AKP'yi bu seçimde ne geriletir?

24/02/2015 Salı
AKP'yi bu seçimde ne geriletir?

AKP'yi geriletmek zorundayız. Türkiye'de bugün bunun tartışılır bir tarafı yok. AKP ne yaparsa yapsın biz işimize bakarız diyecek durumda değiliz. Erdoğan'ın şahsında temsil edilen AKP düzenini yıkmak bizim acil ve ertelenemez görevimiz.

AKP'nin Türkiye'de uzun yıllara yayılan başarısı için pek çok neden gösterilebilir. Ancak bunların arasından bir tanesi bugünkü mücadele açısından özel bir önem taşıyor.

AKP, iktidara geldikten bir süre sonra Türkiye'de siyasetin kurallarını baştan aşağı yeniden yazdı ve oyunu hep kendi kurallarıyla oynamayı başardı. Bu başarı, Erdoğan'ın sıklıkla telaffuz edilen gündem yaratmaktaki maharetine indirgenemez, yalnızca gündemin AKP tarafından belirlenmesiyle anlaşılamaz. AKP yalnızca gündemi belirlemiyor, bundan daha fazlasını yapıyor ve sadece kendisi için değil siyaset sahnesindeki tüm rakipleri için hedef koyuyor.

AKP'nin belirlediği gündemi takip etmekle, bu gündeme dair bizzat AKP'nin koyduğu hedeflere ulaşmaya çalışmak arasında büyük fark var. Türkiye'de muhalefet hep ikincisini yaptığı için kaybediyor.

Erdoğan cumhurbaşkanı olmak istiyor ve bunun için bir seçim düzenleniyor. Erdoğan kendisi için halk oyuyla seçilmiş bir cumhurbaşkanı olmak hedefini koyarken, muhalefet için de aynı yöntemle bunu engelleme hedefini belirliyor. Kimse cumhurbaşkanlığı gündeminden uzak duralım demiyor, ancak muhalefetin aklına oyunun tamamen dışına çıkmak, Erdoğan'ın bir halk oylamasına dayandırdığı meşruiyetinin temeline saldırmak gelmiyor. Muhalefet oyunu Erdoğan'ın kural ve hedefleriyle oynamayı tercih ediyor ve AKP'nin ekmeğine yağ sürüyor.

AKP'nin meclise getirdiği onca tartışmalı yasa tasarısından, ülkenin gerici bir haydut sürüsü tarafından yağmalanmasının, cumhuriyetin tüm ilerici kazanımlarının yok edilmesinin ve halklara dönük yoğun bir şiddet ve baskıya dayanan diktatöryal bir düzenin hukuki temelini oluşturan bu tasarılardan birisinin dahi mecliste engellenebildiğine tanık olan var mı? Peki, bunun tek bir örneği yokken, muhalefetin her defasında kendi iç işleyiş kurallarını bile yok sayan Mecliste direnmeye çalışması nasıl açıklanabilir? Muhalefet yıllardır Meclisteki varlığıyla yalnızca AKP'ye yardımcı oluyor, AKP'nin kendisi için koyduğu yasaları parlamentoda engelleme hedefine koşuyor ve elbette kuralları ve hedefleri kendisinin koymadığı bir oyunda kaybediyor. Bu noktada da kimse AKP diktatörlüğünün hukuki zeminini oluşturan bu yasaları ciddiye almayalım, bunlar bizim gündemimiz değil denmesini beklemiyor, ancak muhalefetin aklına bu yasaları durdurmanın tek yolunun meclisi çalıştırmak değil çalıştırmamak, o tatlı koltukları tamamen terk etmek olduğu nedense gelmiyor.

Tersinden örnekler de vermek mümkün...

AKP'nin uzun iktidar dönemi boyunca meşruiyetinin sorgulandığı ve geriletildiği tüm başlıklara bakın, mücadelenin kuralları, çerçevesi ve hedefleri AKP tarafından değil başkalarınca belirlenmiştir.

Haziran Direnişi'nin fitilini ateşleyen ve hatta o gündemi yaratan Erdoğan'ın bizzat kendisidir. Ama kuralları da hedefleri de kitleler koymuştur.

Tekel işçisini sokağa, metal işçisini direnişe iten AKP iktidarıdır. Ancak bu başlıklarda da çerçeveyi belirleyen Erdoğan değil işçilerdir. Hatta bu iki gündem arasındaki niteliksel fark da kavganın kural ve hedeflerinin ne ölçüde bağımsız belirlenebildiğiyle bağlantılıdır. Tekel işçisi, metal sektörü kadar stratejik bir yerde durmamasına rağmen, AKP'yi daha fazla hırpalamış, aynı ölçüde de korkutmuştur.

