Dersim Dört Dağ İçinde - Mustafa Kemal Erdemol

Beyaz Türk olmanın taşınması çok ağır bir yük olduğunu, Onur Öymen’e bakarak anlamak mümkün. Bu ağırlığın altında, çoğunlukla tutamadığı çenesinin de katkısıyla, gittikçe ezilenlerden biridir bu Onur Öymen. Meclis’te Kürt açılımıyla ilgili olarak yapılan görüşmelerde, “Dersim’de analar ağlamadı mı? Kimse analar ağlamasın, mücadeleyi durduralım dedi mi?” sözleriyle, yangına körükle gitme tutumunun Beyaz Türk olmasıyla doğrudan ilgisi var. Sadece bu korkunç ifadelerinden değil, daha önce pek bir “snob”ca dile getirdiği görüşlerinden de bilinen bir özelliğidir bu Öymen’in.

Örneğin, bir zamanlar Başbakan Erdoğan’ı kastederek, “eşiyle bir gün olsun tango yapmış mıdır?” diye de sormuştu. Batı danslarına vakıf olmayı, Cumhuriyet’in yaratmak istediği insan tipinin özelliklerinden biri olarak anlaması ona bu tuhaf soruyu sordurmuş olmalı. Çağdaşlığı elit bir vatandaşlar topluluğu yaratma mücadelesi sanmasından, bunun yolunun da, kendi bildiği “çağdaşlık”tan geçtiğine inanmasındandı bu biraz da. Ülkemizde de var olan zenginleşmiş, ancak burjuvalaşamamış “elit”lerle bile işi yoktur Öymen’in bu yüzden. Kentleşememiş ama zengin mi zengin bir Sakıp ağa bile, Cumhuriyet’in arzuladığı “burjuva”dan uzaktır Öymen gibi düşünenler için.

Modernlik gibi bir derdi olmayanların, olsa bile bundan tango yapmayı anlamayanların çok yerinde bulduğu bir yanıt gelmişti Tayyip Erdoğan’dan: “Tango yapmadım ama iyi horon teperim.”

AKP’ye verilmiş binlerce oy, halk okşamayı çok iyi bilen başbakanın bu tür yanıtlarıyla da gelmiştir. Bu cevabın sonuçları en somut ifadesini, AKP’ye destek vermek için, “benim başbakanım işte budur” diyerek seçim sandığına giden seçmende buldu. Halka uzaklığı ruhuna yedirmiş Öymen gibilerin, bu ülkenin yoksuluyla, dışlanmışıyla, katledilmişiyle bir ortaklığı yoktur. Tüm AB karşıtlığına rağmen, bireysel anlamda batı insan tipinin meftunu olarak, örneğin Dersim’de ölüp gidenler, kerim devletin bekaası için ortadan kaldırılan asilerdi Öymen’e göre. Tango bilmeyişleri de ayrı bir sorundu mutlaka. Halka tepeden bakışın en acıklı figürlerinden biri olarak siyaset sahnesinde çok kötü, vicdansız bir mahalle fitnecisi pozisyonunda oluşu, Öymen’in kendi seçimidir, şüphe yok. Bu konumda olmaktan üzüntü duymadığı, Dersim katliamını haklı bulduğunu ifade eden sözlerinin arkasında durmasından da belli. Yani, halka üstten bakan biri olarak bir hayli dik bir duruşu var Öymen’in. Vicdanını silip süpüren bir dik duruştur bu.

Eğer, sarf ettiği sözler toplumun büyük bir kesimince destekleniyor olmasaydı, vicdanını belki hatırlayabilme olanağını bulurdu bu parti bürokratı. Kişi, hele kendine bir de güç vehmetmişse, destekçilerinin ilgisi karşısında en kolay vicdanını unutur. Var olan toplumsal onaylama, Öymen’in zihniyet yanlışlığını fark etmesine engeldir bu nedenle. En küçük bir haklılıktan güç alan insan tipleri yok mudur? Siyasette de Öymen bunlardan biridir. Gerçi herhangi bir katliam savunuculuğunda ne tür bir haklılığı olabilir bir insanın anlamam ama, işin içine “devlet düşmanları öldürülmelidir” inancı girdiğinde başka “haklılık” aramaya gerek yoktur kimilerine göre. Öymen, Beyaz Türk’lüğünden ötürü küçümsediği bir kesimle şiddet konusunda ortak bir anlayışa sahip demek ki. Öyle görünüyor.

