Erdoğan sonrasını bekleyen Avrupa

22/07/2019 Pazartesi
Erdoğan sonrasını bekleyen Avrupa

Ana akım medya kapatır, kapatmak ister, tamam, ama birçok şeyi de farkında olmadan açık eder; tabii sorulan sorular yetkin ve doğruysa... Sonuçta büyük sermaye ve tetikçilerinden söz ediyoruz. Halkı sömürmeye mahkûm sermaye, örtmek isterken her şeyi açığa çıkarıverir; devrimler biraz da bu sayede mümkün olur.

Somut örnek: Avrupa’nın hegemonyal merkezinde yayımlanan sağcı Die Welt gazetesi, birkaç gün önce bu tür bir açık verdi. Almanya ve Avrupa’nın en büyük medya gruplarından birinin, ülkeyi yöneten her düzeydeki teknokratlar için eski ve tövbekâr ama bazıları gerçekten yetenekli, fakat hepsi “zır antikomünist” solcuların eline bıraktığı bir gazete bu. Aralarında Deniz Yücel gibi Erdoğan barbarlığının acısı çekmiş, ama doğrusu “ergen sinirliliği” dışında önemli bir entelektüel katkısına tanık olmadığımız sol düşmanı tuzu kuru “multikulti” liberallerin de bulunduğu bir gazete, diyelim. 19 Temmuz tarihli sayısında, bu açıklıkta değil de, biraz satır aralarına sıkıştırarak, Türkiye’nin bir tür askeri tepkinin (biz “darbe” de anlayabiliriz) eşiğinde olduğunu, kuşkusuz sandıkla da benzer bir Erdoğan gidişinin sağlanabileceğini işledi. Bu açıklıkta değil, dedik. Ama İstanbul’da yerleşik bir güvenlik uzmanının “Asker Erdoğan’ın hedefinin ne kadar güç, hatta hemen hemen imkânsız olduğunu anlıyor” ifadelerine de yer vererek. Dedik ya, terbiyeli bir biçimde ve mümkün olduğunca satır aralarına sıkıştırarak. Ama “Erdoğan’ın Batı’dan koptuğu” iddiasını bir dönem İstanbul’da da bulunmuş Macar asıllı bir yazarının analizine başlık yaparak... S-400 ve F-35’lerin ateşle oynamak olduğu ilan ederek. İş, vahim.

Neredeyse Türkiye-AB-NATO ilişkilerine ayrılmış bu sayının başyazısında Erdoğan ve Türkiye, De Gaulle ve Fransa ile de karşılaştırıldı. ’Erdoğan’ın De Gaulle’ü model almış göründüğü” iddiasıyla... NATO komuta kademesinden ayrılan ve sonra sessiz sedasız dönen Fransa’ya da dikkat çekildi ve Erdoğan’ın tuzaklarına düşülmemesi istendi. “Sonsuza kadar kalacak değil” ifadesiyle “bu adam gidici” demek isteyerek, Erdoğan’ın tehlikeli oyunlarının da biteceği belirtildi falan...

Berlin çekmecelerinden alınmış bilgiler ve onayları, bu tezlerin de Berlin’de karar vericilerin dosyalarına girdiğini görüyoruz.

Bütün bu analizleri, beklentileri, tezleri birleştirebiliriz.

Kirli bir Rus ve -sanki pek farklıymışlar gibi- saçma sapan bir Putin düşmanlığıyla birleştirince, Erdoğan’ın olağanüstü riskli ve mutlaka ters tepeceği açık S-400 ısrarına Alman siyaset ve medya sınıfı farklı bir çıkış gösterse, şaşırırdık. Erdoğan, Alman siyaset sınıfı için -Putin ve Trump ile birlikte- çoktandır bir nefret nesnesi. Berlin ikisine söz geçiremez, iyi, peki ya Erdoğan’a veya -daha doğrusu- Ankara’ya?

Tek tek yazarlara ve analizlere değinmeksizin sorulmalı: Bu kadar açık bir şekilde ülkenin en büyük medya grubunun en prestijli gazetesinde yer alan Türkiye’nin sandık veya ordu üzerinden bir Erdoğan karşıtı müdahaleyle karşı karşıya olduğu imaları/vurguları, Erdoğan’ın sonsuza dek iktidarda kalamayacağı tespitleri, boşlukta uçup gider mi? Sonuç vermez olur mu? Bunların bir yerlerden beslenen bilgiler ve tepkiler olduğu ve bir yerleri de beslediğini görmemek için saf olmak gerekir.

DÖKÜLEN İNCİLER ÖNEMLİ

Die Welt’in eski solun bazı yetenekli döküntülerinden kotardığı yazarlarının yumurtladığı incileri tamamlamaya çalışalım; hadi bizim çıkardığımız sonuç olsun: Alman medyası ve siyaset sınıfı, Türkiye’de Erdoğan karşıtı bir müdahale beklentisi içinde. Bu İmamoğlu da olabilir, ordu içinden bir itiraz da... Analizleri iç içe okuyunca, olup bitenleri yakından izledikleri ve çok da ters bir noktada durmadıkları anlaşılıyor. Daha açık olsun: Erdoğan gidecek, ama yerine gelenler NATO’cu, AB’ci ve ordu içinden destekli olacak. “Berlin aklı”, ipleri her an elinden kaçırabilecek bir Ankara ve iyice zayıflamış bir Erdoğan resmi veriyor. Bu, burada kalmaz.

