Bir çifte standart

27/11/2018 Salı
Bir çifte standart

Bir ay öncesinde yoğun olarak tartışılan toplumsal konuların başında "emeklilikte yaşa takılanlar" (EYT) gelmekteydi. Muhalefetin Meclis'te bu konuda bir Araştırma Komisyonu kurulması önerisi, iktidar bloğunun geçit vermemesi üzerine işleme alınamıyordu. Şimdi bu konu ile karşılaştırılabilecek bir çifte standart örneğine değinmek istiyorum.

Ama önce, EYT meselesi nereden doğdu ona bakalım. Aslında 1999 yılında çıkarılan 4447 sayılı Kanunla emeklilik yaşı tavanının Türkiye gerçekleriyle bağdaşmayacak biçimde yükseltilmesi, geçiş koşullarının da çok katı ve birçok eşitsizlik üretecek biçimde düzenlenmesi nedeniyle haksızlıklar katmerlenmişti. Bu düzenlemeler, esas itibariyle, 1990 ortalarından itibaren sosyal güvenlik sisteminde "reform" yapılması konusunda Türkiye'deki iktidarları baskı altına alan uluslararası finans kuruluşlarının dayatmalarıyla oluşmuştu. Kadınların 38 yaşında, erkeklerin 43 yaşında emekli olduğuna dair tezvirat da bu dayatmalara iç destek sağlamaktaydı. Oysa gerçekler farklıydı:

(i) Kadınlar için 20 yıl, erkekler için 25 yıllık çalışma süreleri geçerliydi, ama bir emeklilik yaş tavanı bulunmuyordu. 18 yaşında işe giren biri için, teorik olarak 38 ve 43 yaşları mümkündü (erkekler askerlik yapmıyorsa tabii) ama işin gerçeği ortalama emeklilik yaşları kadınlarda 49, erkeklerde 51 idi. 

(ii) Türkiye'de yaşama umudunun AB ülkelerinin gerisinde, gerçek işsizlik oranının ise AB ortalamasının üzerinde olması, genç nüfus yapısı yüzünden ileri yaşlarda iş bulma umudunun çok düşük kalması, prim tabanının asgari ücret düzeyini pek aşmamasının da etkisiyle yaşlılık aylıklarının asgari geçim düzeylerini karşılamaması, işgüvenliğinin ve çalışma güvencesinin düşüklüğü, kayıtdışı istihdamın önemli boyutları, kıdem tazminatı hakkının pamuk ipliğine bağlı olması, işsizlik sigortasının henüz çalışmaması (4447 sayılı Kanun İşsizlik Sigortasını da düzenlemekteydi; ancak düzenlemenin ilk hali, 2002'de başlayacak uygulamayı görmeye bile gerek kalmadan, işsizden ziyade devlete mali kaynak sağlama amacını açığa vurmaktaydı), çalışan anneler için kreş ve yaşlılar için huzurevlerinin yok denecek kadar az olması ve bütün bunların aile içi dayanışma düzenekleriyle ve esas olarak kadın katkısıyla çözülüyor olması gibi nedenlerle, Türkiye'deki emeklilik yaşı tavanının fiili emeklilik ortalamaların çok üzerine çıkartılmamasının yani 50-55 yaş sınırlarında tutulmasının doğru olacağını gösteriyordu.

(iii) Türkiye'de uzun dönemli sigorta (emeklilik) fonlarının aktüaryal dengelerinin gözetilmemesi, sistemin sosyal fonlarının düşük maliyetli kamu finansmanı için ucuz kaynak olarak değerlendirilmesi, vb. 1970'lerden itibaren sistemin sorunlarını biriktirerek ileriye taşıyan baş ağrıları olmuştur. Emeklilik yaş sınırlarının zamanında düzenlenememiş olması (veya en son 1991 yılında DYP/SHP koalisyonunda Başbakan Demirel'in popülist bir tutumla yaş tavanlarından dönüş yapması) gibi nedenlerin de kuşkusuz katkısı olmuştur; ancak bütçeyi sarsan asıl neden 1992'den itibaren küçük açıklar vermeye başlayan sosyal güvenlik sistemi değil, bütçenin Özal'dan miras kaldığı biçimiyle 1990'larda bir faiz transfer bütçesine dönüşmesi olmuştu. 

