Kavga ederken Erdoğan'ı arkadan ittirenler var

23/08/2017 Çarşamba
Kavga ederken Erdoğan'ı arkadan ittirenler var

Bölgesinde söz sahibi, aktif bir dış politika yürüten, etkin bir Türkiye hedefiyle maceralara atılan ve sonra hedefler kadar büyük bir başarısızlığa uğrayan AKP aslında bu hedefe koşarken yalnız değildi. Erdoğan ve partisi Türkiye'yi bu hayal kırıklığına tek başına sürüklemedi. Şimdi yaşanan başarısızlıktaki sorumluluğu paylaşmaya hiç yanaşmayan patronlar bu sürecin esas mimarlarının kendileri olduğunu unutturmaya çalışıyorlar.

Oysa Türkiye'nin yeni yüzyılla birlikte girdiği doğrultu onların eseri... Başka bir Türkiye, ya da AKP'lilerin adlandırmasıyla Yeni bir Türkiye onların talepleriyle şekillendi. Sınırların ötesinde daha iddialı, kendisine dünya düzeninde daha etkin bir yer isteyen Türkiye, ekonomisinin yapısal sorunlarını bu yolla çözebilirdi. Hep daha fazlasını isteyen sermaye çevreleri için 1923'ten kalma Cumhuriyet ve devlet yapısı da hem içeride hem dışarıda bir yüktü. Patronlar o sınırları maddi olarak çoktan aşmıştı ve sığmıyorlardı.

Türkiye kapitalizmi palazlandı. Patronlarımız büyüdü ve serpildi. Kapitalist gelişmenin insanı aydınlığa çıkartacağına inananlara tarihi bir ders olarak AKP ve Erdoğan bu sürecin bir sonucu olarak ortaya çıktı.

Patronlar hedeflerini hayata geçirmek için AKP ve lideri Erdoğan'dan daha iyisini bulamazlardı. Dinselleşmenin gazına basıldı, cumhuriyet yıkıldı, işçi hakları askıya alındı, ücretler geriletildi... AKP yağmacılıkta da mahirdi; ülkede ne var ne yok satıldı, sermaye çevrelerine büyük bir kaynak aktarıldı. Aralarına AKP'nin kattıklarıyla birlikte, patronlar daha da semirdi ve güçlendi.

AKP'nin dış politika macerası patronların uzun vadeli arayışlarından, bu semirme ve güçlenme halinden bağımsız düşünülemez.

Bölgenin en güçlü sermaye sınıfı bu coğrafyada daha fazlasını almak isteyecekti. Bu iddianın genel dünya düzeni ile, uluslararası tekellerin çıkarlarıyla uyumlu olması hep gözetildi elbette. Türkiye düzenin dışında değil tam da bu düzenin içinde bir yer arıyordu. Ama bu düzenin temel dinamiklerinden birisi de rekabetti... Uluslararası tekeller ve başat emperyalist ülkeler kendi paylarındaki azalmayı kolayca sineye çekmezdi. Üstelik Suriye örneğinde görüldüğü gibi bir başarısızlık halinde hemen sorumluluğu ve maliyeti sırtlanacak birileri aranmaya başlanırdı.

İddiasını büyüten, daha fazlasını isteyen sürtüşmeyi de göze alır. AKP'yi buraya doğru ittirenlerin şimdi yaşanan gerilimlerden şikayet etmeye hiç hakkı yok.

Erdoğan, patronlarla tartışırken sonuna kadar haklıydı. Onlara her istediğini veren bir partinin liderinin dış politikadan OHAL'e kadar bir dizi başlıkta patronların hiç sorumlulukları yokmuşçasına, bu işlerde beraber hareket etmemişçesine şikayet etmesine tahammül göstermemesi doğal değil mi?

AKP patronlar adına çok iş başardı. Türkiye sermaye sınıfı bir noktadan sonra iddialarını içeride ve dışarıda daha az sürtüşmeyle, daha az gerilimle taşıyacak birilerini tercih edebilirdi. Ama iddialarından asla vazgeçmezdi...

Şimdi de durum farklı değil. Yalnızca AKP'ye ve Erdoğan'a bakan yanılır. Erdoğanlı veya Erdoğansız, Türkiye kapitalizminin ulaştığı bu düzeyde patronların hedeflerini terk etmesi için bir neden yok. Kârlarını artırmak, büyümelerini sürdürmek ve en önemlisi iktidarlarını garanti altına almak için dışa açılmak ve iddia büyütmekten, hem içeride hem dışarıda uluslararası sermaye çevreleri ile daha fazla bütünleşmekten başka bir çare görmüyorlar. Bunlar birbirleriyle çelişen değil, birbirlerini bütünleyen hedefler.

Bu düzenin kuralı böyle çünkü... Emperyalizmin taşeronluğunu yaparken kendi çıkarlarını kollamak... Uluslararası tekellerin önünü açarken yağmadan daha fazla pay istemek... Tüm bunlar olurken gerilim yükseldiğinde dahi uluslararası düzenle bütünleşme amacıyla hareket etmek...

Şimdilik bunları AKP yapıyor. Yarın bir başkası da yapabilir. Ama Türkiye geriye dönmeyeceği ve eski kabuğuna çekilmeyeceği için o bir başkası da AKP'den çok farklı olmayacak.

İnişli çıkışlı ve krizli bir rotada, belki daha gerilimli, belki daha sakin bir doğrultuda Türkiye kapitalizmi macera aramayı sürdürecek. Kapitalist gelişme bize yüzyılın başında AKP'yi hediye etti, bu düzen ve patronların iktidarı sürerse daha kim bilir neleri göreceğiz...