Olağan halde yönetememek

10/01/2017 Salı
Olağan halde yönetememek

IŞİD'in, El Bab'ı kuşatan güçlere bombalı kamyonlarla saldırıp 16 Türk askerinin şehit olmasına yol açtığı olayın akabinde Milli Savunma Bakanı Fikri Işık'ın 21 Aralık tarihindeki ilk açıklamaları, bunun sisli hava koşullarında yapıldığı için zamanında farkedilmeyen kalleşçe bir saldırı olduğu, ayrıca keskin nişancıların da saldırıda rol aldığı biçimindeydi. Savaşta düşman güçlerin adil davranmadığı üzerinden bir bahane üretilmesi, herhalde M.Ö. 500 tarihinde "Savaş Sanatı"nı yazan Sun Tzu'yu mezarında döndürmüştür. 2000 yıl sonra aynı konularda kalem oynatan Ortaçağ'dan Niccolo Machiavelli ("Savaş Sanatı") veya "Savaş, siyasetin başka araçlarla devamıdır" diyen 19. yüzyılın Prusyalı generali Carl von Clausewitz de ("Savaş Üzerine"), 21. yüzyılda yaşayan bir savunma bakanının bu sözleri karşısında hayretlerini gizleyemezlerdi herhalde.

Bilim ve Gelecek Dergisi'nin Ekim 2016 sayısındaki "Savaş ve Yönetim Sanatında Hile" dosyası, eğer okumuş olsaydı, belki Sayın Bakanı aydınlatabilirdi. Hakim sınıflar bakımından sömürülen sınıfları kaderlerini kabullenmeye ikna etmede en önemli rıza üretme aracının din olduğunu; kendi takımının, yönetim sanatının bu baş hilesini iktidarı fethetme ve elinde tutmada en çok başvurduğu hileli siyaset aracı olduğunu zihninde daha iyi kavramsallaştırabilirdi.

***

Dün dolar yukarı yönlü sıçramalarına devam ederek 3,64'ten 3,73 TL 'ye fırlayınca, aynı gün BDDK Başkanı'nın dışarda döviz spekülatörlerinin Türkiye üzerine spekülasyon yaptıklarını açıklaması da benzer nitelikteydi. BDDK Başkanının muradı, siyasilerin açtığı yolda, "Türkiye üzerine oyunlar oynanıyor", "ekonomik komplolar kuruluyor", "yoksa herşey yolundaydı" tarzında bir algı yaratma operasyonu üzerinden, ekonomideki kırılganlığı had safhaya taşıyan siyasi ve bürokratik sorumlulukları örtbas etmeye yönelikti. Bilmediği veya gizlediği ise, dışa açık bir ekonominin her zaman köpek balıklarıyla dolu bir denizde yüzmek anlamına geldiği, zayıf anınızı yakaladıkları anda ulusal paranıza ve ekonominize karşı hiç tereddüt etmeden spekülatif saldırılara girişecekleri gerçeğiydi. Bunun AKP dönemiyle başlayıp biten bir olay olmayıp, sadece Türkiye ile de sınırlı olmadığıydı. Türkiye'nin AKP öncesinde, 1994 ve 2001 krizlerinde yaşadığının bundan çok daha büyük spekülatif saldırılar olduğuydu; bugün de durumun o noktalara çıkabileceğiydi. Kapitalizmin doğası buydu; onda ahlak, dürüstlük, vicdan, acıma gibi insani duygular aramak, anlamlandırma dünyasının hiçlikte kaybolması gibiydi.

Döviz rezervleri son dönemde 15 milyar dolar erimiş, net döviz rezervleri 30 milyar doların altına gerilediği için müdahale imkanları iyice daralmış, faiz aracını siyaseten etkin bir biçimde kullanamaz duruma düşmüş bir Merkez Bankası yönetiminin, acaba elinde hangi politika aracı kalmıştır? Sakın bu durum dışardan açıkça gözlendiği için, buna bağlı olarak sermaye çıkışları hızlandığı için döviz krizi tırmanıyor olmasın?

***

Peki, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun önceki gün, "biz onların bizim neleri bildiğimizi bildiklerinin farkındayız" dolambaçlı ve "diplomatik" olmaya özenmiş sözüyle, emperyalizme sözde kafa tutmasının içerik analizi nedir?

'Dış güçler (elbette baş hegemonik güç) Türkiye'de iktidarı (RTE'yi) hedefleyen tedhiş eylemlerinin arkasındadır' denilmek isteniyorsa -ki bu tespitte doğruluk payı vardır diyelim- buradan iki sonuç çıkar: Bir, 'RTE kendisinin iktidara gelişini ve orada gücünü arttırmasını kolaylaştıran hegemonik gücün artık gözden çıkardığı bir siyasi aktördür' tespitinin yarı resmi açıklamalara konu olmasıdır. Peki bu durum, RTE için hayatı kolaylaştırır mı? İçerde hamasi milliyetçilikler üzerinden gemisini dalgasız sulara doğru yüzdürebilir mi?

İki, Türkiye'de dış güçlerin bu kadar rahat at oynatabildiği yapıyı, provokasyonlara karşı aşırı geçirgen bir siyasi ortamı yaratanlar hangi siyasi sorumlulardır ve bunların hangi sorunlu iç ve dış politikalarıdır?

Bir başka soru: Buradan çıkış için Rusya-İran yakınlaşması yeterli midir? Bu eksene geçiş ne ölçüde kalıcıdır? Güvenilmezlik ve yalpalama katsayısı yüksek olan bir siyasi heyet buradan yeni bir dış denge kurma potansiyeli taşıyabilir mi?

Daha önemlisi, Suriye rejimi ile yakınlaşmadan Suriye'den çıkış senaryosu oluşturulabilir mi? Peki bunun yapılması yeni olumsuzluklar sonrasındaki mecburiyetlere mi kalacaktır?

***

Anayasa'nın Genel Kurul'da görüşülmesinde maddelere geçilmesine ilişkin ilk oylamayı iktidar 338 oyla geçebildi. Bundan sonrası daha sıkı bir adam adama markaj sürecidir.

Yeni Anayasa, yeni rejim demek. Bu anayasa kabul edilirse, yeni rejim artık sürekli bir olağanüstü hal rejimidir. Meclis içi veya dışı her türlü muhalefete sıfır tolerans rejimidir. Faşizmin cisim bulmuş halidir. Aynı zamanda bir olağan koşullarda yönetememe halidir. Sadece devletin zor/şiddet unsurlarının kullanımıyla yetinememe halidir. Kendi taraftarlarından oluşacak milis güçlerini yaratmak zorundadır. Toplumu sürekli bir kışkırtma-sindirme sarmalına sokmak zorundadır.

Ama zayıflığı da buradadır. Dıştan sıkışan, ekonomi yönünden sıkışan bir iktidar ve toplum, içerde siyaseten de nefes almasına izin verilmeyen bir toplum, özellikle Türkiye'nin tarihsel koşullarında, bu baskıya dayanamaz. Bunu uzun süre taşıyamaz.

Muhalefetin işi, bu süreyi kısaltmaktır. Birinci mücadele hattı, "başkancı" rejimin başından reddidir.