SYRIZA: Etin, balık olarak ‘vaftizi’...

21/02/2015 Cumartesi
SYRIZA: Etin, balık olarak ‘vaftizi’...

Bitmeyen oruçların zorluklarını aşmak için eti, ‘balık’ olarak vaftiz eden Ortaçağ keşişlerinin görüntüsü yaşadığımız günlere taşınmıştır. Bu görüntü, SYRIZA-ANEL hükümeti ile, Yunanistan’daki gelişmeleri çok iyi ifade etmekte. İşte örnekleri:

SYRIZA, muhalefet konumundayken, geçmiş hükümetlerin kreditörlerle (Avrupa Birliği, Avrupa Merkez Bankası, Uluslararası Para Fonu) imzaladığı, halk ve işçi- karşıtı önlemleri içeren memorandumları ‘yırtacağını’ söz vermişti. SYRIZA, hükümet olarak, memorandumların içerdiği ‘reformlara’ %70 olarak hemfikir olduğunu ve ‘toksik’ olarak nitelendirdiği sadece %30’na karşı çıktığını açıklamıştır. Ayrıca, tek taraflı hareket etmeyeceğini, kreditörlerle, adı memorandum’ değil de, ‘program’, ‘sözleşme’ veya ‘köprü’ olan yeni bir anlaşma hedeflediğini ifade etmiştir.

SYRIZA, muhalefetteyken,  kredileri veren ‘troyka’ ya karşı kılıç çekerken, ona son vereceğini söylemişti. Hükümet olarak ise ‘kurumsal örgütlerle’ diyalog içinde olacağını açıklıyor. Kim bunlar? Avrupa Birliği, Avrupa Merkez Bankası ve Uluslararası Para Fonu. Hatta Brüksel’ de gerçekleştirdiği görüşmelerde, ‘kurumsal örgütlerin’ cephesini direkt troykayı oluşturan kişiler temsil etmiş.   

SYRIZA, muhalefetteyken, AB’nin Rusya’ya karşı yaptırımlarını destekleyen Yeni Demokrasi-PASOK hükümetini kınamış ve ‘boyun eğmekle’ suçlamıştı. SYRIZA, iktidara geldiğinde AB’nin, üstelik dozu artan bu yaptırımlarını destekledi ve bunu ‘önemli bir başarı’ olarak nitelendirdi.

SYRIZA, muhalefetteyken özelleştirmelere karşı çıkıyordu. Şimdi ise Maliye Bakanı, G. Varoufaki’ nin açıklaması şu yönde: ‘Zararına çok ucuza satma mantığından, özel ve yabancı yatırımcılarla işbirliği kurarak kalkınma mantığına geçmek isteriz’! Böylece, bir yandan özel sektörü güçlendirmek için özelleştirmeleri benimsiyor, diğer yandan, kamu-özel sektör ‘işbirliği’, ya da girişimci kulüplere devir gibi farklı özelleştirme yöntemlerinin daha karlı olacağını göstermeye çabalıyor.

SYRIZA muhalefetteyken, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nü (OOSA) ‘neo-liberalizmin kara incili’ olarak değerlendirmişti. İktidarının daha ilk günlerinde, Atina’da OOSA Başkanı, Anhel Guria’yı kabul etti. Anhel Guria Başbakan Aleksi Tsipra ile görüştü. SYRIZA-ANEL hükümetine göre OOSA, Yunanistan’ın (kapitalistik) kalkınmasının sağlanması için bir önlemler listesi hazırlamasına yardım edecek olan örgüttür. Bu önlemler, memorandumun ’toksik’ kısmı, yani meşhur %30’un yerini alacaktır.

SYRIZA muhalefetteyken, bir önceki hükümetin ‘hukuksal ve parasal danışmanlık hizmeti veren şirketlere, onlarca milyon Avroluk ödeneklerini’ kınamıştı. SYRIZA-ANEL hükümeti, G. Papandreu’nun başbakanlığı zamanında PASOK’a verdiği teknik desteği değerlendirerek, kamusal borç ve parasal yönetimler konusunda danışmanlık hizmetini, ‘Lazard’ şirketinden alacağını açıkladı. Bu tesadüf değil! Zaten yeni Maliye Bakanı, G. Varoufakis (G. Papandreu’nun eski danışmanı) yine G. Papandreu’nun eski danışmanlarına, J. Galbreith ve eski PASOK milletvekili Elena Panariti’ye başvurdu. İlki, Amerikalı bir Enonomist, Teksas Üniversitesi’nde Profesör ve ‘Levy Enstitüsü’ yetkilisi olarak kapitalizmin savunucusu ve genişletilmiş bir yönetim şeklinin taraftarıdır. İkincisi, Dünya Bankası deneyimine sahip.

SYRIZA’ nın ve ‘sol’ hükümetinin caymalarını saymaya devam edebiliriz elbet. Sosyal-demokrat PASOK’ un yetkili ve danışmanları yeni ‘sol’ hükümetin hizmetine geçmiştir ve asgari ücret artışı gibi seçim öncesinde verilen sözler uzak geleceğe ertelenmiş durumdadır. Fakat, asıl önemli olan, şimdiki Yunan hükümetinin Avrupa Birliği ve diğer kreditörlerle ne tür bir pazarlık içinde olduğudur.

Aslında, pazarlığın içeriği belli: SYRIZA’ nın ve Avrupa Solu Partisi’ ne üye olan diğer partilerin savunduğu gibi, Yunanistan ve Avrupa’da ‘kemer sıkma’ politikalarına son verilmeyecektir. G. Varoufakis cesurca açıkladı: ‘İşçiler, önümüzdeki yıllarda da, SYRIZA iktidardayken ‘yalın’ yaşam tarzını benimsemeli’. Pazarlık, derin kapitalist krizin sonucunda, Yunanistan’da ve daha genel olarak Avro Bölgesi’nde, kapitalist yükselişin rotasının belirsizliğinde doğan, girişimci cemiyetlerin ihtiyaçlarının karşılanması doğrultusunda yapılmaktadır.

Bu pazarlık halk-karşıtı bir zeminde yapılmaktadır. Bu, Yunan hükümetinin Fransa, İtalya ve ABD gibi ülkelerle özdeşleştirilmesi ile anlaşılıyor. Bunlar, kendi çıkarları için Almanya’yı sıkıştırmaya çalışıyor ama, kendi halklarına karşı aynı sert politikaları uyguluyor.

SYRIZA, Avrupa Birliği ve diğer kreditörlerle müzakere konusundaki propaganda şamatasını sürdürürken, aynı zamanda onlarla birçok konuda hemfikir olduğunu ve ülkenin, Avrupa Birliği ve NATO’ya karşı halk-karşıtı taahhütlerine sadık kalacağını açıklıyor.

Sonuç olarak, Yunan halkı ve diğer halklar, tuzağa düşmemeli. Mücadelelerini ‘Merkelci’ ve ‘Obamacı’ olarak ‘yabancı’ bayraklar altında bölünerek yapmamalı. Hak ve gelir kayıplarını yeniden kazanmak için mücadelelerini örgütlemelidir. Halkın çağdaş ihtiyaçlarının karşılanması doğrultusunda her bir işçi-halk sorununa çözüm bulmak için mücadelelerine hedef koymalı. Umut verici bir çıkış için, tekellerin kamulaşması, ülkenin AB ve NATO gibi birliklerden kopması gerek. İktidar dümeninin halka geçmesi gerek. İnsanın özgürleşmesi, tek güncel ve gerçek yolun açılması için; yeni, sosyalist bir toplum inşa etmek gerek.