Enkaz çarpması

08/01/2018 Pazartesi
Enkaz çarpması

Biraz geriden alalım: Sosyalist sistemin bir dünya gücü olduğu yıllarda, 1970’lerin sonu, 12 Eylül arifesi, krizin vurduğu Türkiye’de burjuvazinin ve solun kendisine mahkûm olduğunu düşünen Bülent Ecevit, ülkede kısa süreli bir faşist darbe iktidarı yaşanabileceği, ama küçük bir hapislik sonrasında kendisinin (CHP’nin başında veya başka şekilde) tek başına iktidar olabileceği kanısındaydı. İyice bayağılaşan bir antikomünizm dışında fazla bir siyasi öngörüsü olmadığı ortaya çıktı. Bugün ise tarih bile değil: Türkiye’deki büyük sermaye Ecevit’i güzelce kullanıp, onun üzerinden sosyalizm tehdidini tasfiye etmeyi başardı.  

Ecevit’in demokrasi kahramanlığı tutmadı. Bir sol mesih olamadı. Ama açtığı yoldan yararlanan İslamcılar cumhuriyeti yerle bir etmeyi başardılar. Bülent Ecevit, en az Demirel kadar Tayyibistan’ın önünü açan politikacılardandır. Peşine uzun süre Türkiye devrimcilerinin önemli bir kesimini takabilmiş olması çok acıdır. Neyse...

Sonuçta Türk oligarkları Ecevit’ten daha akıllı çıktı ve “Tayyibistlerin” yolunu düzledi. Halkın uygun bir biçimde yeniden hamur gibi yoğrulduğunu son 37 yılda gördük: Cumhuriyet yerle bir edilirken etkili/kalıcı bir direnişe tanık olamadık, eğer kısa sürede nötralize edilen Haziran İsyanı’nı bir kenara bırakırsak...

Gerici iktidar sadece bürokrat ve militanlarını değil, kendi “geri insanını” yaratmayı, en azından halkımızın yarısı itibariyle, başarmış görünüyor. Ancak daha ileri de gidemiyor.

Geçmişe dönelim: Ecevit’e ve o “cunta gelir, beni biraz hapse atar, ama ben sonra iktidara tek başıma dönerim” hesaplarına, 70’lerin atmosferinde hak vermek de gerek: Türkiye içinde bir DİSK enerjisi vardı, devrimci gençler sokaklardaydı, okullarda ve üniversitelerde devrim kokusu vardı, iki komşumuzda -gerçi KP’lerin Gorbi sürüsünün eline çoktan geçtiğini sonradan öğrendik ama- yine de sosyalist hükümetler egemendi. Özellikle de SSCB... Türkiye’de faşist bir “Albaylar Cuntası” veya “Pinochet rejiminin” hızla çözüleceğini düşünmekte tümüyle haksız ve yalnız değildi Ecevit. Ancak bu tezlerin, beklentilerin hiçbiri tutmadı...

Geçmişten tekrar bugüne: Şimdilerde ABD ve İngiltere’de benzer hesaplar yapılıyor. Örneğin, Trump felaketinden sonra ABD’de sol bir iktidarın mümkün olacağına inananların sayısı ve etkisi artıyor.  

Trump felaketinin, ki bizdeki İslamcı şiddetin bir başka ve onunla -sözde- didişen versiyonudur, ülkeye sol bir iktidar hediye edebileceği, tartışmalıdır. Daha doğrusu, sol bir etiketle Trump enkazının yerine oturacak hükümetin solla, emekçilerin yönetim talebiyle, aydın bir sosyalizmle falan herhangi bir ilişkisi olacağını düşünmek, olmayacak duaya amin demektir. Ama...

Ama daha fecisi var: “Komünizmin bu ülkeye gelmesini engellediğini” giderayak marifetmiş gibi ifade eden Bülent Ecevit’in Türkiye’ye çok pahalıya mal olmuş çocukça hesaplarından, bir başka ifadeyle, cumhuriyetin katlini kolaylaştıran antikomünizm histerisinden 40 yıl sonra, aynı yolun yolcularından ve “liderlerinden” kurtuluş ummak, daha doğrusu böyle figürlerle iyi niyet zemininde cephe gibi şeyler oluşturmaya kalkmak, sermayenin yerde ararken gökte bulduğu nimetlerdendir. Yıkılmış cumhuriyetin enkazını bir kez daha bombalamak herhalde böyle olacaktır. “Hak, hukuk, adalet” diye bir parti içindeki mafyöz yönetim hesaplaşmalarının ardında sıraya dizilenler, ne demek istediğimizi anlayacaktır. Başka bir derdimiz var.

