AKP'nin El Bab çaresizliği

01/02/2017 Çarşamba
AKP'nin El Bab çaresizliği

Türkiye ordusunun El Bab'ta planlanan hızda ilerleyemiyor oluşu bir muamma değil artık. AKP'nin bu konuda son zamanlardaki dikkat çekici sessizliği bir yana, ordunun kendi kaynaklarından da buna dair net bilgi gelmiyor. Askeri kaynaklar yaptıkları açıklamalarda kaç IŞİD'linin öldürüldüğü veya IŞİD'e ne ölçüde zarar verildiğine dair malumat veriyorlar. Ancak yürütülen askeri operasyonun somut hedefleri açısından an itibariyle nerede olduğuna dair somut veri sunulmuyor. Çünkü belli ki harekat başlangıçta konulan hedeflerin oldukça uzağına düşmüş durumda. Bırakın zafer çığlıkları atmayı, zafer beklentisi dahi o kadar yüksek sesle dillendirilmiyor artık.

Bu bazı kaynaklarda iddia edildiği gibi Türkiye'nin hiç ilerlemediği anlamına gelmiyor. Ancak ortada pembe bir tablo da yok...

Dahası kimsenin iyimser bir tablo çizmeye niyeti de yok. Bu konuda ağzını açan AKP'linin ABD'ye ve Batılı güçlere veryansın etmesi, yardım ve desteğin azlığından ya da hiç olmayışından şikayet etmesi dahi Türkiye'nin Suriye'de düştüğü durumun hassasiyetine dair bir işaret olarak okunabilir.

Peki ama neden? Neden Türkiye gibi bir ülke bu operasyonda böylesi bir duruma düştü?

Türkiye'nin bölgedeki en etkili silahlı güçlerinden birisine sahip olduğu tartışılmaz bir veri. Bu ülkenin böylesi bir operasyonu yürütecek yeterli uçağı, tankı ve askeri var. Türkiye El Bab önündeki askeri yığınağı daha da artıracak ekonomik güce de sahip. Gölgesi gittikçe artan bir kriz olasılığına rağmen Türkiye'nin maddi olanakları bu operasyonu finanse etmeye her durumda yeter...

Ordunun havadan yere güdümlü füzeler atma kabiliyetine sahip olmadığı, böylesi bir teknolojik yetersizlik nedeniyle geniş sahaya yayılan bir bombardımanı tercih ettiği iddialarının gerçeklik payı olsa bile durumu açıklamaya yetmediği ortada. Türkiye'nin teknolojik açıdan örneğin ABD'nin gerisinde olduğu doğru ama unutulmasın Türkiye El Bab'ta ABD veya Rusya ile savaşmıyor. Tersine, Suriye'de olması muhtemel teknolojik eksikliklerin başka yöntemlerle giderilebileceği bir operasyon yürütülüyor.

Operasyonun hazırlık aşamasında bu tarz eksikliklerin ABD veya başka müttefik güçlerin yardımıyla kapatılması planlanmış olabilir elbette. ABD'nin bu operasyonda söz verdiği yardımın kapsamını ve niteliğini de tam olarak bilmiyoruz. Lakin Erdoğan başta olmak üzere AKP'lilerin bu konuda çokça şikayet ettiğini ise biliyoruz. Ancak gelmeyen NATO yardımı da operasyonun hali hazırdaki başarısızlığını açıklamıyor. Böylesi bir yaklaşım aslında Türkiye'nin bu operasyonu tek başına yürütemeyeceği imasını içeriyor ki, AKP'li yetkililerin bu yetersizliği kabul eden açıklamalarına rağmen bu doğru değil.

Başka bir ifadeyle, Türkiye'nin teknik açıdan yetersizliği iddiasının hiçbir karşılığı yok ve Türkiye bu operasyonu başarıyla tamamlayabilecek bir ülke. Evet, bir yetersizlik olduğunu artık kimse saklayamıyor. Ancak yetersizlik yanlış yerde aranıyor...