Toplumsal hafızada yer etmiş Dersim katliamı gibi trajik bir olguyu örnek olarak verirken birkaç kez düşünmelidir insan. Kıyımın yarattığı travmayla hâlâ yaşayan binlerce insan var çünkü. Birer yetişkin olarak değil, küçücük çocukken tanık oldukları kanlı bir dönemin görüntüleriyle yaşadılar bugüne kadar. Onların anlattıklarıyla büyümüş başka kuşaklar oluştu zamanla. Az şey değildir bu.

Toplumsal barışın önüne, berbat katliam örneklemeleriyle, bir trajediden acı çıkarmak yerine gözdağı malzemesi çıkarma vicdansızlığıyla dikilenlerin “modern”likleri elbette tangoyla sınırlı kalır.

Etnik bir sorunu çözmek için hiç mi ekonomik, sosyolojik, politik, vicdanlı projesi olmaz bir partinin? “Dersim’de de analar ağlamıştı, bugün de ağlayabilirler” cümlesini bu kadar rahat nasıl dile getirilebilir bir parti bürokratı?

Şeriatla mücadele edeceğim derken, AB’ye direneceğim derken, emperyal kuşatmaya karşı uyanık kalacağım derken, araya katliam hatırlatmaları sıkıştırmanın sadece Onur Öymen’in bildiği bir nedeni olmalı.

Bir Beyaz Türk olarak, anaların ağlamasına da aldırmadığına göre, fırsat bulsa tek tek “devlet düşmanları”nı ortadan kaldıracakmış gibi konuşuyor Onur Öymen. Zihniyeti açık seçik ortada çünkü.

İyi de bunca yılın diplomatı, o kadar dünya görmüş geçirmiş aydını, modern bir insan olarak tangonun iki kişiyle yapıldığını bilmez mi?

Önüne geleni kesip biçerse, tangoyu kimle yapacak?

Hiç düşünmez mi?

Yorumlar - Bu habere 7 yorum yapıldı

Dersim katliamı

Dersim katliamı hakkında hariçten gazel okuyan "sözde ilericilik" adına yorumlar yapan şoven zihniyetlerin doğrusu bu sayfalarda yer bulabilmesine şaşırıyorum.Üstelik Mustafa Kemal Erdemol'un eminim bu güzel yazısını bile okuma zahmetine katlanmamışlardır.Özetle katliam şu şekilde tarif edilebilir:
Katliam harekat öncesi ve sonrasında jandarma raporlarında da belirtildiği gibi bölge halkının kürt-alevi kimliğinden arındırılması ve sunni-türk bir toplum yaratılması amacıyla yapılmıştır.Halk katliam öncesinde "aydınlanmacılık" adına ne varsa(yolların, okulların yapılması)gönülden sahiplenmiş hatta yine "ilericilik" adına her köye yapılan karakoldaki askerlere kendi çocukları gibi hoşgörüyle yaklaşmıştır.Ancak tüm bunlara rağmen gaddarlığıyla nam salmış general Abdullah Alpdoğan'ın isyanı kışkırtıcı tahriklerinin sonucunda dersim halkı meşru müdafaya girişmiştir.
Sonrasında bilenen gerçekler; binlerce insanın kadın-erkek yaşlı-çocuk demeden vahşice öldürülmesi...
CHP'li, kafatasçı, tipik burjuva siyasetçisi Öymen gibi "insanlara" devrimci ama gerçekten ilerici, sosyalist, tüm halkların kardeşliğini savunan dersim halkı yanıtını en iyi şekilde vermektedir vermeyede devam edecektir.

