Cenevre 2

31/01/2014 Cuma
Cenevre 2

Cenevre 2 görüşmeleri başladı. Hergün kriz haberleri almaya devam ediyoruz, görüşmeler kesintiye uğrayıp yeniden başlayabilir, fakat süreç devam edecek. Peki bu süreçte tarafların pozisyonları neler, bunlara bakalım.

11 Ekim 2013 tarihinde bu köşede 2118 nolu BMGK kararı hakkında yayınlanan yazımda belirttiğim noktaların Cenevre 2’ye başlangıç zemini oluşturduğunu hatırlatmamda yarar var. 2118 nolu kararda Cenevre 2 görüşmelerinin başlaması için ön koşul olarak Suriye yönetiminin Kimyasal silahları imha antlaşmasını uygulamaya koymayı kabul etmesi öne sürülmüştü. Suriye yönetimi kendisinden bekleneni yaptı ancak kimyasal silahların imha edilme sürecinin yaz aylarına kadar devam etmesi, hatta daha da uzaması bekleniyor. Uzamanın nedeni Esad yönetiminden değil, Suriye’de yaşanmakta olan fiili durumdan kaynaklanıyor ve Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü (KSYÖ) ile BM yetkilileri de bunu teyid etmekteler. 2118 nolu kararda ön koşul olarak konan ikinci nokta (ek II) Suriye yönetimi ve muhaliflerin birlikte katılımlarının şart olduğu yeni bir konferans düzenlenmesidir. Son ön koşul ise, geçiş sürecinin biçim ve esaslarının Ek II’de verilen 30.06.2012 tarihli Cenevre toplantısı sonuç bildirgesinde belirtilen esaslara dayanması zorunluluğudur.

Üç ön koşuldan ilkine ilişkin herhangi bir anlaşmazlık şimdilik görülmüyor. İkincisi ön koşulun tam karşılandığı söylenemez, çünkü Cenevre 2’de muhaliflerin tamamı temsil edilmemektedir ancak bunun sebebi Suriye yönetimi değil, muhalifleri yönlendiren güçlerin farklı pozisyon almalarıdır.
Üçüncü ön koşul ise en zor olan koşul gibi görünüyor muhalifler geçiş süreci hükümeti kurulmasını ve bu hükümette Esad’ın yer almamasını isterken, Suriye yönetimi Esad’sız bir yönetimi gündemine dahi almak istememektedir. Uluslar arası düzlemde de durum benzer ABD, Fransa, Suudi Arabistan ve Türkiye muhaliflerin pozisyonunu savunurken, Rusya ve İran Esad’lı bir geçiş sürecini destekliyor. Eylül 2013’de görülen pozisyon farklılığı halen devam ediyor ve yakın dönemde de devam edeceğe benziyor. Bu süreçte kritik soru şu: geçiş süreci hükümeti oluşturulmasında ABD pozisyon değiştirir mi? Yakın gelecekte değil, ama orta vadede bu durum olası, çünkü Esad’sız bir çözüm imkan dahilinde gözükmüyor ve muhalefet de güçlü bir iktidar alternatifi olacak kapasite ve yeteneğe sahip gözükmüyor. Ayrıca, El Kaide Suriye’de ve giderek bölgede istikrarsızlık yaratacak kapasiteye ulaşmak üzere. ABD’nin pozisyon değişikliğine gitmesi Rusya ile gireceği pazarlığa bağlı, Fransa ise ABD’ye uyumlu hareket edeceğinin sinyalini verdi. Böylesi bir ihtimal AKP yönetimini oldukça zora sokacak bir pozisyondur. Başbakan’ın İran gezisi AKP yönetiminin pozisyonunu revize etmesi için imkan sunacak mı, Erdoğan böylesi bir değişikliği dener mi, denerse AKP içinde ve dışında AKP’nin Suriye politikasına bel bağlayanlar nasıl bir tutum alırı tüm bu faktörler önemli, hatta Erdoğan, Davutoğlu ile ayrı pozisyon alırsa ne olur, bütün bunları zamanla göreceğiz.

Cenevre 2’nin bir başka önemli noktası, ABD’nin Suriye’ye “Barış Gücü” gönderilmesi hazırlığı içinde olduğunu ifşa etmesidir. Bu hazırlığın Rusya’yı dışlayacağı ihtimal dışındadır, Türkiye’nin içinde olması ise çok düşük bir olasılıktır. Burada esas olan, “insani gerekçeler” ile uluslararası müdahale yapılmasının BM içinde hukuki düzenlemesi (kodifikasyonu) yapılmadan adhoc (tekil özelinde) halde uygulanmasının çok yanlış olacağıdır. 1999’da Yugoslavya’ya yapılan NATO müdahalesi illegaldir, emsal teşkil etmez. Basında sıkça dile getirilen ve daha vahimi resmi ağızlardan da ifade edilen Bosna-Suriye benzetmesi konuyu saptırma girişiminden başka bir şey değildir. Bosna’ya yapılan uluslararası müdahaleler legaldir, fakat örnek teşkil etmez, çünkü Bosna’ya yapılan müdahaleyi Bosna yönetimi talep etmişti. Şu ana kadar Suriye yönetiminin böyle bir talebi olmadı. Suriye’de yıkım devam ettikçe neye dönüşür kestirmek zor. İnsani gerekçelerle müdahale yapabilmek için öncelikle bunun hukuki düzenlemesi (kodifikasyonu) BM bünyasinde yapılmalıdır, bu yapılmadan gerçekleştirilen güya-insani gerekçeli müdahaleler daha çok sorun üretmekten başka bir işe yaramamaktadır. Hızlı yapılması gereken, ateşkesin sağlanıp, BM’nin normal mekanizmaları çalıştırılarak insani yardım Suriye halkının bütününe ulaştırılmalıdır.