Cumhuriyet Çıpası

30/10/2008 Perşembe
Cumhuriyet Çıpası

"Cumhuriyetin 85. yılı tüm yurtta törenlerle kutlandı." Ne kadar alışık olduğumuz bir cümle... Ama son zamanlarda bu cümle kurulurken herkesin aklında bir soru olduğu muhakkak. Bu sorunun cumhuriyetin yaş gününün kutlandığı bugünlerde daha sık soruluyor olması da şaşırtıcı değil. Sorunun kafalardaki varlığı, cumhuriyet kutlamalarına da sinmiş durumda. Artık bu ülkede yaşayanların çok önemli bir kısmı 1923 yılında kurulan cumhuriyet için işlerin yolunda gitmediğinin, bir şeylerin değişmek üzere veya değişme potansiyeline sahip olduğunun farkında ve yine aynı insanlar tek bir soruyu kafalarında evirip çeviriyorlar peki bundan sonra ne olacak?

Evet, ne olacak bundan sonra?

Bu soruyu soran herkesin aynı şekilde düşünmediği ortada. Bu soruyu çok çeşitli kesimlerden, cumhuriyet hakkında farklı fikirlere sahip insanlar soruyor. Bu cumhuriyetin ömrünü doldurduğunu düşünenlerden, hâlâ 1923'e sıkı sıkı bağlı kalınarak bu girdaptan çıkılacağını düşünenlere kadar geniş bir yelpazeden söz ediyoruz.

Üstelik, soruyu soranların tamamının sorunun yanıtını umursamaması da ayrı bir veri... Çünkü sürecin farkında olmak ile sürecin sonuçları hakkında düşünmek, bazen düşünmekle de yetinmeyip harekete geçmek birbirinden çok farklı haller.

Memleketin ahvaline bakıldığında belli ki, insanların önemlice bir çoğunluğu 1923 cumhuriyetinin geleceğinin önümüzdeki yıllarda netleşeceğinin farkında ama bir kısmı da bunun kendisi için çok önemli olmadığını düşünüyor. Böyle düşünenlerin varlığının cumhuriyetin nihayete ermesi için uğraşanların ekmeğine yağ sürdüğünü ise söylemeye bile gerek yok. Bu umursamazlığı, su akar yatağını bulurculuğu telkin etmeleri de bundan zaten.

Ancak tüm bu toz dumanın içinde soruyu soranların sayısının da arttığını görmek gerekiyor. Gidişattan çeşitli nedenlerle huzursuz olanların sayısı da çoğalıyor. Çünkü insanlar yönlerini kaybediyorlar.

Son zamanlarda bu yön kaybı duygusu özellikle Türkiye burjuvazisinin bazı üyelerinde kendisini fazlaca hissettirmeye başladı. Türkiye'de de etkisini hissettirmeye başlayan krizin de bunda etkisi oldu.

1923 cumhuriyeti bu ülkede geniş kesimlere kötü de olsa bir yön duygusu vermeyi başarmıştı. Yarım yamalak bir laiklik, temelde inkarcılığa dayanan bir üniter yapı, uzun zaman önce ipleri dışarıya kaptıran bir egemenlik anlayışı insanlara ne kadar yön duygusu verebiliyorsa o kadar tabii... Aslında bu yarım yamalak anlayış tamamına erdirilemediği için bir süre sonra yön değil yönsüzlük üretecekti. Zaten öyle de oldu ve bu yönsüzlük ülkenin buralara gelmesinin temel sebebiydi. Ancak özellikle bu cumhuriyetin kaymağını yiyenler açısından çoğu zaman bu yön veya yönsüzlük yeterli oldu. Zaten tersi olsa, iktidar sahibi bu sınıf bu yön veya yönsüzlükten rahatsız olsa, yeni bir doğrultu için en azından bir adım atmaya çalışırlardı. Bu tür düzeltmeleri örneğin 1946'da ya da 1980'de gördük üstelik.
Şimdi, bundan sonra ne olacağı konusunda burjuvazinin bir kesiminin de dertlenmeye başladığı görülüyor.

Bu kesim cumhuriyetin tasfiyesi için bir çıpada uzlaşmaya uğraşıyor. Çünkü tasfiyenin ucunun kendisine dokunma ihtimalinden artık rahatsız oluyor.

Avrupa Birliği hedefinin her fırsatta bir şekilde tekrar önümüze gelmesinin aslında böyle de bir anlamı var. Doğru veya yanlış, Türkiye burjuvazisi içinde Avrupa Birliği'nin cumhuriyet sonrası bir yapı için çıpa olabileceğini düşünen kesimler bulunuyor. Ilımlı İslam cumhuriyeti projesinin Avrupa Birliği referansıyla kendileri için bir referans ve varlık zemini olabileceğini düşünüyorlar.
Tersi durumda, Avrupa Birliği gibi bir nirengiyi kaybeden bir İslam cumhuriyetinde kendilerinin de varolamayacağı ihtimalini değerlendirenler pek haksız da sayılmaz.

Çünkü AKP, iktidarı boyunca yeni bir cumhuriyeti taşıyacak bir sermaye sınıfını yaratmak konusunda hiç küçümsenemeyecek adımlar attı. Bu operasyon, yandaşlarını palazlandırmak başlığına sığamayacak kadar genişledi artık. Tarikatların dev holdinglere dönüşmesi tamamlandı, medya, enerji, iletişim gibi önemli sektörlerde, bu gruplar Türkiye ekonomisini etkileyen ölçüde paylara sahip oldular.
Şimdi bir kriz yaklaşıyor. Her krizin bir yeniden yapılanma fırsatı vereceğini bilen bazı burjuvalar kara kara düşünüyor. Ya bu krizde devlet onlara elini uzatmazsa, ya bu krizin birtakım mekanizmaları kullanılarak aleyhlerine işleyecek bir sermaye reorganizasyonu süreci başlatılırsa... Ya yeni bir cumhuriyette onlara yer olmazsa... Üstelik bu sermayedarların önüne AKP'nin dahi bu sermayedarların arkasında durma niyetine rağmen yapısal engeller çıkarsa...

Bunların hepsi ihtimal dahilindedir. İç savaştan çıkmış, ikiye bölünmüş ve harap düşmüş bir ülkede kurulacak İslam cumhuriyeti bu ülkenin anlı şanlı burjuvalarına varlık zemini tanımayabilir.

Şimdi bu ihtimalin farkına varanlar, zavallıca bir korkuyla, yeniden Avrupa Birliği'nin veya ABD'den gelebilecek başka bir dış kaynaklı projenin ipine tutunmaya çalışıyor ve çalışacaklar. AKP'yi bu konuda sıkıştırmaya devam edecekler ve bu sıkıştırma sırasında hem AKP'nin içine, hem de AKP karşıtlarına oynamaya çalışacaklar.

Ama ne yaparlarsa yapsınlar, zavallılık ve alçaklıklarını gizleyemeyecekler. Bir bayram günü, bir belgeselin altına sponsor olarak koydukları imza kadar çaresizler.