Umut Odakları

22/04/2009 Çarşamba
Umut Odakları

Politik yaşamda, umudu yanlış bir odaktan emzirmenin, insanın, zenginlik umudunu, kumar yada loto gibi 'şans oyunları' na bağlamasından hiçbir farkı yoktur. 'Şans oyunları'ndaki kural, oynayanın değil oynatanın kazanmasına ayarlıdır. Oynayan ara sıra kazansa da, sonuç olarak, esas kazananın yani oynatıcının sadece 'erketesi'dir.

Umudu, gerçekleşir ve yaşanır kılan, kendi öz kaynaklarıdır. Bu kaynaklara eylemle ulaşılır. 'Şansa bırakmak' eylemsizliktir, umudun öz kaynağı değildir. Özellikle de, insanlığın geleceği ve toplumun ufkunu ilgilendiren umudumuz için. Özgürlük, bağımsızlık, eşitlik, barış, adil bir hayat için taşınan umut, ancak ve ancak, öz kaynağından ve gerektirdiği emek ve bilinçle beslendikçe gerçekleşip yaşanır olabilir. Kısaca: öz kaynağından emzirmek, öz emeğiyle emzirmek, öz bilinciyle emzirmek, toplumsal kurtuluş umudunun olmazsa olmazlarıdır.

Bu anlamıyla umut, 'şansa bırakma' işi olmadığı gibi, inanç-dua işi hiç değildir. İnanç, nesnel bilgiye ağır bastığında, zaten gerçeğin tanımına varılamaz. Dua, tapınma ve dikteye dayalı olan din, gerçeği yansıtamaz. Özü itibariyle böyledir. Uğrunda umut güttüğümüz şey ne? Onu gerçekleştirmenin yolu nereden geçiyor? O yolda ilerleyebilmek neleri gerektiriyor? Toplumsal kurtuluş umudunun gerçekleşmesi yolunda, bu ve benzeri soruların yanıtları, inanca ve şansa bırakılamaz. Sadece toplumsal kurtuluş konusunda değil, hastanın iyileşme umudunda bile bu böyle değil midir?

Sonradan sihirbazlık sloganına dönüşmüş olan 'Abrakadabra!' sözü, yüksek ateşli hastaların iyileşmesi umuduyla, nefesinin güç taşıdığına inanılan kişilerce hastanın baş ucunda söylenmeye başlamış! Aynı umutla, duanın gücüne inanç, hâlâ ve hatta güçlenerek sürüyor. Ama, ne sihir ve büyü, ne dua, yüksek ateşli hastanın iyileşmesinin umut odağı değildir. Umudu şansa bırakmak istemeyen, gerçekliği seçer, yani: doğru teşhis ve mikropla savaş yolunu, tedavi yolunu seçer.

Dağlarından vadilerine, madenlerinden denizlerine dek kuşatılmış, kaynakları sömürülen, insanı köleleştirilmiş, halkları tutsak, ufku karartılmış bir toplumun yüksek ateşli hastadan ne farkı var?

Toplumsal olaylarda doğru teşhis bilimsel düşünceyle, sosyalist bilinçle eş değerdir. 'Politik mikrop'la savaşsa, halkın örgütlü gücü ve devrimci mücadeleyle. Ne büyü, ne sihir, ne şans oyunu, ne de efendinin tavsiyeleri...

Sorularla somutlamak gerekirse: Söz gelimi, dünyanın büyük oranda umut bağladığı Obama, dünya barışının umut odağı olabilir mi? Emperyalizme 'diklendiği' söylenen Ahmedinejad anti-emperyalist mücadele ve emperyalizmden kurtuluşun umut odağı olabilir mi? Kapitalist ülkeler birliğinin yoksul ülke tedbirleri, ekonomik çöküntüye çare olabilir mi? Sömürgeci güçlerin orduları, işgal ettikleri ülkeye uygarlık, barış, demokrasi taşıyabilir mi? Müdahalesine 'inşallah'la başlayan bir maliye bakanının 'nefesi' mali ateşi üfleyip soğutmaya yeter mi? Demokrasiyi, demokrasi düşmanlarından beklemeyi öneren kapıkulu zevatın sözünü dinleyenin ömrü, demokrasiyi görmeye yeter mi? Reklâmlara ilaç reçetesiymiş gibi inananlar, dertlerine deva bulabilirler mi? Kasımpaşa efeliği İsrail'i dizginler mi? Şeriat örgütü, bir halkın kurtuluşuna önderlik edebilir mi? Sonu gelmez bu soruların..