Haziran Hareketi'nin örgütlediği başarılı uyarı boykotu da yakın zamandan verilebilecek bir diğer örnektir. Boykotun nedeni açık ki, AKP'nin gerici ve piyasacı eğitim politikasıdır. Fakat Hazirancıların kendi gündem ve hedefleriyle hareket ettikleri için AKP'yi fazlasıyla rahatsız ettikleri, diktatörün boykot sonrası Haziran'ın temsilcilerine dönük yürüttüğü sindirme ve baskı politikasından anlaşılıyor.

AKP'li yıllarda siyasetin kuralı bellidir. AKP'ye karşı mücadelede, AKP'nin çizdiği çerçevede, onun koyduğu hedeflere koşan herkes kaybetmeye mahkumdur. Kazanmak ise bu çerçeveyi bütünsel olarak reddetmekle mümkün olabilir.

Şimdi, Türkiye Haziran ayında bir seçime doğru ilerlerken, tekrar aynı tuzakla karşı karşıyayız. Erdoğan'ın liderliğindeki AKP, bu seçimin Erdoğan'ın başkanlığını ilan edeceği, yeni rejimin adının koyulacağı bir oylama olacağını ilan etmiş durumda... Erdoğan ve AKP bu hedef için oy istiyor ama yalnız bununla da yetinmiyor ve her zamanki gibi muhalefete de bir hedef gösteriyor: Erdoğan'ı durduracak bir meclis aritmetiğini oluşturun, AKP'yi mecliste geriletin!

AKP ve Erdoğan'ın ciddi olmadığını, bu gündemin gerçekliğinin bulunmadığını, bu seçimlerin hiç önem arz etmediğini kimse iddia edebilir mi?

Diktatör bozuntusu gayet ciddi, bu gündem gerçek ve seçimler de önemli. Ancak tam bu noktada şunu sormamız gerekiyor: Oyunu kimin kurallarıyla oynayacağız?

Mücadeleyi tam da Erdoğan'ın söylediği gibi meclise taşımaya çalışıp AKP'yi orada mı durduracağız? Yoksa, bu oyunu kendi kurallarımızla oynamanın bir yolunu mu arayacağız?

CHP ve HDP'nin şu anda ilkini zorlayacakları artık kesinleşmiş durumda. Haziran Hareketinin de bunun bir parçası olması için çağrılar var. CHP ve HDP belli ki kavgaya yine Erdoğan'ın kurallarıyla girmeyi kabul ettiler ve AKP'nin kendileri için koyduğu hedefe doğru koşuyorlar. Bu mücadelenin sonunda belki de, sandıkta tazeleyeceği meşruiyeti sayesinde, yorgun ve hırpalanmış AKP'nin bir kez daha önünü açmış olacaklar.

Haziran'ın ise hala bu çerçevenin dışında kalma, seçimlere kendi kimliğiyle girerek devrimci siyasetin ve işçi sınıfının bağımsız sesini duyurmak için seçimi bir zemin olarak kullanma şansı var. Erdoğan'ın kurallarını reddetmek, Haziran'ın kamucu, laik, anti-emperyalist ilkelerini yüksek sesle ve şiddetle savunmakla mümkün. CHP ve HDP düzen içinde bir muhalefet çizgisi izlerken, Türkiye'de siyaset düzen içi bir yeniden yapılanma işaretleri verirken, bu seçimlerde solun düzen dışını işaret eden duruşuna ihtiyaç var. Haziran'ın bu ana gövdelerden birisi aracılığıyla bu oyuna dahil olması bambaşka bir oyunun varlığını gösterme olasılığını ne yazık ki ortadan kaldırıyor. Sol bu seçimde bir kez daha, başka bir Türkiye'nin mümkün, sosyalist seçeneğin gerçek olduğunu insanlara anlatmak göreviyle karşı karşıya...

Şayet hedef AKP'yi geriletmek, AKP düzeninin kitleler nezdinde meşruiyetine darbe indirmek ise AKP'li yıllardan edinilen deneyimi, mücadele tecrübesini yok sayamayız. Bu deneyim bize sol açısından ikinci yolun hem başarı şansının yüksek, hem de daha gerçekçi olduğunu söylüyor. Erdoğan'ın AKP'si belirsiz bir sona doğru ilerlerken, solun seçimlerde bağımsız kimliğiyle temsil edilmesi, çizilen çerçevenin ısrarla dışında kalması daha da önemli hale geliyor.