Tarımdaki teslimiyet tersine çevrilmelidir

12/03/2019 Salı
Tarımdaki teslimiyet tersine çevrilmelidir

Türkiye tarımı 21. yüzyılda daha önce görülmemiş ölçeklerde dış saldırılara konu oldu. Üretim ve istihdam yapıları, girdi tedarik düzenekleri, örgütlenme biçimleri altüst edildi. Saldırı planlıydı ve temel aşamaları önceden açıkça ilan edilmişti. Bu kadar aleni bir saldırının gerçekleşebilmesi ancak içerde uygun ideolojik zeminin hazırlanmasıyla mümkün olabilirdi. Bunun için de her çevreden ve her türden yerli işbirlikçinin, sermayedarıyla, siyasetçisiyle, bürokratıyla, akademisyeniyle, kooperatifçisiyle desteği şarttı. Genel iklimin neoliberal ideolojiye, serbest ticaret tanrılarına ibadete uygun kıvama getirilmesi için de genel medyadan başlayarak her türlü yayın etkinliğinin başarıyla denetim altına alınması gerekliydi.

Aslında bu çapta bir saldırıya uygun zeminin oluşturulmasının hazırlıkları daha önceye, 20. yüzyılın son çeyreğine kadar uzanmaktaydı. 1980'de başlayan üçüncü küreselleşme dalgasına 24 Ocak Kararlarıyla korunaksız bir biçimde itilen Türkiye, dış destekli darbecilerinin, sermayedarlarının ve siyasetçilerinin ortak iradesiyle kendini IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşların "kollarına" teslim etmişti. Tarıma dönük destekler daha 1980'lerde büyük bir tırpan yemiş, tarımın iç ticaret hadleri uzun süre tarım aleyhine dönmüş, tarımsal gelirler çok büyük reel aşınmalara uğratılmıştı.

1990'lı yıllarda Türkiye'de tarımsal girdilere ve ürün alım ve ticaretine verilen destek türlerinden vazgeçilmesi, bunun yerine üretim kararlarını ve girdi/ürün piyasalarında fiyat oluşumunu etkilemeyecek şekilde üreticilere üretimden bağımsız gelir destekleri verilmesinin tartıştırıldığı yeni bir döneme girildi. Tartışmayı başlatan merkezler esas itibariyle IMF-DB ikiziydi; ama ekonomi bürokrasisinin ve liberal görüşlere yatkın siyasetçilerin bu görüşlere çabucak kazanılması olmasa sonuca ulaşılamazdı. Sermaye çevreleri de mevcut destekleme modelinin  terkedilmesinden yana oldu.

2000'li yıllar "farklı hükümetler ama aynı politika" deyişini en çok tarımdaki dış patentli dönüştürme darbeleri üzerinden görünür kıldı. Program 57. Hükümetin üçlü koalisyonu altında başlatıldı, 2001 krizine rağmen milim sapmaya izin verilmedi, yasama sürecini hızlandırmak için yoğun müdahaleler yapıldı, AKP dönemine gelince daha büyük bir iştah ve sadakatle sürdürüldü.

Türkiye tarımına dönük tasfiye politikaları, başka hiçbir ülkede uygulanmadığı ölçüde çok kapsamlı dönüştürme hedeflerine sahip oldu. 10 maddede özetleyelim:

(i) yürürlükteki iç destek türlerinin çok hızlı bir biçimde  sınırlandırılması;

(ii) tarımsal üretimi ve istihdamı daraltan doğrudan gelir desteği (DGD) uygulamasının çok hızlı ve kapsamlı bir biçimde devreye sokulması;

(iii) ana hedef olarak iç desteklerin milli gelire oranının yüzde 1'in altına indirilmesi;

(iv) girdi üretimi ve destekleme alımlarında temel işlevleri olan tarımsal KİT'lerin ve diğer kurumsal yapıların özelleştirme, işlevsizleştirme, tasfiye süreciyle kenara itilmesi;

(v) DB eliyle hazırlanan Tarım Satış Kooperatif Birlikleri yasasına "Kooperatif ve Birliklere devlet veya diğer kamu tüzel kişilerinden herhangi bir mali destek sağlanmaz" hükmünün konulması ve Tarişbank'ın tasfiyesi;