Umut odağının tanımında yanılsama, hüsran getirir. Hele ki, toplumsal kurtuluş umudundaki hüsran, bireysel kurtuluşu için servetini kumara yatıranın hüsranına da benzemez. Toplumsal mücadele tarihi bunun örnekleriyle doludur. 'Şah cehennemi'nde, serin kurtuluş rüzgârını Hümeyni'den bekleyenler, bu kez 'şeriat nefesinin ateşi'nde çok acı bedeller ödemiştir. Şeriatçı kafa, asla ve asla toplumlarda aydınlanma, soluklanma, özgürleşme simgesi olamaz.

Evet, umut arayışında yanlış teşhis hüsran getirir. Gerçeklik, iplerle oynatılan bir oyun değildir. İşte yoksulluk gerçeği, işsizlik gerçeği, savaş gerçeği, katliam gerçeği, tutsaklık, esaret, açlık, zulüm, baskı, kültürel dejanerasyon gerçeği...Ve sahnedeki oyuncuları hiç de uzağımızda değil. Onlara, yani kuklalara mı inanacağız, hayatın canımızdaki sonuçlarına mı?

'Sol' maskeli ve 'halk, özgürlük, anti-emperyalizm, demokrasi, eşitlik, adalet' gibi, solun değerleriyle konuşan 'oyuncu' keşfi, insanlık düşmanlarına, atom bombasından daha güçlü bir silah kazandırmıştır. Üstelik, emperyalistlere maliyeti, son derece ucuz bir silahtır. Sözgelimi, 'Soros' marka böyle bir silahın on tanesini, bir savaş uçağının onda birinden daha ucuza mal etmekteler. Ama, tahrip gücünde her biri on savaş uçağından daha etkilidir! Küreselcilik, dünyanın yeniden yapılanması türünden işgaller bu silahlarla planlanmıştır. Klasik döneklik ve işbirlikçilikteki yöntem sola lânet ve küfürdü yeni döneklik ve işbirlikçilik 'sol söylem maskesi'yle sahnede.

'Beyaz adam' köle toplamak için gidiyordu. Seçip oluşturduğu işbirlikçilerinin yardımıyla köle topluyor, zenginlikleri yağmalıyordu. Şimdi 'demokrasi ve uygarlık taşıdığını' söyleyerek geliyor. Avlamak istediği ördeğe, kendi yapma ördeğiyle tuzak kuruyor. İşbirlikçileri onları 'demokrasi ve uygarlık' taşıyıcısı olarak karşılıyor. Halkları kendi umut silahlarıyla vuran bu saldırı, insanlık tarihinin en vahşi, en sinsi saldırısıdır. Ve insanlık tarihi, kendilerini halkın değerleriyle maskeleyen en sinsi işbirlikçilere tanık oluyor.

Umut yanılsaması, toplumsal gerçekliğe karşı miyoplaşmanın, körelmenin sonucudur. Bu körelmede, kurtulmakta olduğunuz umuduyla, peşine takılıp gittiğiniz şey, sizi felaketinize götürür.

Bir malın markasını kalitesinden önemli saymak belki sıradan bir ahmaklıktır, fakat, toplumsal kurtuluş davası ve gerçeklik karşısındaki yanılsama, felaket habercisidir. Sonucu, kurtuluştan çok, acıya daha da çakılıp kalmak olur.

AKP, 'derin devleti çözdüğünü' söylüyor, dokunulmaz diye bilinene dokunduğunu, aç ve yoksulu doyurduğunu, katliamcıdan hesap sorduğunu, karanlık cinayetleri aydınlattığını, özgürlükleri genişlettiğini...Öyle mi? Neo-liberaller 'Öyle!'diyor! İpleri efendilerinin elinde, sahnede oyuncu olarak yerlerini alıyorlar, rolleri, yani görevleri gereği vak-vaklıyorlar! Seyirci: halk, mazlum uluslar. Toplumsal tiyatroda seyirci de, oyunun bir parçası olarak senaryoya dahil edilir! Düğüm de burada zaten! Peki, umut nerde? Halkın ve mazlum ulusların can düşmanları ya da onların sahnedeki temsilcilerinde mi? Gerçeklik ne? Halk düşmanları ve işbirlikçilerinin söyledikleri mi? Bu 'kader' nasıl değişecek? Yalanla, duayla, sihirle, büyüyle, şansla, vaatle mi?

Umudun odağı halkın kendi öz gücündedir. Öz gücünün toplandığı, bilendiği örgütlenmesidir. Gerçek budur ve devrimci olandır. Gerçeği yani devrimci olanı başka yerde arayan yanılır.