Üç Brueghel tablosu

26/02/2015 Perşembe
Üç Brueghel tablosu

Biz “bu ülkede yaşanır mı yaşanmaz mı”yı tartışaduralım, günlük gazete haberlerine bakılırsa akıl nihai kararını vermiş ve terk-i diyar eylemişe benziyor. Zaytung bu yüzden, bunun temsilcisi bir tarihsel fenomen olarak, memleketteki akıl yitiminin devasa bir heykeli gibi mizahın ortasında yükseldi. İşin buraya gidiyor olduğu 2010 referandumu döneminde bobiler.örg’de yapılan, devlet dairelerinde “hayır”lı günler dilemeyi referanduma kadar yasaklayan sahte Başbakanlık genelgesi görselinin muhatap alınıp tekzip edilmesinden belliydi. Memleketin beyin terk hale gelmesinin miladı da zaten o referandumdu. O günden bu güne ülke her gün biraz daha Zaytungistan’a dönüştü ve içinde yaşıyor olduğumuzdan olsa gerek, bir yerden sonra komik de gelmemeye başladı.

Bugün ülkeyi yöneten çete ve onları destekleyen güruhun hali Pieter Brueghel’in o uğursuz Körün Kıssası  tablosunu andırıyor. Körler körlere önderlik ediyor, düşe takıla körlemesine yürüyor, önlerine çıkan yalnız insanları da kaba, kara bir kalabalık olarak devirip geçiyorlar.

Bu yaşananın bir mantığı yok demiyorum; var olan her şeyin bir mantığı da vardır. AKP gericiliğinin de kendince, çarpık marpık bir mantığı var ve internette bolca bulunan, hangi yolu takip edersen et aynı komik sonuca varan algoritmalara benziyor. Bu akıldışı düşünce-eylem silsilesinin tek bir hedefi var: Padişahlığın sürmesi. Ve bu akılsızlık iktidarı düşe kalka yürüdükçe, çürüyüp kokuşmasına rağmen devrilip ölmedikçe karşıtlarını da umutsuzluk ve çaresizlik içinde bırakıp kendine benzetiyor.

Birkaç defa bu köşede tartıştık: Bizi kendilerine benzetmeyi başarırlarsa kazanmış olacaklar. Ondan sonra AKP yıkılsa da çok bir şey fark etmeyecek çünkü akılsız itaatin iktidarı kalıcılık kazanacak. Başımıza çökmüş olan bu alçaklar çetesinin ilk günden bu yana iktidarda kalmak için akılsızlığı güçlendirmekten başka çareleri yoktu. Aptal, sinsi ve çıkarcıydılar ve bu rekabet düzeninde kol kola girip “önümüze gelene bir tekme” diye gezmeden kazanamayacaklarını hayatları boyunca edindikleri tecrübeyle öğrenmişlerdi. “Rekabet geliştirir” temennisi iyidir güzeldir ama bu hayal söz konusu olan piyasa olduğunda tekelleşmenin, devlet olduğunda ise çeteleşmiş yolsuzluğun karşısında aciz, kifayetsizdir. Biz nitelikli bireyler olarak bu vasatlıkla mücadele etmeye çalıştıkça yeniliyoruz çünkü aklın terk ettiği ülkede aptalların işbirliği akıllıların yalnızlığı karşısında sonsuz bir güce sahip.

Ve şimdi, sihirli sandık ufuktan başını göstermeye başladığında bir kez daha sahte umut tacirleri, mucize ilaç satıcısı dolandırıcılar peyda oluyor ve bize beceriksiz illüzyonist numaraları çekmeye çalışıyorlar. “Kapa gözlerini” diyorlar, “kapa ve omuzuma tutun, yürü sandığa. Gözlerini açtığında çok daha güzel bir yerde olacaksın.” İstedikleri bizi başka körlüklere tabi kılmak, “gözlerimi kapatmak istemiyorum” dediğimizde ise bizi bir diğer Brueghel tablosuyla tehdit ediyorlar: “Eğer bizimle yürümezsen memleketin hali Ölümün Zaferi’ne benzeyecek.”

Kulak asmamak lazım bu örtülü tehditlere. On iki yıldır körler ülkesinde yaşadıysak da gözlerimiz halen gayet iyi görüyor, başka körlerin, ya da en iyi ihtimalle tek gözü görenlerin önderliğine muhtaç değiliz. AKP ile bu ülkeye çöken karanlığın tüm yaptıkları yıkılmadan ve yıktığı pek çok şey yeniden kurulmadan aydınlanmayacağının farkındayız ve bu bizi, bize mucize ilaç reçeteleri pazarlamaya çalışan hokkabazların tamamından daha akıllı yapıyor. AKP karanlığının seçim yaklaştıkça aşiret ağalarının kapısını aşındıranların, çarşaf karasını bu ülkenin bir rengi görenlerin, bir başka katıksız gerici olan Fethullah Gülen’le ittifak yapanların “gerçekçiliği” ile aydınlanmayacağını görüyoruz. Böylesi bir karanlığı aydınlatmaya yetecek fener çocuk tabutundan küçük sandıklara, iki karışlık seçim pusulalarına sığmaz. Onlara sığsa sığsa başka Deniz Fenerleri sığar.

Asla unutmayalım, biz 2013 Haziranı’nda bu karanlığa karşı direnirken, bu hokkabazların bir tanesi ortalarda hiç görünmüyordu; diğeri ise bizi darbeci ilan etmiş sonra da AKP’yi kurtarmış olmakla övünmüştü. Şimdi AKP için yolu sonu görününce herkes en ateşli AKP karşıtı, en uygar laik kesildi başımıza. Aklın bu topraklardan sürgününün miladı dediğimiz referanduma Yetmez Ama Evet diyen liberaller bile…

Yapmamız gereken bunların kör yürüyüşüne katılmak değil kol kola girmek, tek sıra değil yan yana Boğaz Köprüsü’nü geçerken nasıl yürüdüysek öyle yürümek. Bizi körler karşısında yenik düşüren tek şey bu: Gözlerimizi kapatmadan, düşünüp tartışarak aynı yöne bakmayı beceremememiz. Haziran’ın güneşi ülkeye ancak bunu becerdiğimizde bir kez daha doğacak. Bir günde güllük gülistan olmayacak her şey kuşkusuz, verdikleri zararı tamir etmek çok zaman alacak; ama bu emeğe değer. Çünkü bu ülke Körün Kıssası’na da, Ölümün Zaferi’nde de benzemeyi hak etmiyor. Aklımız ve insanlığımızın hak ettiği, Gezi Parkı gibi, Çocuk Oyunları’nı andıran bir ülkedir.

[email protected]
@nevzatevrimonal
www.facebook.com/nevzatevrimonal

ÖNCEKİ YAZILARI

İki yılın bakiyesi 04/10/2016 Salı
Empati değil kavga 27/09/2016 Salı
Kurban 20/09/2016 Salı
Bayrağı zapt etmek 12/09/2016 Pazartesi
Üniversite nasıl kurtulur? 06/09/2016 Salı
İki yıldönümü 30/08/2016 Salı
Anlatılan kimin hikâyesi? 09/08/2016 Salı
Zaman tüneli 02/08/2016 Salı