Korku saf değiştiriyor, ama...

24/06/2019 Pazartesi
Korku saf değiştiriyor, ama...

Evet, korku saf değiştiriyor. Son gelişmelerdeki tek olumlu yan, bu. Ne demek istediğimize, ileri zamanlarda değineceğiz. Haziran günlerinde birden patlayan, sonra ise ortadan kaybolmayan, o zamandan beri içten içe işleyen bu saf değiştirme eyleminin bazı sonuçlarını yaşıyoruz. Korkaklar değil, korku deplase oluyor. Bakacağız.

Şimdilik bundan biraz daha önemli bir şey ekleyelim: Türkiye’de Erdoğan, Almanya’da da Merkel, yıl sonuna kadar epeydir yapışmış oldukları koltuklardan olabilirler. 2019’da, iki siyasi cenazeye tanık olabiliriz yani.   

Fakat, dünün ortaya çıkardığı en önemli mesele aslında şu: Yeni proje (Orhan Gökdemir’in sık kullandığı ve tam oturan vurgusuyla: “Ekremeddin”), Kılıçdaroğlu ve “ekibinin” tam bir cumhuriyet ve ilericilik düşmanı olduğunu dün Türkiye’ye ve dünyaya ilan etti. Bunun sonu çok kötü olacak. Bir türlü gömülemeyen cumhuriyeti böylece gürültüsüz patırtısız gömme çabalarına tanık olacağız galiba. O halde, şunu sorma hakkımız doğuyor: İslamofaşist bir iktidar çetesinin bir başka “solculuk satan” ama en az AKP kadar sağcı bir çete tarafından yenilmesinden kendine pay çıkaran solculuğun, solculukla/ilericilikle falan bir ilgisi olabilir mi? Peki... 

Peki ve biz, düne bakarak konuşalım: Alman medyasının, Türkiye’yi gündemin ilk sırasına alarak izlemesi, siyaset sınıfı açısından da doğrudur. 

Örnek, çok. 

Bu işler polemiksiz olmaz, malûm, oradan devam edelim: Türkiye'yi AKP faşizmine teslim eden liberal solun Alman izdüşümü (veya tersi) Deniz Yücel, sağcı Die Welt’te, “bir haziran akşamında Erdoğan devrinin sonunun başladığını” yazıyor. Bu bir analizse eğer, analizin hakkı yeniyor demektir, ama biz Deniz Yücel’in hakkını yemeyelim, sonuçta Erdoğanizmin veya “yerli despotizmin” ömründen koca bir yıl kopardığı bir adamdır ve entelektüel açıdan bizdeki liberal sol (“Belge’li Birikim Gericiliği”) cehalet dağlarının gerisinde değildir. Bu, bir kenarda kalsın, ancak bizim söyleyeceğimiz tam tersidir: Erdoğan devrinin kırptığı, kazıdığı, her türlü ilericiliğin rötuşlandığı bir yeni Türkiye’nin Erdoğan gibi bir nefret objesinden arınarak devam etmesine çalışılıyor. İmamoğlu ile bunun belki de mümkün olduğunu gördüler. En azından şu sırada, böyle. 

Die Welt ile benzer bir analizi merkez sol gibi görünen Der Spiegel’in genç Türkiye uzmanı apar topar yazdı: “Erdoğan sistemi sarsılıyor. Ekrem İmamoğlu tarih yazıyor” gibi saptamalarla... Bir başka merkez sol Süddeutsche Zeitung için de “Erdoğan, tepe noktasından geriye düşmeye başladı.” Bakışlar böyle. 

Avrupa’nın derin bir nefes aldığını düşünmek, yanlış olmaz. Patron Berlin (“jeoekonomik güç”), İmamoğlu’nun başarısını başından beri yakın takibe aldı ve, Nurullah Ataç’ın 1950’lerdeki genç şairlere yönelik ifadesiyle, “zarını attı”. Biz, şunu söyleyebiliriz: Berlin, hatta AB, artık İmamoğlu’nun arkasındadır. AKP düşmanı falan olduğu için değil, “Ekremeddin” Erdoğan’ın muarızı göründüğü ama AKP zihniyetini sürdüreceği ve muhtemelen cumhuriyetçi Türkiye’nin doku çözülmesini sorunsuz hızlandıracağı için. İmamoğlu, AKP’siz bir AKP’yi ve Erdoğan’sız bir Erdoğan’ı temsil ediyor. Bütün farklılıklarıyla.  

Kuşkusuz, doğru: AKP somut ve hızlı bir düşüş sürecinde. Türk sermayesi, Kürt zenginleri ve AB tekelleri, bundan böyle İmamoğlu’nun sponsorudur. Kılıçdaroğlu’nun ve hatta Özal’ın klonu bir “genç ve yerli Kemal Derviş” Ankara’yı fethetmeye hazırlanıyor. Cumhuriyet ve sol düşmanlığında, AKP’yi neden aratsın? Aratmayacaktır. 

İstanbul seçiminde, eski maocuları, kimi radikal Türkleri vs. sağlama almış görünen İslamcı faşistlerin gözü morardı diye sevinen liberal sol ve etki alanındakiler, fatura önümüze geldiğinde durumu fark edebilir. 

ANAP il başkanlığından önce AKP ilçe başkanlığını isteyen, verilmeyince CHP’ye geçtiği belirtilen bir politikacının zaferi bu. 

Her şey güzel olacak. İyi de, nasıl? 

Yanıt yok. Program hiç yok. 

Ya hiçbir şey güzel olmazsa, ardından ne gelecek? 

Ona da yanıt yok. 

Sezar’ın hakkı Sezar’a: İmamoğlu’dan çok, galiba asıl Kılıçdaroğlu korkunç bir proje. 

Erdoğan’ın öldüremediği, daha doğrusu bir türlü gömemediği Türkiye’yi bu adamlar gömebilir. Çünkü arkalarından ne geleceği çok kuşkulu. 

İmamoğlu ile başarılı ve yerli bir yeni Erdoğan bulunmuş olduğu anlaşılıyor. Türk-Kürt zenginleri ve Avrupa siyaset sınıfı, Almanya merkezli Avrupa tekelleri bu yeni figürü destekleyeceklerin ilan ettiler bile. 

Gelelim bizim “sola”... Bu sirk demokrasisinde, tek başına da olsa,  bir yeri bulunmadığını açıkça ilan eden TKP dışındaki “sola”... 

Geliriz. O kadar zamanımız var...