Bize Danışmadan Asla...

28/10/2008 Salı
Bize Danışmadan Asla...

Yine İstanbul'u sel aldı.

Ve yine aynı bölgelerde, aynı yoksulluğun evleri suların altında kaldı.

Kentin Vali ve Belediye başkanı suskun.

İl Afet Koordinasyon Merkezi yalnızca su baskınları olan bölgeleri, mahalleleri ve sokakları sıralıyor, oralarda nasıl bir çalışma yapıldığını bilmiyoruz.

TV ekranlarından isyan edenleri izliyoruz.

Tüm yoksul mahallelerinde halkın ellerinde kovalar, evlerinden su boşaltıyorlar, ortalarda bir adet itfaiye aracı var.

Görüntüler, dibe vurmak üzere olan bir ülkenin resimlerinden farksız.

Kapitalizm can çekişirken, kriz denen yalan ülkeleri yutuyor.

Ülkemiz başbakanı ise kendi söylediklerine kendi inanan biri olarak, ortalarda dolaşıyor.

Doğu kanıyor. Acı, kin, nefret ve öfke.

Ergenekon müsameresi ile birlikte, ülke uçurumdan yuvarlanmaya başlandıkça, işsizlik artıp yoksulluk ve yolsuzluk çoğaldıkça, yargı bağımlı hale getirilip adalet ve hukuk çiğnendikçe yine önce insanlık onuru kirleniyor.

Topluma her gün, yeni bir kirlilik pompalanıyor.

İşçi hakları, emekçi hakları tek tek gasp ediliyor.

Sosyal güvenlik yasası ülkenin geleceğini süpürmüş durumda.

Emekliler, işsizler, açlık.

Bunca karanlığın ortasında, geçen haftaki yazının içerdiklerine ilişkin, olağan dışı bir ilgilinin oluşması beni umutlandırdı.

Tiyatro sitelerinin yöneticileri dostlarımın "Çocuk aklını çalan hırsızlar" yazısına yer vermeleri ise, ortak duyarlılığının açık ifadesi oldu.

Meğer ülke çocuk tiyatrosu cenneti olmuş da haberimiz yok!

Şaşırtıcı. Antalya, Trabzon, Çorum, Konya illerinde de okullarda tiyatro yapan gruplar var.

Ege, Akdeniz ve Marmara bölgelerinde iller arası turneler yapılıyor.

Eskişehir merkezli, bilinen yedi çocuk tiyatrosu grubu var.

İçlerinde adları öne çıkan ve bölge çocuklarının tanıdığı ekipler var.

"Okullu gençler", büyük kentlerde toplanmış kurumların kapıları yüzlerine kapanınca, kendi gruplarını kurmaya başlamışlar.

Bu sevindirici durum, birçok yerde iyi sonuçlarla buluşuyor.

Eskişehir ve İzmir de yaşananlar bu kapsamdalar.

Bu genç yaratıcılar, hem kendilerini ve arkadaşlarını keşfediyorlar, hem de bu mesleğe en zor yerden başlayarak hayatla hesaplaşıyorlar.

İnşan yaşamına Barış'ı, kardeşliği, eşitliği, özgürlüğü ve Doğa sevgisini oyunlar oynayarak katmak kutlu bir mücadeledir.

Ama işi para dilenciliğine dökenler hiçbir yerde işsiz kalmıyorlar.

Ucuz, basit ve sıradanlığa alıştırılmış bir çok okul yöneticisi, çoğu kez doğru olanı değil, yanlış olanı seçiyor.

Bazı okulların dersliklerinde tiyatro adı altında, tombala çekilişleri yapılıp çocuklara tuhaf tuhaf hediyeler dağıtılıyor.

Tiyatroya 'yasak' koyarak okullarına sokmamaya özen gösteren okul müdürleri de var!

Antalya Serik'ten ileti yazan bir öğretmenin, okul müdürünün tiyatrolara izin vermemesini, "salon yıkan kafalarla" aynılaştırması ise, duyarlı eğitimcilerin varlığını gösteriyor.

Ancak, bu "okullarda oyun oynamak" meselesine bu alandaki yaratıcıların bir son nokta koymaları gerektiği açıktır.

Mesele yakınmanın ötesine geçilerek hemen çözülmelidir.

Benim önermem ise suyun başını tutmakla ilintilidir.

Okullarda ne yapılacağına karar veren Milli Eğitim Bakanlığı olduğuna göre, muhatapda maalesef bu bakanlıktır.

Meslek örgütleri ve alan sorumlularınca "Çocuk oyunu tiyatro metni" olarak kabul görmüş metinler, bakanlığın kurulacak ilgili birimine önerilmelidir.

ÇOGED ve Yazarlar Sendikası bu konuda ortak bir çalışma yürüterek, Ulusal ve Evrensel Çocuk oyunları metinlerini ortaya çıkarabilirler.

Bu konuda, tiyatro okutulan birçok üniversite ile D.T ve Şehir Tiyatroları'nın ilgili kurulları ile de ortaklaşmak da bir çözüm olabilir.

Böylelikle, önce metin seçimi konusundaki keyfilik, düzensizlik ve sıradanlık aşılmış olur.

Tiyatro Meslek Birliği ya da alandaki meslek örgütlerinden herhangi birine üye olmayanların, "tiyatrocu" diye ortalarda dolanır olmaların da önüne geçilmelidir.

Çağdaş akıl, her koşulda örgütlü olan akıl değil midir?

Türkiye'nin gözünü dikip, ağzının içine baktığı Avrupa ülkelerinde meslek örgütleri önemli söz haklarına sahiptirler.

Çok değil, daha yakın tarihlerde Londra'da kapanan perdeler ortak hak arayışının sonuçlanması içindi ve başarıldı.

Aktörler Birliği ya da Aktörler Sendikası gibi örgütler Almanya, Fransa, İtalya ve Yunanistan gibi ülkelerde demokratikleşme ve kültürel zenginliğin artırılması konusunda önemli birer mevzi olarak varlar.

Fransa Aktörler Sendikası bu yıl yapılacak olan, "Sanat Emekçileri Buluşması" için yayımladığı metinde, "Bize danışmadan asla" başlığı altında, ülkedeki kültürel çoğulculuktan vazgeçilmemesi konusunda önemli uyarılar içeriyor.

Elbette sanat alanımızın doruklarında gezinen ülkelerin eriştiği erginliğe ulaşmak zaman alacaktır.

Gaziantep'ten gelen İsmail Altınışık arkadaşımın iletisi, yapılması gerekenlerin hayatla buluşması için, acele etmemiz gerektiğini ortaya koyuyor.

"Adamlar, biri kız üç tane çocuk bulmuşlar. Okulları kapı kapı dolaşıp, oyun adı altında ilahiler okuyup, dualar ederek namaz kılıyorlar. İl Milli Eğitim Müdürlüğü'nden izinli olan grup, bu günlerde bölge turnesine hazırlanıyor""

Görüldüğü gibi, kara akıl kendini ifade edecek yeni bir yol daha bulmuştur.

Bu akıl hırsızlığının önüne geçilmesi gerektiği ise açıktır.

[email protected]

ÖNCEKİ YAZILARI

Gorki, Brecht ve Ana… 09/07/2019 Salı
26 yıl oldu… 02/07/2019 Salı
İlk perde… 18/06/2019 Salı
Yalan ve talan… 11/06/2019 Salı
6. yıl… 03/06/2019 Pazartesi
Gemicik… 21/05/2019 Salı
Çaldılar 14/05/2019 Salı