Cübbeli dalkavuk!

02/09/2017 Cumartesi
Cübbeli dalkavuk!

Madem, usulca Osmanlıya yatay geçiş yapıyoruz; yitip giden adetlerimizi de öğrenmekte fayda var. Zira, saray cumhuriyete baskın geldikçe, çoğu kendiliğinden geri dönüyor zaten.

Dalkavukluk mesela. İsim hali, kendisine çıkar sağlayacak olanlara aşırı bir saygı ve hayranlık göstererek yaranmak isteyen kimse, huluskâr, yağcı, yalaka, yağdanlık, yalpak, yaltak, yaltakçı, kemik yalayıcı, çanak yalayıcı gibi çok zengin anlamlar içeriyor. Sultanlıkta liyakat olmadığı için bu marifetleri gösteren kişiler hızla yükseliyor, şan şöhret, para bul, mal mülk sahibi oluyor.

İkinci bir anlamı daha var; Saraylarda devlet büyüklerini nükteli sözlerle eğlendiren kimse demek. Birinciyle ikinci anlamı arasında bir fark yok aslında. Dalkavukluk mutlaka ama mutlaka içinde soytarılığı da barındıran bir yetenek.
Muktediri eğlendiremezsen, çoğu zaman tek başına işe yaramaz, vücudun aldığı şekil. 

Peki, “dal”ı kavuğa yakıştıran şey ne? Söylenen o ki, külah mutlaka üzerine tülbent sarılarak giyilirmiş.
Külahın sarıksız haline "dal-külah" denirmiş. Dalkavuk da kavuğun sarıksız hali olsa gerek.

Dalkavuk, Karikatürist Cemal Nadir’in ölümsüz karakterlerinden birinin adı aynı zamanda. Geçen yüzyılın en önemli karikatüristlerinden biri Cemal Nadir. 1902’de doğmuş. 40’lı yaşlarında çok genç ölmüş. Bu kısa sürede Dalkavuk’un yanı sıra, Dede ile Torun, Salamon, Yeni Zengin, Amcabey, Ak ile Kara gibi karakterleri mizahımıza kazandırmış.

Cemal Nadir Dalkavuk’u “V” şeklini almış vücuduyla el etek öpen tuhaf, fraklı bir tip olarak resmeder. Frak, muhtemel onun politikacılığına bir göndermedir. Tek parti döneminin simgesidir Dalkavuk. Zorba politikacılar ile çıkarcı bürokratların bir soyutlamasıdır. Bir karikatüründe Dalkavuk şöyle çiziliyor: Bir zamane sosyete kadını davet veriyor. Yanında köpeği, gelenleri karşılıyor kadın. Her gelen davetli kadının elini öpüyor. Dalkavuk, iki büklüm kuyruğa girmiş beklemede. Sıra kendisine gelince, kadının eli yerine, eğilip köpeğin elini öpüyor! Vücut hazır “V” şeklini almışken kimin elinin öpüldüğünün ne önemi var? Ne kadar eğilirsen o kadar iyi!

Cemal Nadir bir söyleşisinde bu karakterini şöyle anlatmış: "Dalkavukluk, bedava sigaradan tutun da, külfetsiz bir mevkie, zahmetsiz bir servete kadar, türlü seviyede, beleşten menfaatlere bel bağlayan insanların mesleğidir. Eğer cebiniz dolu, ikbaliniz yerindeyse bu meslek erbabının alasını çeşidini tanırsınız! Benim size tanıttığım dalkavuk dış çizgilerinde böyle bir düşkün ruhun akislerini taşıyan insanlardan bir örnektir. Onun her yerde ve her zaman başı yerde, iki büklüm görünüşü, aşağılık ruhunun dışa vuruşudur. Dalkavuk, elde ettiği servete, mevki ve ikbale rağmen, ne acınılacak, ne sayılacak, ne hoş görülecek insandır. Dalkavuk sadece gülünecek bir yaratıktır." Ne hoş, ne “efradını cami” bir tarif değil mi?

Dalkavuk, Osmanlı’nın cumhuriyete bıraktığı en uğursuz miraslardan biridir. Osmanlının yıkılışına vesile olduğu gibi sonunda cumhuriyeti yozlaştırmayı başarmıştır.

