Geri çekilmenin mantığı

09/02/2010 Salı
Geri çekilmenin mantığı

Ufukta askerlerle AKP'nin arasında yeni bir mutabakat mı görünüyor? Son gelişmeler, Başbuğ'un, başbakanın eşinin GATA'ya alınmaması üzerine yaptığı açıklama, en azından askerler cephesinde bu tür bir mutabakatın ön hazırlığı olarak okunabilir mi?

Mutabakat çift yönlü bir anlaşmaya işaret eder. Tarafların ikisinin de üzerinde anlaşacağı bir zemin vardır.

Oysa bugün askerlerle AKP arasında bu tarz bir anlaşmanın zemini yok. Görünen, askerlerin geri çekilirken, AKP'nin ilerlemeye devam ettiğidir. Başbuğ'un son açıklaması geri çekilişin ispatıdır. Generaller, belli ki, bir mutabakat arayışındalar ve belli ki bu konuda selefleri Büyükanıt'ı örnek alıyorlar. Bu anlaşmanın da, şu ana kadar geri adım atmadıkları pek çok konuda geri adım atarak gerçekleşeceğini düşünüyorlar.

Ancak, generallerin bu panik içindeki arayışı, kafalarında belirledikleri çizgiye kadar geriye çekildiklerinde, AKP niye dursun sorusunun yanıtını hiç düşünmediklerini gösteriyor. Bu soruyu hiç düşünmedikleri için de, askerlerin nereye kadar çekileceği sorusu anlamsızlaşıyor. AKP durmayacaksa, nereye kadar çekileceklerinin ne önemi var ki?

Generaller, okulda dayak yedikçe, belki daha fazla dövmez diye kabadayının her dediğini kabul eden çocuklara benziyor. Oysa, hepimiz, bu durumda kabadayının daha fazla istekle karşımıza çıkacağını, onu durdurmanın tek yolunun onunla anlayacağı dilden konuşmak olduğunu biliyoruz.

Bu tabii, eninde sonunda askerlerin sorunu. Askerlerin AKP ile kavga etmeyi tercih etmesi siyasi açıdan Türkiye'de elbette başka dengelerin ve dinamiklerin ortaya çıkmasını sağlar. Ancak, bu kavganın şiddetlenmesinin ya da askerlerin AKP'yi geriletmesinin tek başına olumlu bir anlama geldiğini kimse söyleyemez.

Bu nedenle, bizim açımızdan konunun iki yanı kritik.

Öncelikle, AKP ile herhangi bir biçimde uzlaşma arayışına girmek mücadeleyi her durumda AKP'nin kazanacağı bir zemine taşımak anlamına geliyor. AKP ile mücadele söz konusu olduğunda, tam tersine, AKP'nin deyim yerindeyse üzerine üzerine gitmek gerekiyor.

Sol açısından, solun gücü düşünüldüğünde, bunu yapmanın elbette sınırları var. Ama, yalnızca bu gücü veri alarak siyaset sahnesinden kaçmaya çalışan bir sol, ancak saklandığı yerde kendi sonunu bekler. AKP, sırası geldiğinde, o solun da işini rahatlıkla bitirecektir.
Bunun önüne geçmenin tek yolu, daha bugünden, AKP'ye karşı saldırıyı şiddetlendirmektir.

Gündem çok yoğun ve hızla değişiyor olabilir. Zaten solun yapması gereken, bu gündemde her şeyi takip etmek, ilgili ilgisiz her konuda taraf olmak değildir. Sol, tam da bu yoğunluk içerisinde, doğru noktaya vurmak zorundadır. Doğru nokta, solun kazanabileceği noktadır. Sol, bu çerçevede, güç toplayabileceği, AKP'yi geriletebileceği konulara odaklanmalıdır.

Bu özel gündemlerde sağlanacak başarı, atılacak ileri adımlar, ileride, daha büyük karşı karşıya gelişlerde, solun elindeki en büyük avantajlar olacaktır.

Konunun diğer yanı şüphesiz bunun kadar önemli değil. Hem, belki de kimilerinin duymaktan sıkıldığı bir mevzu. Ama bizim hakkında konuşmaktan sıkılmamak zorunda olduğumuz bir mesele...

Daha bir ay önce, askerlerin büyük cumhuriyetçi atağından söz edenler, onlara devrimci methiyeler düzmekten çekinmeyenler, son iki hafta içindeki gelişmelerden nasıl sonuç çıkarttılar acaba? Bu olanlara dahi "devrimci ricat" diyenler, askerlerin büyük planlarından bahsedenler çıkacaktır elbette. Varsın desinler. Biz bıkmadan doğrusunu anlatmaya devam edelim.