Şeytanı İçinde Bir Adam MUSTAFA KEMAL ERDEMOL

06/11/2008 Perşembe
Şeytanı İçinde Bir Adam MUSTAFA KEMAL ERDEMOL

Gerçekten olmuş muydu, yoksa uydurulmuş muydu bilemem ama, o dönemin mantığını çok iyi sergilediği için, uydurulmuş bile olsa, "olmayacak şey değil" diye düşündüğümüzden, kahkahalarla gülmüştük o trajikomik habere. Bizi güldüren, eğer doğruysa, iyi bilinen milli marşlarımızdan birinde geçen "sağdan sola, soldan sağa/ salla bayrağı düşman üstüne" mısraındaki "sağdan sola" sözcükleriyle komünizm propagandası yapıldığı iddia edilerek bir öğretmene dava açıldığı haberiydi.

Sol muhalefetin yükseldiği o dönemlerde, Türk adliyesi solculara karşı çalışırdı adeta. Yasada belirlenen suçlarla yetinmez, yeni, tuhaf, duyanı hayretler içinde bırakan suçlar türetirlerdi savcılar. O zamanlar, bu "türetilen" suçların arkasında onun olduğunu bilirdik. Mahkeme onu görevlendirir, rapor hazırlayıp savcıya o sunar, yapıldığı iddia edilen suçun işlendiğini, yaptığı değerlendirme (!) ile o güçlendirirdi. Yani, resmi sıfatıyla Bilirkişi. Neyi bildiğini daha da önemlisi nasıl bildiğini bugün bile anlamakta güçlük çeker bizim kuşak. Ama gerçekten yaratıcıydı Bilirkişi. Ondan başka kimin aklına gelirdi, "Sağdan sola" sallanan bayrağın Komünizm'in geleceğini haber verdiğini fark etmek? Benim Bilirkişi'yle tanışmam böyle olmuştur.

Şu Hüseyin Üzmez denen rezil adamın tacizine uğrayan 14 yaşındaki küçücük kızın, "tacizden fiziki ve ruhsal anlamda" etkilenmediğini ileri süren Adli Tıp'ın bu yöndeki raporunun ardında da işte bu Bilirkişi var. Ama bu kez ölçüyü, hem de fazlasıyla, kaçırdığı görülüyor.

ABD'de tedavisinden umut kesilmiş hastalara, "ölümün ne kadar iyi bir şey olduğunu anlatan" terapiler verildiğini okuduğumda, "daha önce hiç ölmemiş biri, ölmek üzere olan hastalara ölümün iyi bir şey olduğunu nasıl anlatabilir" diye düşünmüştüm. Tacize uğramamış biri, örneğin o Bilirkişi, tacizin, vazgeçtik fiziki olmasından, "ruhsal anlamda" etkilenilmeyecek bir facia olduğunu nasıl bilebilir diye düşünüyorum şimdi de. İster Amerika'daki, ister Türkiye'deki olsun, fark etmez, soru sorma yeteneğimin gelişmesinde hatırı sayılır katkısı olmuştur bu tür Bilirkişi'nin. Sağolsun.

En son, fakat en kötü katkısıı işte şu Üzmez'e oldu. Yaşlı sübyancı, "Çocuğun cinsel istismarı" gibi rezil mi rezil bir suçtan yargılandığı davadan Bilirkişi'nin "değerlendirmesi" sayesinde tahliye edildi bildiğiniz gibi. Adını, sanını, neye benzediğini merak ettiğim yüzünü, bilmek, görmek isterdim o Bilirkişi'nin. Çünkü insan, ettiği küfürlerinin boşa gittiği duygusuna kapılıyor karşısındakinin ne menem bir şey olduğunu bilmeyince. Keşke tanısaydım deyişim bundan.

Üzmez'i cezaevi çıkışı gördünüz mü? İki yüzlülüğü, utanmazlığı, arlanmazlığı, yani tüm bir yaşamı kapsadığı belli olan hayasızlığı, göreni hayran bırakacak kadar iyi taşıyor oluşuna tanık oldunuz mu? Gerçekten hayran kalınası bir hamallık bununki. Hiç bir insan evladı bu kadar aşağılık sıfatları, bu kadar kolay sırtlanamaz.

Uğur Dündar'ın, yıllar önce gizli kamerayla çapkınlık yaparken görüntüleyip programında yerin dibine soktuğu Şerafettin Yardımedici adlı bir din adamı vardı, bilmem anımsar mısınız? Hüseyin Üzmez gibi, küçük çocuklara musallat olmuş değildi, herhangi bir kadını taciz de etmemişti.Yaptığı hemen hemen herkesin yapabileceği bir çapkınlıktı sadece. Programın yayınından bir kaç gün sonra canına kıydı. Hala üzülürüm. Hak etmediği bir sondu onunki. Üzmez'den daha onurlu, Üzmez'den daha ahlaklı, şüphe yok ki dinine Üzmez'den daha saygılı biri olduğu için, bir din adamı olarak topluma karşı işlediğini düşündüğü suçun bedelini canına kıyarak ödedi. Çıkıp da "bana komplo yaptılar" demedi, ki deseydi inandırıcı olabilirdi, çünkü gittiği eve gizli kamera yerleştirilmişti. Üzmez'in yaptığını yapmadı, yani ne siyonistlerin tuzağından, ne dinsizlerin oyunundan söz etmedi. Türk televizyonculuk tarihinin en trajik kurbanı olarak, ardından "onurlu adammış" dedirterek yaşamı terk ettiğini de anımsatırım.

"Hüseyin Üzmez de gidip kendini öldürsün" dediğim yok. Ölürse tabii ki, hem de hiç mi hiç üzülecek değilim, çocuklardan uzak dursun da ne kadar yaşarsa yaşasın. Ama adam o kadar rahat ki, bakın şunları söyleyebildi cezaevi kapısında: "En çok kendi nefsime ve şeytana kırgınım, şeytana uydum''.

Şeytanla bu kadar, hem de ona kırılacak kadar, içli dışlı olursan elbette "uyarsın".

Ayrıca, "kırgınlık"tır bu Hüseyin. Çabuk geçer.

Barışırsınız yine.

ÖNCEKİ YAZILARI

Su bebekleri 04/09/2015 Cuma
Jeremy Dikkat 28/08/2015 Cuma
En az üç 21/08/2015 Cuma
Hepsi bunun 14/08/2015 Cuma
Durun siz kardeşsiniz 17/07/2015 Cuma
AVMSARAY 10/07/2015 Cuma
Yandaştan yandaşa salvo 03/07/2015 Cuma