***

Kavuk varsa orada mutlaka cübbe de vardır. Cübbe eski “ilmiye ricali”nin giydiği dar elbisenin adıydı. Mehmet Zeki Pakalın’ın “Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü”ne göre entariden kısa, kolları da uzun olanına “abdestlik” denilirdi. Sonradan sarıklı hocalarla papazların giydikleri geniş kollu uzun ve geniş bedenli yakasız üst elbiselere bu ad verilmiş. Mintan yakası gibi iki santim kadar yumuşak yakası varmış. Dizden aşağı gelecek kadar uzun ve düzmüş, kolları sade imiş. Her türlü ve her renk kumaştan yapılabilirmiş.  Pakalın’ın yazdığına göre Medreselilerle imam ve hatipler cüppe ile gezinebildikleri halde ilmiye ricali cübbe ile dışarıda gezemezler, bunun yerine “lata” (yine ilmiyenin giydiği bir tür üstlük giysi) giyerlermiş. Görüldüğü gibi giysiler sarık, cübbe ve şalvardan ibaret olunca tarifi kolay.

“İlmiye” denilince içinde hem yargı mensupları, hem medrese hocaları, hem de imam ve hatipler var haliyle. Bugün hala cübbe giyenler da onlar. Bir de “sarıklı cübbeliler” var ki, onlar Osmanlıdaki “imam ve hatip”lerin bir tür yersiz reankarne hali. 
 

Üç meslek gurubu cübbe giyiyor bugün; Din adamları, yargı mensupları ve öğretim üyeleri. Bundan amaç yapılan işlerde, verilen kararlarda baskıdan uzak, özgür iradeleri ile vicdani kararlar verdiklerine işaret etmek. Diyanet İşleri Başkanının giydiği imam-hatip kıyafetinin bir uzantısı. Kadılarınki yüksek mahkeme başkanlarına ve bütün yargı mensuplarına miras kalmış. Medrese hocalarınınki YÖK Başkanının ve öğretim üyelerinin sırtında. Diyanet Başkanının dışındakilerde kavuk yok, çünkü cumhuriyet kavuğu kaldırıp attı. Son başkan istifa için saraya çıkıp maruzatını bildirdikten sonra sarığını ve cübbesini orada bıraktı. Kural belli; görevi veren alır! Yıkılmış cumhuriyetin son sahnesidir bu…

***

Böyledir, önce kavuklardan sarıklar çıkar, ortalığı dalkavuklar sarar. Sonra cübbeleri aklına esen sırtına geçirir, ilmiye çürümektedir. Üzerinde kadı cübbesi vardır ama adalet bilmez, hoca kılığındadır ama neredeyse bir ümmiye dönüşmek üzeredir. Sarığı ve cübbesiyle din adamı gibi görünen aslında saray soytarısından başkası değildir.

Hoş artık cübbeye ve kavuğa da ihtiyaç yok. Muktedirin karşına geçtiğinde “V” şekline giren vücutlara bakın, o mutlaka bir dalkavuktur. Ve sayıları çoğaldığında cübbeye düğme ihtiyacı hâsıl olur ki mutlaka dikmek gerekir. Muktedir karşısında sadece sarık ve cübbeden ibaret olan soytarının eli hep düğmeye gider çünkü. Bu reflekse mani olmanın tek yolu cübbeye düğme dikmektir.

Dalkavukların çoğaldığının bir işareti de sultanın yüzündeki müstehzi gülümsemedir. O gülümsemeyi gören halk işlerin yolunda olduğunu sanır ama bu koca bir yanılgıdan ibarettir. Az sonra sultan devrilecek, dalkavuklar eğlendirecek başka muktedirler aramak üzere dağılacaklardır.

***

Namık Kemal büyük bir devrimciydi. Aynı zamanda ilk aydınlarımızdan biridir. Cübbede düğme ihtiyacının hâsıl olduğu yozlaşmayı çok erkenden görmüş ve şu taşlamayı yazmıştı:

“Geldik vatan kavgasına,

Düştük rütbe yağmasına,

Daldık dünya sefasına,

Ne utanmaz köpekleriz...”

Rütbe demişken, onun da akıbeti tıpkı cübbe gibidir. Cübbelerin içi boşalıyorsa bilin ki rütbelerin de altı boşalıyordur.

Kavuklulara, rütbelilere ve cübbelilere iyi bakın, dik mi duruyorlar yoksa “V” şeklini mi alıyorlar. Çürüyeni, yıkılanı ve yeşereni onlarda göreceksiniz…

YAZARIMIZIN SON YAZILARI

Pragmatik müstebit 09/12/2017 Cumartesi
Sermaye yuvarlaktır 05/12/2017 Salı
Düzenbaz düzeni 02/12/2017 Cumartesi
İnsanlar ve koyunlar 28/11/2017 Salı
Sandalye teorisi 25/11/2017 Cumartesi
Sapık 18/11/2017 Cumartesi
Dünün Atatürkçüleri 11/11/2017 Cumartesi