Haşhaş savaşlarından günümüze Hong Kong sorunu

21/08/2019 Çarşamba
Haşhaş savaşlarından günümüze Hong Kong sorunu

Hong Kong’da bir süredir gösteriler devam ediyor. Yorumcuların bir kısmı göstericileri insan hakları savunucusu, bazıları ise “renkli devrim” denemesi olarak sunuyorlar.

ABD’de yayınlanan Foreign Affairs dergisinin 19 Ağustos tarihli sayısında Orville Schell’in kaleme aldığı yazının iddiasına göre; Hong Kong gösterileri 1989 yılında yaşanan Tiananmen meydanı gösterilerine benzemekte ve Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) yönetimi ilkinde olduğu gibi bunda da kaçınılmaz olarak göstericilere karşı güç kullanarak bastırma girişiminde bulunacak. Bu yaklaşıma göre en ciddi sorun Hong Kong göstericilerinin liderlikten yoksun olmaları ve Batı’nın cılız sözlü desteği dışında yalnız kalmaları. Bu yaklaşıma göre, ÇHC yönetimi Leninist parti modeline sahip ve böyle bir parti modeli mutlaka müdahale edecektir. 

Tam tersine, başkaları, Hong Kong gösterilerini daha önce Sırbistan (2000), Gürcistan (2003) ve Ukrayna'da (2004 ve 2014) yaşanan “renkli devrimlere” benzetiyor ve Batı’nın göstericileri kışkırttığını ileri sürüyorlar. Buna ek olarak, Pepe Escobar, başka bir noktaya dikkat çekiyor: Hong Kong’un finansal merkez olma özelliğini yitirdiğini, bundan böyle Şanghay’ın Hong Kong’un bu niteliğini elde ettiğini ileri sürerek, ÇHC yönetiminin finansal önemi azalan Hong Kong’da göstericilere karşı bir müdahalede bulunmayacağını ileri sürüyor. Bu grupta bulunan yorumcular Batı’nın müdahale ettiğini ileri sürüyorlar.

İlk görüşü savunanların temel yanlışı şu: Tiananmen meydanı gösterileri ile Hong Kong gösterileri bağlam bakımından birbirinden oldukça farklı ve ÇHC’nin Leninist bir parti modeline sahip olduğunu söylemek inandırıcı olmaktan uzak.

İkinci grupta bulunan yazarların açmazı ise ÇHC yönetiminin müdahalede bulunmayacağını ileri sürmeleridir, çünkü polis zaten müdahale ediyor. Daha fazlasına gerek yok ki. 

Meseleyi müdahale olacak mı olmayacak mı noktasına indirgemek sorunun esasının görülmesini engelliyor. 

Hong Kong yalnızca bugünün sorun değil. 1839’dan beri devam eden köklü geçmişi bulunan bir sorun. Emperyalizmin hallerini yansıtan, çok önemli bir örneklemdir.

1839-1841 arasında yaşanan haşhaş savaşları adıyla bilinen İngiliz emperyalizminin Çin’e saldırısı sonucu İngiliz yönetiminin kontrolüne geçtiğinden beri Hong Kong kavgalı bir konu haline gelmiştir.

1839’da İngiliz donanması Doğu Hindistan Şirketi’nin çıkarlarını korumak için Çin’e karşı savaş açar, çünkü Çin yönetimi İngiliz tüccarlarının Hindistan'dan alıp Çin’e sattığı haşhaşların Çin’e girişini yasaklamıştı. Haşhaş kullanımı nedeniyle işgücü verimliliğinin düştüğünü gözlemleyen Çin yönetimi, İngiliz yönetimini diplomatik yolla ikna edemez, daha kötüsü, İngiliz donanması Çin’i bombalar ve savaşta yenilen Çin’e tazminattan tutun çeşitli ticaret ayrıcalıkları anlaşmalarını dayatır. İşte Hong Kong’un İngiliz kontrolüne geçişi böyle başlar.

İngiliz sermayesi Çin pazarını yalnızca kendine tahsis etmek ister. İngiliz emperyalizminin bu açgözlülüğü başka palazlanan emperyalistlerin harekete geçmesine yol açar. Rusya, Fransa, Japonya ve ABD sermayeleri İngiliz emperyalizminin Çin lokmasını tek başına yutmasına razı gelmezler. İşte böylece İngiltere’yi 1842 yılında Nanking anlaşması olarak bilinen uzlaşıya zorlarlar. Palazlanan ABD emperyalizmi Rusya, Fransa ve Japonya’nın desteği ile Çin pazarının diğer ülkelerin tüccarlarına da açık hale getirilmesini savunur ve İngiltere’ye bunu kabul ettirirler. ABD sermayesi buna Açık Kapı siyaseti adı verdi. O tarihten beri Açık Kapı politikası liberal enternasyonalizmin kutsalı oldu.

1984’te varılan uzlaşı sonucu İngiliz emperyalizmi Hong Kong’dan 1997’de çekilirken dahi 50 yıl geçiş sürecini şart koştu. Buna göre Hong Kong elli yıl özel bir statüye sahip olacak.

Emperyalizm böyle bir şeydir. Ölürken dahi sömürüsünü sürdürmek ister. 

Esas itibarıyla Hong Kong göstericilerinin siyasal talepleri (ana kıtadan ayrı bir hukuk sistemine sahip olmaya devam etmeleri ve cezai uygulamanın ana kıta ile ilişkilendirilmemesi gerektiği) sunulduğu kadar basit değil.

Çin için adeta namus meselesine dönüşen Hong Kong sorunu, Batı için vazgeçilmez öneme sahip olmasa da kullanımı tükenmeyen bir pazarlık aracı. Çin de mağduriyetini Hong Kong üzerinden göstermeye çalışmaktadır, aksi halde Hong Kong’u çoktan ilhak ederdi. Kim önünde durabilir?

İşte bu nedenle Hong Kong sorunu dönüştürülerek devam edecektir.