INF, Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması’nın Sonu

07/08/2019 Çarşamba
INF, Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması’nın Sonu

INF (the Intermediate-Range Nuclear Forces Treaty) Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması 2 Ağustos 2019 tarihi itibarıyla resmi olarak geçersiz kılındı. Bu anlaşma Aralık 1987’de Amerika Birleşik Devletleri ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği arasında ikili düzeyde imzalanan, orta ve kısa menzilli nükleer başlıklı füzelerin elimine edilmesini öngören bir anlaşma idi. 

Bu anlaşmaya göre, ABD ve SSCB’nin elinde bulunan kısa menzilli (500 ila 1000 km) ve orta menzilli (1000 ila 5500 km) karaya yerleştirilmiş nükleer başlıklı füzelerin elimine edilmesini ve onaylandığı 1 Haziran 1988 tarihinden itibaren yenilerinin yapılmamasını taahhüt altına aldı. Bu anlaşma yalnızca karaya yerleştirilen füzeler için geçerli olup, deniz ve hava kuvvetlerinde bulunan nükleer başlıklı orta ve kısa menzilli füzeler için herhangi bir bağlayıcı hükmü yoktu.

Daha açık bir ifade ile INF, nükleer silahları yasaklayan bir anlaşma değildir. Silahlanmaya karşı olan bir duruşu temsil etmez; fakat en azından, nükleer silahların denetim altına alınmasını benimseyen yaklaşıma uygun düştüğü söylenebilir.

INF anlaşmasının imzalandığı zaman-bağlam bize ilginç ipuçları vermekte ve şu tespitleri yapmamıza imkân sunmaktadır: a) anlaşma iki sistem arasında yumuşama (détente) döneminin bittiği ve silahlanma yarışının hızlandığı döneme denk düşmektedir. b) Gorbaçev’in “reform” ve “açıklık” politikasını başlattığı ve sosyalist ülkeler arası dayanışmanın bundan böyle sürdürülmeyeceğini ilan ettiği yıla denk gelmektedir.

Bu iki nokta bize şunu göstermektedir: ABD yönetimi Gorbaçev’i Sovyetler Birliği’nin güçlü olduğu alanda (karasal askeri güç) köşeye sıkıştırmak istemekte ve reformlarını yapabilmek adına, özellikle Batı Avrupa’ya karşı nükleer füze kartını oynamayacağı mesajını vermek isteyen Gorbaçev bu anlaşmayı özellikle Avrupalı güçlere jest olarak imzalamıştır.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Silahlanmanın yasaklanması hakkında 1920’li yılların ikinci yarısından 1930’ların sonuna kadar yapılan tartışmalarda SSCB, Türkiye dâhil, silahların yasaklanmasını savunmuş, buna karşı Avrupa ve ABD bunun tartışılmasına dahi karşı çıkmışlardır. İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde silahlanmaya karşı ciddi bir duruş sergilenmediği bilinmekte, öte yandan nükleer silahların denetim altına alınması konusu ön plana çıkmıştır. Reagan ve Gorbaçev arasında imzalanan INF anlaşması nükleer silahların yaygınlaşmasının denetim altına alınmasını öngörmekle birlikte iki sistemin başat aktörlerinin imzaladığı sınırlı etkisi bulunan bir anlaşmadır.

Bu anlaşma nükleer silahlara sahip diğer aktörleri bağlamaz. Örneğin Çin Halk Cumhuriyeti, Fransa, Hindistan, Pakistan, İsrail, KDHC ve bilmediğimiz başka aktörler bu anlaşmanın tarafları değillerdi. Bu ciddi bir eksikliktir. Her ne kadar ABD yönetimi bu eksikliği, adeta şimdi fark etmişçesine, anlaşmadan çekilmek için kullansa da, gerçekte bu, bugün INF anlaşmasını geçersiz kılmanın gerekçesi olamaz. Eğer olsaydı, ABD yönetimi bu anlaşmayı çoklu hale getirmeyi denerdi, hâlbuki anlaşmadan çekileceğini 20 Ekim 2018 tarihinde ilan edip, 1 Şubat 2019’da anlaşmayı feshettiğini ilan ederek, anlaşmayı geçersiz kılmayı tercih ettiğini gösterdi. 

Trump yönetimi anlaşmadan çekilmenin gerekçesi olarak Rusya’nın bu anlaşma hükümlerine uymayan orta menzilli nükleer füzeler denediğini, böylece anlaşmaya uymayan tarafın Rusya olduğunu ileri sürerken, Rusya iddianın kanıtlanmasını istedi, fakat aralarında başka ciddi bir tartışma yaşanmadı.

Rusya Federasyonu başkanı Putin de anlaşmanın geçersiz kılınmasına karşı ciddi bir duruş sergilemedi; aksine ABD’nin INF anlaşmasından çekilmesini iyi bir fırsat olarak gördü. Trump ve Putin için INF anlaşmasının ilga edilmesi bir tür danışıklı dövüş oldu. Böylece silah sanayilerinin önü açıldı.

INF anlaşmasının 1987 yılında Reagan ile Gorbaçev’in imzalamasından daha kolay oldu anlaşmanın ilga edilişi. 

Niçin?

1987’de gerisinde yatan nedenler ve hedefleri farklı olsa da, iki farklı sistemin temsilcileri bu silahların kısmen de olsa denetlenmesi, orta ve kısa menzilli nükleer füzelerin elimine edilmesi gerektiği noktasına varmışken, bugün hem ABD hem de Rusya silah sanayi tekelleri bu anlaşmanın ortadan kaldırılması için neredeyse ortak bir duruş sergilediler. Çünkü orta ve kısa menzilli nükleer başlıklı füzeler silah sanayii için en cazip metadır.

Endişe uyandıran konu, nükleer silah teknoloji bilgisinin hızla metalaşması ve yaygınlaştırılmasıdır. Ne yazık ki bugün bunun önüne geçebilecek, hiç değilse süreci frenleyebilecek bir gücün olmayışıdır. Kimse kendini yanıltmasın, bu konuda örgütlenen sivil toplum kuruluşlarının güç dayanakları çok zayıf; en iyi ihtimalle toplumsal duyarlılık oluşturmada rol oynayabilirler, tabii ki bunlar desteklenmelidir; bunun ötesinde bir rol üstlenebileceklerini söylemek inandırıcı olmaktan uzaktır. Alternatif bir sistem olmaksızın nükleer silah teknoloji bilgisi ve ticaretinin yaygınlaştırılmasının önüne geçmek mümkün değildir. Marifet kapitalist-emperyalist sistemin kendi kendini yok etmesini beklemeden, buna alternatif sistemin hayata geçirilmesidir.

Bir başka yazıda 2021 yılında sona erecek olan NPT anlaşmasını ele almak üzere…