Eski Alman solunun içinden ve daha sonra da Der Spiegel’in başından gelmiş “hara sahibi” Stefan Aust’un yönetimindeki bugünkü Die Welt, ille karşılaştırmak gerekirse, şöyle bir gazete: Ertuğrul Özkök, Sedat Ergin, hatta biraz Faik Öztrak, bol bol Ruşen Çakır, Murat Yetkin, Kadri Gürsel, Can Dündar ile eski Taraf ve halen içerideki-dışarıdaki liberal Cumhuriyet  yazarlarını bir şişeye koyup iyice sallayın, sonra da bunu 10’la falan çarpın, işte böyle düzeyi temsil eden bir sağcı gazete. Yönetenleri hedefliyor ve zaman zaman yetkin analizlere dayalı yeni bir gazetecilik anlayışını da temsil ediyor. Her sayfada bir veya birkaç geniş haber-analizlerle kotarılıyor. Günlük dergi gibi bir deneme bu. “Komutan” Stefan Aust, 15 Temmuz’dan birkaç hafta sonra bunun bir Erdoğan-Hakan Fidan darbesi olduğunu, elinde de bir yabancı istihbarat örgütünün o günkü Ankara’yı dinleme raporlarının bulunduğunu belirterek yazmıştı. Bu haberi soL’dan başka bir yerde görmek mümkün olmadı.

Ondan önemlisi, şu: Ülkenin en büyük medya grubunun prestij için ve yöneten teknokratlara seslenmek amacıyla çıkardığı böyle bir gazetede, bu kadar açık beklentilerle Erdoğan iktidarının sonunun geldiğinin iddia edilmesi, cepheden saldırıya geçilmesi, biraz tuhaf. Sağcılıkta birbiriyle yarışan iki küme bunlar.

Demek Türkiye’de toplumsal bir altüst oluşun başladığını herkes görüyor. İmamoğlu sevinçle kayıtlara geçirilmiş durumda. Eğer bu yılı çıkarabilirse, önümüzdeki 10-20 yılda Türkiye’nin yönetiminde ciddi bir imzası olacağını düşünüyor Berlin. Ama o olmazsa, askeri-sivil bürokrasiden yakında bir tepki çıkacağına inandıklarını satır aralarından okuyabiliyoruz.

Bir parçalanmayı beraberinde getirecek Erdoğan karşıtı yükselişi ve öyle bir dönüşümü nasıl bir Syriza’nın taşıyacağını arıyor olabilirler. Üniformalı mı üniformasız mı bir Syriza aranıyor? Henüz bu konuda kesin bir belirleme yok. Bir Sisi’ye fazla itiraz etmeyeceklerini zaten biliyoruz.

ERDOĞAN YOLUN SONUNDA DA...

Geldiğimiz nokta şu: Bir gazetenin satır aralarına bakarak, Berlin için Erdoğan Türkiyesi’nin  yolun sonuna geldiğini, bu nedenle böyle açık bir biçimde cephe aldığını söyleyebiliriz. Bu, bir sinyal. Erdoğan’ın yıktıklarını derleyip toplayacak bir kadro arıyor olmalı Berlin ve Avrupa. Var mı böylesi?

Türkiye kapitalizminin dikiş tutabileceğini düşünenler olabilir.

Türkiye’de bir Yugoslavya faciasının yaşanabileceğini not aldıklarını söyleyebiliriz. Bir Srebrenitsa senaryosu sahneleyebilecekleri de düşünülebilir. (İşin ardını araştırmadan, Alexander Dorin ve hatta Daniele Ganser’e hiç bakmadan, Batı medyasından ne duydularsa üzerine atlayarak Srebrenitsa’nın “Sırpların bir soykırımı” olduğu senaryosuna sarılan, karşılıklı savaş suçları işlendiğini duymak bile istemeyen, İzzetbegoviç gibi bir tescilli faşisti adamdan sayan “demokrat solcular” bizde de bol bol var; demek toprak verimli...) AB’de 2008’den beri bir türlü bitmeyen finans krizinde, Almanya’nın bile bu yıl resesyona gireceği beklentilerinin ayyuka çıktığı koşullarda, Türkiye’deki çözülmenin AB’ye olumsuz yansımayacağına inanıyorlar.

İplerin, NATO ve AB yanlılarının eline geçeceğinden eminler.

Batı demokrasilerinin, daha doğru bir adlandırmayla emperyalizmin, daha şimdiden parça pinçik olmuş Türkiye’de çekilecek acılara üzüldüğünü düşünen varsa, çok yanılıyor. Zengin mutfağına kan sıçramasın, gereğinden fazla sığınmacı da kapıya dayanmasın, Türkiye kökenliler Almanya Avrupası’nda birbirine girmesin yeter. Kapitalizmin kadroları Türkiye’de de Batı’da da yeterince dar kafalıdır.

Özetin özeti: Avrupa Almanyası’nın egemen medyası, Erdoğan Türkiyesi’nin bittiğinden hareket ediyor artık.

Yıkıntının altında kimlerin kalacağı ise hiç umurunda değil. Avrupa Almanyası’nın ve çevresindeki ufarak uydu zenginlerin rahatsız edilmemesi halinde, her türlü kanlı oyun oynanabilir, gerisi vız gelir tırıs gider.

İşte bunun için önemli, sosyalist bir Türkiye tasarımı ve bunun için çok önemli düzenlenecek planlama toplantıları. Mesela Bilim ve Aydınlanma Akademisi’nin “Sosyalist Gelecek ve Planlama Sempozyumu”...

Ufuk karanlık görünebilir. Ama memlekette umut da var. Umutsuz yaşanmıyor...