(vi) tarımın finansmanının genelde daraltılması, TCZiraat Bankası'nın tarımsal kredi hacminin küçültülmesi ve kredi reel faizlerinin yükseltilmesi;

(vii) iç ticaret hadlerinin yani tarımın ticaret hadlerinin sürekli ve adeta geri dönüşsüz biçimde  tarım ve çiftçi aleyhine döndürülmesi;

(viii) dolaylı vergilerin sistem içindeki ağırlığının artışı yoluyla tarımın girdiler üzerinden vergilendirilmesinde yeni bir sıçrama yapılması ve böylece görünür desteklerin görünmez yollarla fazlasıyla geri alınması;

(ix) ulus ötesi şirketlere tohum ve kimyasal girdilerde hiçbir dirençle karşılaşmayacakları bir pazar hazırlanması;

(x) sonuçta tarımsal ürünler dış ticaretinin gelişmiş ülkeler lehine döndürülmesi, Türkiye'nin gıda egemenliğinin tahrip edilmesi.

Bütün bunların sonucunda, tarımsal istihdamın toplam istihdam içindeki payı 2000'de yüzde 36'dan 2006'da yüzde 23,3'e, 2017'de ise yüzde 19,4'e; tarımsal hasılanın GSYH içindeki payı da 2000'de yüzde 12'den, 2009'da yüzde 8,1'e, 2016'da yüzde 6,2'ye geriledi. Bu çapta ve hızda bir dönüştürme programının benzeri bulunmuyordu.

***

Bereket versin Türkiye'de neoliberal girdabın türbülansına kapılmayan azımsanmayacak sayıda araştırmacı ve bilim insanı oldu. TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası başta olmak üzere çeşitli meslek örgütleri ve bağımsız kalabilen dernekler de her zaman eleştirel tarafta yer aldılar. Türkiye'de Tarım Nasıl Çökertildi? (Redaksiyon Yayıncılık, Aralık 2018) eserinin sahibi Ziraat Mühendisi Dr. Necdet Oral da her daim onlardan biri oldu. O yalnızca neoliberal dogmanın çekim alanına girmemekle kalmadı, bu ideolojiyi dayanak yaparak saldırıya geçen çevreleri ve planlarını teşhir etmeyi görev bildi. Tarımdaki çökertme planlarını adım adım izledi, çiftçinin, köylünün, onun örgütlü kurumlarının gönüllü temsilciliğini yaptı. Günlük, haftalık, aylık süreli yayın organlarında yer alan makaleleriyle, bilimsel kitap derlemeleriyle veya kendi özgün eseri olan kitaplarla emeğini emekten yana, çiftçiden yana kullanmaya adadı. Son çıkan kitabı da bu sebatlı yazım mücadelesinin en son kanıtı oldu.

***

Buraya kadar okuduklarınız, Dr. Necdet Oral'in son kitabına yazdığım "Önsöz"den özetlenerek buraya alındı. Bu kitabın, konuyla ilgili olmayanlar kadar uzmanların da ilgi alanına girmeyi başaracak nitelikte olduğunu belirterek önerimizi tamamlayalım. Şunu da eklemeyi unutmadan: Bugün gıda ürünleri fiyatlarındaki yıllık yüzde 29'u aşan enflasyonun sorumluluğunu, kendi dönemlerinde tarımın çökertilmiş olmasından ziyade aracılara/marketlere yıkmaya çalışan bugünkü teslimiyetçi iktidar yapısı değişmeden tarımda çözüm umudu yoktur. Tarımsal üretimin neden çöktüğünü sorgulamadan, üreticiyi daha da çökertecek tarzda ülke gümrüklerini (son olarak patates örneğinde görüldüğü gibi) tarım ürünleri ithalatına ardına kadar açan bu zihniyet, ancak gayrimilliliğin/ toplum-karşıtlığının tarihçesini yazabilir. Bizim yazmamız gereken tarih farklı olmak zorundadır.

***

İstanbul Barosu Konferans Salonu'nda (İstiklal Caddesi) düzenlenecek 43. İktisatçılar Haftasının ilk günü olan 13 Mart 2013 Çarşamba günü (yarın) saat 14:00'de "Türkiye Tarımının Dönüşümü ve Geleceği" konusunda bir açılış bildirisi sunuyorum. İlgilenmek isteyeceklere duyurmak istedim.