8 Eylül 1999 tarih ve 4447 sayılı Kanun, sistem içine daha eskiden girmiş çalışanlar için dahi yüksek sayılabilecek 58-60 yaş sınırını getiriyor, onlar için prim ödeme gün sayısını 5000'den 7000'e yükseltiyor, kademeli geçiş sürelerini de oldukça katı düzenliyordu. Anayasa Mahkemesi kademeli geçiş sürelerini "adil ve ölçülü" bulmayarak iptal edince, 2002'de biraz yumuşatılmış bir kademeli geçiş takvimi benimseniyordu. Ama yaş şartı geçmişe dönük olarak uygulanmaya devam edildiği için birçok sigortalı için uzun bekleme süreleri ve mağduriyetler yaratılmış oluyordu. Bunların bir bölümü zaman içinde emeklilik haklarını kazandılar; ama halen yaşa takılanların milyonlarla ifade edildiği söylenebilir. Bunlar özellikle de 1999'dan hemen önceki yıllarda işe başlamış olanlardan oluşmakta, bunlardan prim ödeme gün sayısını dolduranlar açısından bekleme süreleri daha da uzamış bulunmaktadır.

***

Şimdi gelelim çifte standart örneğimize. EYT konusu tartışılırken herkesin aklına ilk gelen her zamanki gibi toplumun çok gözünün önündeki milletvekilleri ve onların emeklileri oluyor. Oysa Temmuz kararnameleriyle birlikte bir dizi yeni ayrıcalıklar yaratılıyor ve kimse farkına bile varmıyor. AKP rejiminin anayasası 24 Haziran Seçimleri sonrasında tüm hükümleriyle yürürlüğe girdi. İzleyen haftalarda Cumhurbaşkanlığı yönetim sisteminin oluşturulmasını düzenleyen kararnamelerden en önemlileri 9 ve 10 Temmuz 2018 tarihlerinde çıkarılanlar oldu. 10 Temmuz 2018 tarihli Resmi Gazete'de "Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri" başlığı altında yeni kurumsal yapının yasal zeminini oluşturan peşpeşe dört Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi yayımlandı. 1'den 4'e kadar numaralandırılan bu Kararnamelerden özellikle birincisi, yedi kısım ve 536 maddelik içeriğiyle bunların en temel olanıydı. Buradaki konumuzu ilgilendiren ise, 3 numaralı Kararname: "Üst Kademe Kamu Yöneticileri ile Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Atama Usûllerine Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi". (Buna Kararname 3 diyelim).

Kararname 3'e göre, "Kamu görevlisi olmayanlar arasından üst kademe kamu yöneticisi kadro, pozisyon ve görevlerine atananlardan görevleri sona eren veya görevden alınanlara tazminat ödenip ödenmemesi ve tazminat miktarı ile buna ilişkin diğer hususlar Cumhurbaşkanınca belirlenir" (m.6). Şimdi şu keyfiliğe bakar mısınız? Anonim şirketlerde bile YK Başkanının tek başına böyle bir yetkisi yoktur ve olamaz.

Ama bitmedi. Aynı maddenin 3. fıkrasına göre, "Üst kademe kamu yöneticisi kadro, pozisyon ve görevlerine kamu görevlileri arasından atananlardan görevleri sona eren veya en az bir yıl görev yaptıktan sonra görevden alınanlardan, görev sürelerinin sona erdiği veya görevden alındıkları tarih itibarıyla emeklilik aylığı bağlanmasına hak kazanmış olmaları şartıyla, yaş haddini beklemeksizin emekli olmaları durumunda emekli ikramiyeleri, 

a) Yaş haddinden emekliliğe en fazla üç yıl kalmış olanlara yüzde otuz,

b) Yaş haddinden emekliliğe üç yıldan çok, altı yıldan az (altı yıl dâhil) kalmış olanlara yüzde kırk,

c)Yaş haddinden emekliliğe altı yıldan fazla kalmış olanlara yüzde elli 

fazlasıyla ödenir, bu tutar Cumhurbaşkanı tarafından bir katına kadar arttırılabilir."

Şimdi gelin bu ayrıcalıklı emeklilikleri  EYT ile karşılaştırın. Keyfilik payı bir kabile devletini andırıyorsa da bizim buradaki derdimiz emeklilikte yaşa takılanlar ile takılmayanlar arasında iktidarın ikiyüzlülük payını deşifre etmekti.