Medyanın halleri

02/01/2014 Perşembe
Medyanın halleri

Yılın son gününde yeni yılın ilk yazısını yazmak: Biten yılı mı yoksa başlayan yılı mı değerlendirmeli? Belki de, son 11 yılın yansıtıcısı medyayı eksen almalı. Türkiye’de “ana akım medya”nın, daha doğrusu büyük sermaye medyasının halleri, aynı zamanda sermaye-iktidar ilişkilerine de ışık tutar ve çok öğreticidir.

2002-2007 dönemi, sermaye medyasının AKP’ye gönüllü destek dönemidir. 2002’de merkez sağ ve sol partileriyle çöken 20 yıllık neoliberal paradigmanın tekrar ayağa kaldırılmasının tek şansı, 2001’de sahneye çıkan/çıkarılan dinci-liberal hareketin bu bayrağı taşıma kapasitesidir. “Milli Görüş”/“Adil Düzen” çizgisinden yürürlükteki IMF/DB programına katıksız angajmana sıçrayan, liberalizmi en uç noktalarına götürebilme potansiyelini sergileyen bir iktidar, aşırılığa kaçan ölçülerde ödüllendirilir.

AKP, önceki hiçbir iktidarın görmediği ölçüde destek görür. Ana akım medyanın çıkar esaslı gönüllü desteği, iktidara bağlı dinci medya ile Cemaatçi medyanın hem çıkar hem ideolojik esaslı desteğiyle buluşur. İzleyen dönemde etkili olacak sol medya ise henüz ortada yoktur. Cumhuriyet Gazetesi’nin sesi de yetmez.

Yeni iktidar ANAP’ı aşan bir cüretle işe koyulur. Paranın kaynaklarını organize bir biçimde kontrol etmeyi İBB pratiğinden hatmetmiş olan iktidar kadroları hazırlıklı gelmiştir: Henüz 2003-2004’lerde gözükara özelleştirme operasyonlarına girişilir. TOKİ’nin, arsa karşılığı özel yükleniciye sağladığı yüzde 30-70’lik paylaşım oranları, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu’nun 2004 ve 2005 raporlarına geçen ve izleyen dönemde sistematik bir artış gösterecek olan büyük imar yolsuzluklarının habercisidir.

Sermaye ve medyası için bunlar sorun değildir. Sorun, tersini yapmaktır. Nitekim, bunu AKP öncesinde de göstermiştir: Medya sahiplerinin özelleştirme ve kamu ihalelerine girişini sınırlayan yasama çabalarına karşı kampanyayı mı istersiniz? Yoksa, özelleştirmeci Tütün Yasası’nı geri çeviren Cumhurbaşkanı Sezer’e Milliyet’in manşetten (7.7.2001) “Ve Sezer tüy dikti” demesini mi, ya da Hürriyet’in Genel Koordinatörü Özkök’ün “Adım adım kollektif intihar” nitelemesini mi?!... (Meraklısına not: O sırada yeni kurulmuş ve muhalefetteki AKP, Tütün Yasası’na sözde karşı çıkarken birkaç yıl sonra TEKEL’i talan edecektir).

Sermaye ve medyası ile onların etrafında kümelenen organik aydınların öncelikli misyonu, (tıpkı şimdiki Kürt siyaseti gibi), rejim değişikliğine girişen iktidarın zayıf konuma düşmesini engellemektir. Bu, iktidarla ekonomik alanda organik ilişkiler geliştirmenin de fırsatıdır. Bu fırsat, 36 işinden biri medyacılık olan büyük patronlar açısından, gericiliğin ve paranın iktidarını, “anti-statükocu”, “demokratik dönüştürücü”, hatta “ilerici”/“devrimci” olarak yaftalamaya kadar varır. İlk kırılma noktası, 2007 seçimleri ertesinde, Doğan Grubu’nun iktidarla çıkar çekişmeleri üzerinden başlattığı ve kendisi için hüsranla bitecek olan muhalif çizgidir.

* * *
2007 seçimleri sonrasındaki dönem, satın alınan veya korkutulan medyanın iktidara mecburi veya zoraki desteği dönemidir. Satın alınan medya iki türlüdür: (1) Yandaş sermayeye devlet kaynaklarıyla doğrudan medya grubu aktarımı ve görevlendirilmiş yayıncılık (Sabah-ATV-Yeni Asır veya Show-Akşam grupları) (2) Kamu ihaleleri ve benzeri rant aktarım kanallarıyla sadakatleri satın alınan yayıncılık. Bu sonuncular havuç-sopa politikasıyla hizada tutulur. Dengeleri iyi hesaplayamayan Doğan Yayıncılık gibileri ise havuçsuz sopayla (vergiyle, medyadaki varlığını küçültmeye zorlamayla) yola getirilir.

2007 ve 2011 sonrasında kendi rejimini inşa etme konusunda kararlılığını yükselten iktidar, muhaliflikte direnen sesleri de yargı sopasıyla veya patron rızasıyla ayıklar. Her iki dönemde de AKP yolsuzluklarının üzerine giden muhalefetin çabaları ne sermaye medyasında ne de Cemaat medyasında yer bulur.

Yolsuzlukların manşetlere çıkması, iki yıldır büyümekte olan AKP-Cemaat çekişmesi sayesindedir ve 2013 sonunu bulur. Yeni dengelerin oluşacağını sezen sermaye medyasında çatlamalar oluşur. Ama bu bile, Aralık 2013’te, günlük veya haftalık gelgitlere dönüşür. Medya, iktidarın toparlanma-zayıflama sinyallerine göre anlık pozisyon almaya başlar. Bu, yeni bir türün, “barometre medyası”nın doğuşudur. Örneğin Bakan Bayraktar’ın canlı telefon bağlantısında NTV’ye sunduğu atlatma haber (kendi istifası ile Başbakan’ı istifaya daveti) rahatsız edici bir yük olarak görülür ve büyütülerek haberleştirilmesinden korkulur.

İktidar, 2014’te içeride yöneleceği açık faşizmi, dışarıda komplo iddialarıyla soslanmış tavizci politikalar üzerinden dengelemek isteyecektir. Bunun derde deva olamayacağını herhalde 2014 yılı içinde öğrenecektir. Her durumda, bundan böyle medyaya daha az hakim olacaktır.