Pablo Neruda’yı yeniden anımsamak

13/04/2013 Cumartesi
Pablo Neruda’yı yeniden anımsamak

Pablo Neruda
Şair kimliğini ve ömrünü ezilen halklara adamış “duygusal bir komünist.”
Baskılar, kovuşturmalar ve sürgünlerin “sakıncalı diplomatı.”
İtibarın ve paranın aksine onurlu yaşamın “mücadeleci sesi.”
Ve kendi ifadesine göre de

Ayakkabısız ve okulsuz yoksul halkın, işçilerin şairi.

8 Nisan 2013 tarihli gazetelere yansıyan bir haber, bana Pablo Neruda’yı yeniden anımsattı ve bu yazıyı kaleme almama neden oldu. Haberde Şili Komünist Partisi’nin mahkemeye başvurusu üzerine Nobel ödüllü şair ve yazar Pablo Neruda'nın ölümüyle ilgili 40 yıllık sır perdesini kaldırmak için mezarı açılarak kemiklerinin adli tıp merkezine gönderildiği yazıyordu. Çünkü parti, Neruda’nın Pinochet rejimi döneminde zehirlenerek öldürüldüğünü düşünüyor. Özellikle yardımcısı ve şoförü Manuel Araya’nın söyledikleri “öldürülme” olasılığını daha güçlü kılıyor:

“23 Eylül'de. Öğleden sonra... Neruda bizi hastaneden aradı ve hemen gelmemizi istedi. Hastaneye vardığımızda Neruda -uyurken bir doktor mideme iğne yaptı- dedi."

Neruda o akşam Santa Maria Hastanesi'nde öldü. Ölüm nedeni prostat kanseri olarak geçti resmi kayıtlara. Otopsi sonucu açıklandığında asıl ölüm nedeni de öğrenmiş olacağız.

Şimdi biz Neruda’nın şiir ve düşünce evrenine kısa bir yolculuk yapalım.

Neruda için şiir, politik mücadelesinin ayrılmaz bir parçasıdır. İnsanlığın şarkısıdır. İşçi ve emekçiyle omuz omuza yürüyen bir şiirdir. Zorbalara karşı keskin bir dildir.

“En derin dalgalardan atılacağız üzerine
seni dikenlerle çarmıha germek için…”

Kavganın tam ortasındadır. “Yalnızca ateşli bir sabırla” verirken savaşını tek amacı insanlığa ışık ve adaleti dilemektir. Sözcüklerini esirgemez. Çünkü o halkın şiirini yazar. Bu yüzden ona ülkesinde “devlet düşmanı” gömleği giydirilir.

“O zaman suçlamıştım onu
umudu boğanı,
bütün Amerika boyunca haykırdım
ve attım onun adını utancın
mağarasına.
O zaman beni sorumlu tutmuşlardı
suçlardan ötürü, satılmışların
ve işe alınmışların sürüsü:
“hükümetin sekreterleri”,
polisler, yazmışlardı
katranla benim hakkımdaki
hakaretlerini, fakat hainler
yazdıklarında büyük harflerle
adımı, gördü duvarlar
ve sildi gece
sayısız elleriyle…”

Şiirin şarkı ve bereket olduğuna inanır. Şiirin isyan olduğunu söyler. Yeşil yapraklardan ve sevinçlerden toplar dizelerini. İnsanla yoğurur, insana sunar yeniden. Hep insanların ellerini şiirlerinde göstermek ister. İşçi ellerini özellikle, nasır izlerini. Ve herkesin yiyebileceği ekmeğin şiirini yazar. Doğanın güzelliğiyle insanın yüzündeki acı ve yara izlerini bütünleştirir.

“Uçarak geldi ellerinin uysallığı
zamanın üzerinden,
denizin üzerinden, üzerinden dumanın,
ilkbaharın üzerinden,
ve koyduğunda
ellerini bağrıma,
tekrar tanıdım o kanatları,
o altın güvercin kanatlarını,
tanıdım o balçığı yeniden
ve buğdaydaki o rengi…”

Doğuştan devrimci bir ruha sahiptir Neruda. Henüz 14 yaşındayken bir şeylerin değişmesi gerektiğini algılar. Önce ismini değiştir. Çek şair Jan Neruda’nın soyadını alır, başına da Pablo’yu koyar ve dergilere gönderdiği şiirlerinde Pablo Neruda ismini kullanır. Sonra şiiriyle dünyayı değiştirmenin savaşını başlatır. Özgürleşmeye çağırır halkları. Sade bir dil kullanır. Ona göre “şiir boşuna yazılmış olmayacaktır.

