Tutarlı duruş zamanı

25/02/2016 Perşembe
Tutarlı duruş zamanı

Suriye’de ateşkes uzlaşısının 27 Şubat günü yürürlüğe gireceğini ABD ve Rusya ilan etti. Bu ilan 2254 (18.12.2015) sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararının gecikmiş uygulaması olacak. Daha önceki uzlaşıya göre Ocak ayı sonunda ateşkes uygulaması başlamış olmalıydı, bu başarılamadı. 27 Şubatta yeniden denenecek. ABD ile Rusya arasında bazı konuların yeniden müzakere edildiği, bir işbölümü yaptıkları anlaşılıyor. Buna göre Rusya’nın Esad yönetimi üzerinde baskı uygulaması, ABD’nin ise muhalifleri (IŞİD, Nusra Cephesi hariç) ve ABD’nin bölgedeki müttefiklerini (Suudi Arabistan ve Türkiye) ateşkesin uygulanması için ikna etmesi bekleniyor. Bu gerçekleşmezse ABD yönetimi Suriye’nin ikiye bölünmesi anlamına gelecek olan bir B planından söz ederken, Rusya ise böyle bir B planından haberdar olmadığını ve dolayısıyla ABD ile mevcut plan dışında başka bir planı müzakere etmediklerini öne sürdü.

Rusya ve ABD’nin pozisyonları, en azından dile getirdikleri kadarıyla, şöyle gözüküyor: Suriye’nin sınır bütünlüğünün korunması yönünde ABD yönetimi B planından söz ederken, Rusya mevcut pozisyonu dışında başka bir durumun söz konusu olmadığını belirtti. Rusya Suriye politikasında henüz bir değişiklik sinyali vermemesine rağmen bölgesel aktörlerin tutumuna göre pozisyon alacağını tahmin etmek mümkündür.

Suriye’de taraflar kendi istedikleri şartlar ve koşullar altında bir ateşkes ve siyasi çözüm olmasını istiyorlar. Bazıları pozisyonunu ateşkesin gerçekleşme(me)si üzerine bina ediyor. ABD B planından söz ederek bazılarına (özellikle AKP yönetimine) aba altından sopa gösteriyor olabilir veya müttefiklerinin tutumunu kendi amacını meşrulaştırmak için araçsallaştırmak istiyor da olabilir. ABD Rusya’nın Suriye’de elde ettiği gücü sınırlayacak girişimlere kurnazca destek verebilir, fakat o girişimlerin Rusya ile ABD arasında bıçak sırtında giden işbirliğini bozmasına da müsaade etmek istemediği anlaşılıyor. ABD ve Rusya en azından bir buçuk yıl Suriye’de Esad’lı bir yönetimle devam edeceklerine karar vermiş gözüküyorlar. İkisinin arasındaki temel fark, Suriye’nin sınır bütünlüğü meselesi olduğu görülüyor.

İşte tam bu noktada Suudi Arabistan ve Türkiye ikilisinin ihtilafı tırmandırabilme kapasitesi ve yeteneği sınanabilir. AKP iktidarı uzunca bir süre Suriye’nin sınır bütünlüğünün korunması, fakat Esad yönetiminin iktidardan gitmesi gerektiğini savundu. AKP iktidarı yeni bir fiili durum ile karşı karşıya kalabilir. Suriye’ye karşı güç kullanımı dâhil her türlü müdahaleyi olumlu bulan AKP yönetimi, bu sıkışmışlıktan çıkmak için rasyonel olmayan yollara başvurabilir mi? Hayır demeyi isterdim, fakat AKP’nin uzunca bir süredir irrasyonel yöntemler izlediği hesaba katılırsa endişemizin yersiz olmadığı anlaşılacaktır.

Bu ikilinin Suriye’de girişeceği irrasyonel bir müdahale sonucunda Orta Doğu’daki bölgesel ihtilaflar küreselleşerek dünya savaşına dönüşebilir mi? Bunu tahmin etmek hiç kolay değil. Günümüzdeki emperyalist güç odaklarının bölgesel bir ihtilafı küreselleştirme eğilim ve kabiliyetleri analiz edilmelidir. Bu ciddi bir araştırma sorusudur. Şimdilik, en azından ABD ve AB, böyle bir niyette görünmüyor. Ne zamana ve krizin hangi noktasına kadar bu tutumu sürdürecekler? Rusya’nın bölgesel bir çatışmayı küresel savaşa taşıma isteği olduğunu söylemek abartı olur (liberal basın tutarlı yanlış çizgisine uygun olarak şimdilerde bunu işlemeye çalışıyor), fakat bölgesel çatışmanın küresel savaşa dönüşmesi durumunda Rusya’nın böylesi bir savaşın dışında kalmayacağı açık.

Rusya’nın küresel bir savaşı sürdüremeyeceği varsayımından hareket eden liberaller, küresel savaşı eskisinden daha çok önerebilirler. Türkiye’de AKP yönetimi de buna çok hevesli olabilir. İktidar çizgisi savaşın genişlemesi için ‘yetenek ve kapasitesini’ sonuna kadar kullanmaya niyetli olduğu izlenimini kuşku götürmez düzeyde veriyor.

İşte tam bu noktada Türkiye’de siyasal duruşlar çok önemli hale geliyor. İktidar bölgesel çatışmayı tırmandırıp küresel boyuta taşıma doğrultusunda yapabileceği irrasyonel hamleleri tek başına meşrulaştırması mümkün olamaz. Bu konuda herkesin dikkatli, duyarlı ve tutarlı duruş sergilemesi elzemdir.