15 Temmuz sonrasında yaşanan süreçte orduya dönük atılan adımların neticesinde Türkiye'nin savaşma kabiliyetinin iyice azaldığı ve El Bab önünde yaşananların bunun göstergesi olduğu tezi de tablonun yalnızca bir kısmını aydınlatabiliyor.

Üstelik bu tezin silahlı kuvvetlerin cemaatçi personelinin iyi yetişmiş olduğu iddiasına dayanması da başlı başına büyük bir problem. Bunu olduğu gibi kabul etmenin hiçbir makul gerekçesi yok... Cemaatçilerin aynı zamanda iyi birer asker olduğunu ancak AKP'liler düşünebilir. Zamanında düşündüler ve tüm atamaları bu doğrultuda yaptılar zaten.

Elbette ordunun içindeki tasfiye ve yaşanan süreç kurmay heyette bir yıpranmaya yol açmış ve bu görünüyor. Bu yıpranmanın başarısızlık esnasında hızla gelişen güvensizlik ve birbirini suçlama reflekslerini şiddetlendirmesi de beklenmeli. Dolayısıyla Fırat Kalkanında görevli subayların birbiriyle pek anlaşamadığı, özel kuvvetler ile kara kuvvetlerinin operasyonun neticeleri hususunda birbirlerini suçladıkları iddialarında bir doğruluk payı olabilir. Ancak subayların arasındaki gerilimler de varsa dahi bir neden değil sonuç olarak görülmeliler.

Askeri ve teknik yetersizlikler, planlama hataları, müttefiklere dair yanlış beklentiler, ordunun içinde yaşanan sorunlar... Fırat Kalkanına dair yapılan tüm bu tespitler sorunun bir yanına işaret etse de merkezi önemdeki asıl probleme dokunamıyor.

Türkiye askeri açıdan El Bab'ta istediğini planladığı hızda ve şekilde alamıyor çünkü Türkiye'yi yöneten siyasi irade El Bab ve Suriye konusunda yeterince kararlı duramıyor.

Bu harekat her şeyden önce siyasi olarak yönetilemiyor. Tarihte tüm askeri harekatlarda olduğu gibi siyasi olarak yönetilemeyen bir harekatta, askeri veya teknik düzlemde açığa çıkan tüm sorunlar büyüyor ve çözülebilecek problemler çözümsüz hale geliyor.

AKP her gün Suriye siyasetinin değişmesi gerektiğinden bahsediyor ve üstelik bu doğrultuda adımlar da atıyor. Ancak uluslararası kamuoyu dahil olmak üzere aslında kimse bugün AKP'nin Suriye politikasının tam olarak ne olduğunu bilmiyor. Kürtlere veya Suriye'deki başka güçlere karşı günlük veya kısa vadeli konumlanışlarla bir strateji oluşturulamıyor.

Böylesi bir stratejinin olmadığı, kurmay heyetin dahi uzun vadeli hedefin ne olduğunu bilmediği koşullarda bir ülkenin sınır ötesi bir askeri operasyon yürüttüğünü düşünün...

Sorun El Bab'ın alınması değil. Asıl sorun El Bab'tan sonra ne olacağı... Rusya, ABD, Kürtler, Esad ve cihatçıların dahil olduğu bu karmaşık denklemde yönsüz kalan ve bu yönsüzlükten dolayı günü kurtarmak için siyaset yapan Türkiye El Bab'tan sonra ne olacağını bilmediği için El Bab'ta zorlanıyor.

El Bab önlerinde çaresiz kalan AKP aslında... Dolayısıyla yaşanan tablonun sorumlusu da, Türkiye'yi bu duruma düşüren de onlar. Aynı nedenle Fırat Kalkanı hakkında AKP'siz kurulan her cümle de yanlış olmaya mahkum.