Tiyatro kurultayına doğru…

25/08/2009 Salı
Tiyatro kurultayına doğru…

Efendim 2010, AKM, sansür, sahtecilik, kültürel varlıkların yaşatılması, kentsel üleşim, talan, yalan, yağma, işsizlik, yoksulluk, yolsuzluk, açılımlar filan derken söz dinlemeyen AKP, mehter takımı eşliğinde üstümüzde tepiniyor ve bildiğini okuyor!

Bildiği de ne ‘ipe-sapa gelmez kelam!’

Geçtiğimiz haftalarda Kültür Bakanlığı, telif hakları için İstanbul’da bir otel toplantısı düzenledi.

Bazı alan temsilcileri görüşlerini bir ‘hoşgörü içinde’ ifade ettiler!

Her haliyle göstermelik olduğu belli olan bu tür toplantılar daha önceleri de yapılmış, o gün bu gündür bir adım bile yol alınamamıştır.

Hep dinleyen konumundaki bakanlık, her defasında aynı şeyi söylemiştir, ‘çözeriz’.

Yine öyle olacaktır.

Oysa 21.yüzyılın Türkiye’sinde sanat alanlarının sorunlarını çözmek için katılımcı, sivil bir demokratik kalkışmanın gerekliliği açıktır.

Bunun çok geç kalınmış ilk adımını atmak için, artık ‘zaman kollayarak’ beklemek ise hayata karşı bir yitimdir.

Türkiye tiyatrolarının Urla’da gerçekleştirdiği üçüncü buluşmasının ardından yayımlanan sonuç bildirisi, bu ilk adımın yeni bir işareti olarak algılanmalıdır.

12 Eylül günü, Türkiye Tiyatro Kurultayı yapmayı hedefleyen çalışma, bir ortak akıl örneği olarak yola çıktı.

Mesleğimizin içinde yer alan ve kurum-sendika-dernek-vakıf-birlik adı altında çalışmalar sürdüren tüm yapılaşmalar ile oyuncular-tasarımcılar-teknisyenler-yazarlar-yönetmenler ve yayıncılar bu çağrının asıl taraflarıdırlar.

Ülkede bilerek ve isteyerek içine sürüklendiği bu kara kaostan çıkmayı başarabilecek yetiye sahip bir tiyatro geleneğimizin olduğuna inanıyorum.

Devlet tiyatrolarında, şehir tiyatrolarında, amatör-profosyonel tiyatro geleneğimizde, üniversitelerimizde eşitlik ve adalet duygusunu özümsemiş ve bu uğurda insanlığın mutlu geleceği için çabalayan yüzlerce yaratıcımız var.

Dünden bu güne, yasakçı-sansürcü siyasal erklere karşı, tiyatronun aydınlık yüzünün gösterdiği direnç ve bu anlamda üreterek hayata kattıkları da azımsanacak bir olgu değildir.

Yaşamın kirletildiği, yoksul halkın emperyalist yalanlarla susturulduğu, çağdaş ve uygar insana karşı sistemli saldırıların ivme kazandığı, yargı ve hukuk sisteminin kuşatıldığı, Cumhuriyetin kurum ve kuruluşları ile işgal edilerek Osmanlıya evrilmeye çalışıldığı, insan onurunun bile ‘pazar malı’ haline getirildiği bir dönemde sanatımızın tüm gücü ile varlığını göstererek, hayata müdahale edebilecek bir ortak duruşla meydana çıkması önemsenmelidir.

Aslında, tüm dünyalı tiyatro yaratıcıları olarak, baskı rejimlerine karşı ilk sesini yükselten alan olmamız açısından, tarihsel bir geçmişimiz var.

İspanya-İtalya-Almanya-Yunanistan ve ülkemizdeki örnekler yüzümüzü ağartır.

Ülkemizde, 12 Mart ve 12 Eylül faşist darbelerine karşı onuru ile direnen, cezaevlerine atılmalarına, gözaltına alınmalarına, tiyatrolarının kapısına mühür vurulmasına, zorunlu sürgünlere, oyunların yasaklanmasına karşın alanımız direnmiş, sözünü söyleyecek bir ark hep yaratmıştır.

Paranın saltanatına karşı, emeğin ve barışın yanında yer alınmış, eşitliğin ve özgürlüğün türküleri-şarkıları hayata katılmıştır.

Ülke gerçeğimiz, dünden daha farklı değildir.

AKP, hem merkezi yönetim hem yerel yönetimler aracılığıyla yarılmayı genişleterek, tek tek insan devşirme avcılığını, gündelik uygulamalar haline getirmiştir.

Alanımızın, insan yaşamından ötelenmesi için ne gerekiyorsa yapılmıştır!

Tiyatro, adeta ‘düşman’ ilan edilmiş, salonlarımızın yıkılmasına kadar uzanan bir süreç, programlı bir biçimde örülmüş, ‘ötekileştirme’ sistemin parçası haline getirilmiştir.

Devlet ve şehir tiyatrolarının üstüne atılmaya çalışılan siyah örtü, bu kurumların dağıtılarak yok edilmesine kadar uzanacaktır.

Senfoni-Opera ve Baleyi de aynı son beklemektedir.

Bu kurumlarda çalışan meslektaşlarımızın özlük hakları on yıl öncesine göre, daha geri bir seviyededir ve bu özenle böyle tutulmaktadır.

Yerellerde tiyatro için çabalayan dostların sorunlarıyla tüm özel tiyatroların dünden-bu güne ertelenmiş ve artık kara bir yumak haline dönüşmüş sorunları örtüşür durumdadır.

Hepimizin farklılaşmış çözüm önermelerini konuşmak ve bu önermeleri ortak bir kanala yönlendirmek, bunun içinde bir koordinasyon yapılaşmasını örgütlemek bizlere yeni kapılar aralayacaktır.

Kurultay için seçilen gün ise anlamlıdır.

12 Eylül faşist darbesini bir kez daha mahkum etmek, açık biçimiyle tarihin çöplüğündeki yerine süpürmek, her şeyden önce insani bir görev değil midir?

[email protected]

ÖNCEKİ YAZILARI