat'ın doğusunda kaldıklarında başarısız mı olacaklar mesela? Ya da Türk ordusu Fırat'ın Batısını kontrol etmeyi sürdürürse AKP istediğini alacak ve bu işi bitirecek mi?

Türkiye'deki Kürt sorununun öyle ya da böyle Suriye topraklarında Fırat etrafında süren mücadeleyle çözülebileceğine gerçekten inanan var mı?

Devlet Bahçeli belli ki inanmıyor ve Fırat'a dair kurduğu ilginç cümleden sonra meseleyi kendi mantığı açısından oldukça aşina bir noktaya bağlıyor ve Suriyeli Kürtlerin toplu imhasını talep ediyor. Kürtlerin bu nedenle Bahçeli'ye bir şükran borçları var. Faşist Bahçeli bu saçma sapan, kabul edilemez laflarla tersinden bir doğruyu, batısıyla doğusuyla Fırat hikayesinin ardında yatan gerçeği, Türkiye'nin Kürt sorunu konusundaki büyük açmazını işaret ediyor: Türkiye'yi yönetenler Kürtleri imha edemezler, dolayısıyla bu sorunu da çözemezler...

Tankla topla yıllardır denenen bu politika çoktan çöktü. Suriye'de girişilen maceranın sonucunun yıllar önce Kuzey Irak'ta daha büyük bir şiddetle denenenlerden farklı bitmesi için hiçbir neden yok. Yıllardır kendi dağlarını, şehirlerini bombalayarak bir yere varamayan Türkiye, Suriye topraklarında yürüttüğü askeri operasyonlarla da hiçbir yere varamayacak. Fırat'ın batısını tutsa da varamayacak, doğusunu tutsa da varamayacak. Kürt sorunu çözülemeyecek.

Diyarbakır'da çözüm mözüm yok derken Başbakan Yıldırım da itiraf ediyor aslında. Bunların aradığı çözüm değildi. Ama Fırat'ın iki yakasının bu denli önemli görülmesinde AKP ile aynı masada çözüm arayanların, Kürt sorununu bölgesel bir mesele haline getirmek ve uluslararası zemine taşımak için için elinden geleni ardına koymayanların da büyük payı var. ABD'nin desteği veya icazetiyle Suriye'nin batısıyla doğusunu birbirine bağlamaya çalışan Kürt hareketi Fırat'ı çok önemli gördüğü için orada Türkiye'yle mücadele ediyor şimdi.

O koridorun tesis edilmesi Kürt halkına ne getirecek? Suriye topraklarında ABD desteğiyle can bulacak böylesi bir oluşum sorunun çözümünde nereye oturacak? Kürtlerin bağımsız bir devlet kurması yolunda stratejik bir adım olarak değerlendirilen bu koridor için verilen mücadele, bağımsız devletin tek başına bir çözüm olarak görülemeyeceği gerçeğinin karşısında çaresiz aslında.

Nasıl Türk ordusu YPG'yi Fırat'ın doğusunda tuttuğunda sorun çözülmeyecekse, Kürtler Fırat'ın batısına geçtiklerinde de başka bir açıdan sorun yine çözülmeyecek.

Mesele Fırat'ın batısı doğusu değil çünkü. Problemin bu gündemde Fırat'a, başka gündemlerde başka Fırat'lara daraltılması çözümün değil çözümsüzlüğün elini güçlendiriyor. Çözümsüzlük halklara acı, kan ve yoksulluk şeklinde geri dönerken, bu karanlık tablodan memnun olanlar da var. Mesele de tam olarak bu kahrolası çelişki işte...