“Yüreğim bu kavganın içinde
Kazanacak halkım.
Bütün halklar kazanacak bir bir.
Bu acılar ıslak bir mendil gibi
Kumlar arasından
Şehit duraklarından.
Çıkaracak her şeyi,
Şanlı günler yakındır çünkü
Kinler kusacak bir an
Ceza veren elle…”

Meydanlarda, tarlalarda, doklarda yani her alanda yoksulun isyan sesiyken, yüreğinde de duygusal fırtınalar kopmaktadır. Aşkı devrimle harmanlar. Tıpkı Aragon ve Nazım gibi aşkı da iyi kotarır şiirlerinde. Matilde Urrutia’ya âşık olduğunda evlidir Neruda. Sevdiği kadına inceliğin ve güzelliğin sesiyle seslenir “Yüz Aşk Sonesi”nde. Çünkü Matilde, baskıların ve sürgünlerin Neruda’ya dünyayı dar ettiği günlerde hep yanındadır.

“Canımın içi, kerevizlerin ve hamur teknesinin sultanı,
Yünün ve soğanın minik panteri.
Mutfak onunla şenlenmekte, mutlu olmaktadır
Öyle ki tencereler şarkı söyler.
Su perisi, teninden bezekler keser ve onlar mutfakta çiçeklenir.
O, süpürgeyle dans eden balerindir, evin sultanıdır…”

Ve bir gün Nazım’la tanışır. İkisi de sürgündür, ikisi de memleketinden uzaktadır. Neredeyse aynı yaştadırlar, neredeyse aynı zamanda şiire ve kavgaya başlamışlar. Halkları için mücadele eden bu iki şair dost olurlar. Bir söyleşide Neruda’ya, “Bir antoloji kitabı hazırlayacak olsanız ve sadece 10 tane şair alacak olsanız, Nazım Hikmet’i koyar mısınız?” sorusuna “Bir tane bile alacak olsam mutlaka Nazım’ı koyardım” cevabını verir. Bu yüzdendir ki Nazım’ın ölümü onu çok etkiler. Ve ardından “Nazım’a Bir Güz Çelengi” şiirini yazar.

“Neden öldün Nâzım? Senin türkülerinden yoksun
ne yapacağız şimdi?
Senin bizi karşılarkenki gülümseyişin gibi bir pınar
bulabilecek miyiz bir daha?
Senin gururundan, sert sevecenliğinden yoksun
ne yapacağız?
Bakışın gibi bir bakışı nereden bulmalı,
ateşle suyun birleştiği
Gerçeğe çağıran, acıyla ve gözüpek bir sevinçle dolu?
Kardeşim benim, nice yeni duygular, düşünceler
kazandırdın bana
Denizden esen acı rüzgâr katsaydı önüne onları
Bulutlar gibi, yaprak gibi uçarlar
Düşerlerdi orada, uzakta.
Yaşarken kendine seçtiğin
Ve ölüm sonrasında seni kucaklayan toprağa.

Sana Şili'nin kış krizantemlerinden bir demet sunuyorum
Ve soğuk ay ışığını güney denizleri üzerinde parıldayan
Halkların kavgasını ve kavgamı benim
Ve boğuk uğultusunu acılı davulların, kendi yurdundan...
Kardeşim benim, adanmış asker, dünyada nasıl da
yalnızım sensiz.
Senin çiçek açmış bir kiraz ağacına benzeyen
yüzünden yoksun
dostluğumuzdan, bana ekmek olan,
rahmet gibi susuzluğumu gideren ve kanıma güç katan
Zindanlardan kopup geldiğinde karşılaşmıştık seninle
Kuyu gibi kapkara zindanlardan
Canavarlıkların, zorbalıkların, acıların kuyuları
Ellerinde izi vardı eziyetlerin
Hınç oklarını aradım gözlerinde
Oysa sen parıldayan bir yürekle geldin
Yaralar ve ışıklar içinde.

Şimdi ben ne yapayım? Nasıl tanımlanır
Senin her yerden derlediğin çiçekler olmaksızın bu dünya
Nasıl dövüşülür senden örnek almaksızın,
Senin halksal bilgeliğinden ve yüce şair onurundan yoksun?
Teşekkürler, böyle olduğun için!
Teşekkürler o ateş için
Türkülerinle tutuşturduğun, sonsuzca.”

(Çeviriler: Adnan Özer, Ataol Behramoğlu ve İsmail Aksoy )

[email protected]

ÖNCEKİ YAZILARI