'1989 militanlarının' Türk-Kürt izdüşümleri

26/02/2018 Pazartesi
'1989 militanlarının' Türk-Kürt izdüşümleri

Çağdaş gericiliğin tanımını mı istiyorsunuz? Biri de insanların kökenleriyle ilgili sınıflamalar yapması ve kendine (daha doğrusu “özel mülkiyet ve kâr rejimine”) yarayanların dışındakileri, etnik, dinsel, dilsel, kültürel, cinsel vs. kökenleri/kimlikleri itibariyle saf dışı bırakmasıdır. Etnik ve dinsel tanımlar, günümüzün tek ayrım noktası değil.

Çağdaş bayağılığın simgesi bir kavramla konuşalım, peki: “Ötekileştirmeye” karşı olanlar gericiliğin en liberal takımlarından birisini oluşturuyor. Yani her türden Tayyibistler ile Devlet Bahçeli, Doğu Perinçek, şu aralar başımıza kahraman diye kakılmaya çalışılan her türden (kimi cezaevinde, kimi tatilde, kimi de yurtdışında akademik refah peşindeki) “Murat Belgegiller” arasında hiçbir fark yoktur. Bunların hepsi kapitalizme âşık, ama en çok da kendine âşık bir güruhtur: Türkiye ilericiliğine, sosyalist aşkınlığımıza düşman bir azap sürüsü...

Sadece bizde değil.

Büyük kapitalist restorasyonu demokratizmleriyle gerçekleştiren “1989 militanlarının” nasıl bir hava yarattığına örnek arayan varsa, hemen sunalım. Şimdilerde bu militanların ortalığa özgürlükçülük, solculuk dersleri vermeye kalkan pek havalı örneklerinden birinin kapılandığı gerici bir gazetede, Die Welt, pazar günkü bir haberin girişine sokuşturmuşlar. Hızlıca ve -daha çok- mealen verirsek, şöyle:

“Duvar yıkıldıktan hemen sonra Alman Demokratik Cumhuriyeti’nin (DDR) 1990 başındaki son parlamento seçiminde, Leipzig’de CDU (Hıristiyan Demokrat Birlik) gururla, fakat maalesef sadece şartlı orijinal sayılabilecek seçim kampanyası sloganını sunuyordu: "Sosyalizm, bir daha asla!" Saksonya’nın açıkça daha zeki izleyici kitlesi, güneşin altında sosyalistlerin ve komünistlerin bir hükümetinden çok daha tehdit edici bir şey bulunduğunu açıklığa kavuşturmak için, üzerine slogan yazılı bir afişi yukarıya kaldırdılar: "Saar’lı, bir daha asla!'"

Sosyal demokrat başbakanlardan Helmut Schmidt’in, özel konuşmalarında çatı tamirciliğindeki çıraklık yıllarına gönderme yaparak aşağılayıcı biçimde söz ettiği bilinen DDR Devlet Konseyi Başkanı ve Parti (SED) Genel Sekreteri Erich Honecker, Saar bölgesinden maden işçisi bir babanın çocuğuydu.

Bu, bir yana. Benzerlik gözünüze çarpıyor mu? Şu sıralarda faşizan bir partinin (AfD) beşiği konumunda olan Saksonya’nın gericilerinden (“1989 militanları” her yerde, malum) gelen 27 yıl önceki tepki ile bir süre önce pek özgürlükçü olduğu ileri sürülen Türkiye’den bir partinin önde gelen bir isminin (“Bu partinin başına Türkler yeşillenmesin” diye anlayabileceğimiz) uyarısı ne kadar da yakın akraba bir izlenim bırakıyor!..  

Bunlar böyledir.

Bunlar birbiriyle yakın akrabadır.

Bunlar, kapitalist-emperyalist demokrasi için her şeyi ve her kimliği hedef alabilirler. Kendi saçma sapan ve bayağı kavramlaştırmalarını yineleyerek söyleyelim: Bunlar “ötekileştirecek” bir şeyi mutlaka bulurlar.

Sadece sosyalistler, örneğin Türkiye’de sosyalizm dışında bir şans göremeyenler, şunu söyleyebilir: Bu toprakların bütün kadim halkları, Türkçe de anlaşabildiğimiz sürece, kurulacak sosyalizme en üst düzeyde katılabilir, hatta katılmalıdırlar, elbette kendi siyasal kültürlerini de geliştirmelidirler. “Resmi dil korkusu” gerilek ve gerici bir silahtır. Rus Devrimi’nden sonra dünyanın ilk enternasyonalist işçi devletinin başına geçen ve nazizmi en az 27 milyon ölü vermek pahasına ezen politikacının anadili Rusça değildi. Kautsky'nin bile Gürcüce ve Rusçaya girmesinde parmağı vardır. Hatırlamayanlar olabilir. Rus tarihini onsuz yazsınlar bakalım... Neyse...

Türkiye’nin sol geleceğinde elbette Türkler kadar öncelikle ve özellikle Kürtler, Ermeniler, Rumlar, Çerkesler, Lazlar, yani bu topraklarda çiçeklenen tüm emekçiler ve aydınlar görev üstlenecek. Hep birlikte sosyalist bir hükümet ve toplum için ittifak yapacaklar.

Sosyalistler kimseye “Buraya yeşillenmeyin” densizliğiyle yaklaşmayacak, bu topraklardaki bütün dilleri ve kültürleri özgürleştirecek, kardeş kılacak bir programla halkın karşısına çıkacaktır; bu, kesin.

Ama böyle incelikleri geçmişteki ve günümüzdeki “1989 militanlarından” beklemeyin. Kürt kılığında sahneye çıkıp, böyle korkunç densizlikler yapacaklarından ve ileride de uygulayacaklarından herkes emin olabilir.

Dünya emperyalist-kapitalist sistemi bizim gibi topraklarda müthiş bir gericilik madeni yattığının epeydir farkında. Her “kimliği” ve grubu diğerlerine karşı “demokrasi adına” savunmayı, kışkırtmayı, düşmanlaştırmayı en liberal görevi sayıyor. “Siyam üçüzleri” adeta...

Bütünlüğünü korumak isteyen Türkiye, mutlaka  öncelikle sosyalizm zemininde bir Türk-Kürt ittifakı oluşturacak ve Türk olmayanları büyük kuruluşa öncülük etmeye çağıracaktır. Ön Asya’nın en büyük ve gelişkin diliyle sosyalist bir özgürleşme atağı böyle başlatılabilir, baskı altındaki diller özgürleştirilebilir.

Türkçülerle zaten konuşulacak bir şey yok. Kürtçülerin neler yapabileceğini, Türkçü ve dinci saldırganlara bakarak anlayabilirsiniz. Türkleri aşağılayan Kürtleri de, Kürtleri aşağılayan Türkleri de iyi tanıyoruz.

Biz büyük kardeşliğimizden ve ortak geleceğimizden, taviz vermeyiz. Bu halklar/kültürler bahçesinde sosyalizm dışında bir ortaklık kurabileceğini sanan varsa, çok yanılıyor. Etraflarına bir göz atsınlar, geleceklerini görürler...

Özet olsun: Milliyetçileri ve dincileri, liberalleriyle birlikte baş başa bırakacağımız, etkisizleştireceğimiz kesindir. Bırakamazsak, etkisizleştiremezsek zaten biz de yokuz. Türkiye yok yani...