O da şu: Bugün gündemdeki eksikliği bilinen ama zikredilmeyen tek şey, sosyalist bir hükümet programıdır. Çeşitli kaynaklarda yinelenir: Bundan 101 yıl önce, 1917 yılı ocak ayında, Zürih Halkevi’nde Almanca verdiği bir konferansta Lenin “Biz yaşlılar, bu gelen devrimin nihai muharebelerini belki yaşayamayacağız” diyordu. 46 yaşındaki devrimci sanki bir ömrü kapatmaya, sonsuzluk yorganını üzerine çekmeye hazırlanıyordu. İnsanlar yaşadıkları zamana benzerler: Rus devrimcileri kendi içlerinde bile yakın bir gelecekte herhangi bir ışık göremiyordu. Ancak aynı Lenin, birkaç ay sonra dünya tarihini altüst edecek bir müdahalenin damgası olacaktır. Herhalde hep kendi bulgu ve reçetelerinde ısrar ettiği için...

Dolayısıyla bugün en az ihtimal verilen böyle bir siyasi tutum Türkiye coğrafyasındaki nihai felaketin önünü kesebilecek yegâne fırsattır. “En geniş işbirliği” diye artık herkesi bıktıran tekrarların yerine, böyle bir ısrarın maddi bünyesi açıklanmalı ve sosyalist solun kendi sosyalizm reçeteleri tartışılmalıdır. Büyük yıkımda, yeni renkte “aspirinlerle” vakit geçirmemek için...

Daha somut olsun: Sosyalist hükümet hangi bankaları ve sanayi kuruluşlarını, nerelerdeki hangi toprakları neden hemen kamulaştıracaktır? Konut ve barınmayla ilgili hangi somut adımlar atılacaktır? Ya okullar, üniversiteler, sağlık kuruluşları? Dış ticarette hangi somut düzenlemeler gelecektir? Şu “input-output analizleri” hangi bilgisayar sistemleriyle ve nasıl hazırlanacak? Bunlar, genelgeçer laflarla falan veya filan “ötekiler grubunun” kültürünü korumaktan, dindarlara vs. garanti vermekten, yani demokratlık oyunundan çok daha önemlidir.

İçi bomboş demokrasi hayranlığının yerini, adıyla adresiyle somut önlemler almalıdır. Küçük bir hapın, tüm bünyeyi ayağa kaldırabildiği veya bir küçük damlanın insanı yere serebildiği zamanlardayız. Tıp çok ilerledi. Ya sosyalist iktidar olasılığı? Devrimci hükümetin ilk somut kararları?

Bir ülke göz göre göre yıkılıyorsa, bize düşen merkezi planın kalemlerini tartışmaya açmaktır: Bu, en geniş cephe gevezeliklerinden çok daha ortaklaştırıcı bir güç yaratır.

Neden mi?

Çünkü Marx’ın “Hegelci Hukuk Felsefesinin Eleştirisi Üzerine”de yazdıklarından beri iyi biliyoruz: Maddi şiddet ancak maddi şiddetle yıkılabiliyor ve teori, kitleleri ele geçirdiği anda da maddi bir güce veya şiddete dönüşüyor.

Emeğin teorisiyle sermayenin demokrasi teorileri arasında somut ve nitel bir ayrım var.

Enkazın içindeyiz. Yıkıntılar arasında eski günlerin hayaliyle yaşanmaz. Tuğla tuğla, kalem kalem, yeni olan kurulur. Yıkımı ve kuruluşu ayrıntılarıyla halka anlatmak, onun özgüvenini geliştirmek, teorik bir güçten maddi bir güce dönüşmek zorundayız. Eski sakızları çiğneyerek yapamayız bunu. Yeni yollar inşa ederek yapabiliriz.