Krizin seçtirdiği Trump krizi derinleştirecek

09/11/2016 Çarşamba
Krizin seçtirdiği Trump krizi derinleştirecek

Açıklanan tüm anket sonuçlarına rağmen “seçimleri kaybedersem hile var” diyen Trump haklı çıktı ve ABD başkanlık seçimlerini kazandı. Neredeyse tüm büyük gazetelerin, Hollywood meşhurlarının önemli bir kısmının, büyük finans ve internet şirketlerinin çok çıkan sesi ve desteği Clinton'a yetmedi.

ABD'de bir dönem sona erdi. Yeni döneme dair ipuçları olsa dahi, belirsizliğin ağır basıyor olması bazı çevreleri korkutuyor.

Clinton, kampanyasının son döneminde, ABD'nin genelinde hissedilen değişim beklentisini dikkate alarak, iç ve dış siyasette değişmeyeceklere değil değişeceklere de vurgu yapmaya başlamıştı. Ama yine de ABD ve dünyanın her yerinde sürdürülen politikanın takipçisi olarak görülüyordu. Avrupa'da, Asya'da, Latin Amerika'da durumdan memnun olanlar değil ancak bir sürprizden veya değişiklikten beklentisi olmayanlar Clinton seçildiğinde rahat bir nefes alacaklardı. Şimdi seçilmeyince paniklediler.

Üstelik, Avrupa'da, Almanya başta olmak üzere Trump konusunda çıtayı bayağı yükselten politikacılar vardı. Seçimlerden bir gün önce Trump'a alenen hakaret etmekten çekinmeyen Alman siyasetçilerinin bugünü nasıl geçireceklerini insan gerçekten merak ediyor...

Dünya kapitalist sistemi uzun zamandır derin bir krizle boğuşuyor. Lider ülke ABD'nin Obama başkanlığında attığı adımların hiçbiri bu derin krize çare olamadı. 2007-2008 yıllarında yaşanan finansal sistemdeki çöküş bir kaza ya da bazı iktisadi aktörlerin attığı yanlış adımların sonucu değil, dünya kapitalist sisteminin içinde bulunduğu genel kriz koşullarının bir göstergesiydi.

Üstelik bu kriz, tek ayakta, ekonomik bir zeminde yaşanmıyordu. Sovyetler Birliği'nin çözülüşünün ardından uygulanmaya çalışılan sistemin tıkandığı ve artık işlemediği Rusya ve Çin örneklerinde açıkça görülüyordu. Rusya ve Çin, emperyal hedeflerle sistemde farklı bir yer talep ediyorlar, bu doğrultuda somut adımlar atmaktan da çekinmiyorlardı. Sistemin lideri ABD, Avrupa örneğinde gözlendiği gibi kendi kampını dahi bir arada tutmakta zorluk çekiyordu.

Geniş kitlelere geleceğe dair bir tahayyül sunamayan kapitalizmin düşünce alemindeki bunalımı da, iktisadi ve siyasi alanda yaşanan krizi şiddetlendiren bir etkiye sahipti. Kapitalizmin bu haliyle geleceği olduğuna sistemin sahipleri dahi inanmıyordu!

Böylesi koşulların bir değişim beklentisini tetikleyeceği açıktı. Bu beklentinin sistemin lider ülkesinde Trump gibi bir adamın şahsında vücut bulması ise kapitalizmin bu haline gerçekten çok yakıştı!

Sistemin krizi Trump gibi bir adamın dünyanın en önemli koltuğuna oturmasının yolunu açarken, aynı adamın başka bir kriz dinamiği haline gelmesini sağlıyor. Krizin başkan yaptığı Trump, aynı zamanda bu krizi derinleştirmek için en uygun adam.

Önceki ABD seçimlerinde kim seçilirse seçilsin diye bakmanın bir mantığı elbette vardı. Ama bu seçimlerde Trump'ın kazanmasının dünya sistemi açısından mutlaka sonuçları olacak.

Trump, finansal çevreleri veya internet şirketlerini tamamen karşıya elbette alamaz, ancak uzun zamandır ihmal edildiklerini düşünen üretime dayalı sektörlerin patronlarının ABD içinde ağırlıklarını artıracakları açık örneğin. Seçim öncesinde her ne koşulda olursa olsun şansını değişimden yana zorlayacağını belli eden Rusya gibi aktörlerin durumdan faydalanmaya çalışacakları da... Avrupa, Ortadoğu, Pasifik bölgelerinde bir vadede ABD dış politikasında bazı değişiklikler de hissedilecek elbette.

ABD seçimlerinde oyu olsa, tercihini kesinlikle Trump'tan yana kullanacak olan Erdoğan da değişimden beklentileri olanlar listesinde ama bu değişimin onun yüzünü güldüreceğine dair somut bir işaret de yok.

Trump'ın seçilmesinden dahi umutsuzluk üretmeyi başaran Türkiyeli solcuya ise diyecek bir şey yok!

Trump, bu sistemi krizin pençesinden kurtaramaz. Atacağı adımların hiçbiri dünya sisteminin derin krizine çare olmayacak. Tam tersine, bu kriz derinleşerek sürecek.

Asıl problem bu denli derin bir krizin içinde, gerçek bir değişimi tetikleyebilecek emekçi sınıfların sesinin neredeyse hiç duyulmaması, işçi sınıfının dünya genelinde siyasette bir ağırlığının olmaması. Sahneye çıkması için her şeyin hazır olduğu koşullarda, işçi sınıfının sahneye çıkamıyor oluşunda insanlık açısından dramatik bir yan var.