sap ile saman karışmasın

dersim isyanının gericilik ilericilik ölçütüne göre nasıl değerlendirileceğinin bu günün siyasal tartışmalarıyla hiç ilgisi yok. kaldı ki her şeyi bu düzlemde bir yere yerleştirmek zorunda da değiliz. marksizm bundan ibaret değil. ayrıca katliam katliamdır. bir şeyin özü ile yöntemi birbirinden o kadar da ayrı tutulamaz. türkiye burjuvazisinin kürt sorununu çözme yöntemi "ideolojik olarak nüfuz edemiyorsam, katlederim" seklinde özetlenebilir. bu yöntemin de hiç bir şeyi çözemediği, aksine türk ve kürt halklarının arasına kan soktuğu açık. bir şeyin anlaşılır olmasıyla "doğru" olması arasında çok fark vardır. ve eğer siyaset yapıyorsanız soğuk kanlı bir analizci konumunda olamassınız. ortada bir katliam varsa, katledilenlerin karşısındaymış gibi algılanmaktan kaçınmak gerekir.
burjuvazi bu gün bir red-i miras gerçekleştiriyor. (1950de değil şimdi.) sosyalistlerin yapması gereken burjuvazinin geride bıraktığı bazı kavramları içlerini farklı şekilde doldurarak kullanmaktır. yani bu kavramlar üzerinde bir hegemonya kurmaktır. yoksa bu güne kadar kemalizme yaptığımız eleştirilerden geri basmaya gerek yok. zaten TKP de bunu yapmıyor. yalnız sanırım yorum yapan bazı arkadaşlar konuyu biraz yanlış anlamış.
CHP elitisttir. ve bu yüzden eleştirilmeyi hakeder. CHP'yi sol sanarak bu güne kadar onu desteklemiş olanların artık kafasına dank etmesi için böyle yazılar çok gerekli.

Dersim

Türkiye solu kusuruma bakmasın. Ama biraz saf ve çok kolay kandırılabilir bir özelliği var. Her tür ayaklanmayı, hele bir de zorla bastırılmışsa, ilerici sanan bir sol var Türkiye'de. Dersim bir katliamdır. Doğru. Lanetlenmelidir ve ileride kurulabilecek herhangi bir ilerici iktidar bu nedenle Dersim halkından özür de dilemelidir. Ancak herkes sadece Dersim katliamından söz ediyor. Kimse "bu adamlar niye ayaklandı?" diye sormuyor. Ayaklanmanın önderi Seyit Rıza'nın konumu ilericimiydi? Solun görevi aşiret reislerini savunmak olamaz. Bence Ankara hükumeti ve Kemalizm o günlerde Seyit Rıza'ya göre çok daha ileriyi temsil ediyordu. Dersim ayaklanmasından hemen önce B.M.M.nin aldığı "aşiret reisliğinin, şeyhliğin, şıhlığın vs kaldırılması, bunlara ait topraklara el konulacağının ve bu toprakların topraksız köylülere dağıtılacağının ilan edilmesi" şeklindeki kararları görmeyen gözler Dersim'deki aşiret reislerinin neden isyan ettiklerini ve kandırılmış halkı da peşinden sürüklediklerini anlayamaz. Katliamı kınamak başka şey, isyanı bastırmaya yönelmenin bizatihi kendisini suçlu ilan etmek başka şey. Bence Mustafa Kemal'in ayaklanmayı bastırması meşru hakkıdır. Eğer bu türden aşiret reisleri, şeyler, şıhlar tasfiye edilmeseydi Türkiye'de yarım yamalak bir burjuva devrimi bile yapılamazdı.

Değerli dyk arkadaş. Çanlar

Değerli dyk arkadaş. Çanlar kimin için çalıyor'da insanın bir ada olmadığı, çanların "senin" için çaldığı söylenir. Ve anlatılan senin hikayense çalan cenaze marşı "senin" cenaze marşındır. Halkın kazanımları o kadar kolay feda edilmemeli. Halkın gündelik hayatı zaten bir cehennem, daha kötüleşmesinden memnun olmayız. Ve kural: Devrimciler reformlara değil, reformculuğa karşıdır.
Eğer Fransız Devrimi (1789), bizim mirasımızın içindeyse (1871 Paris Komünü ile birlikte), Cumhuriyet te bizim malvarlığımızın bir parçasıdır. Kayıtsız kalamayız.
Cumhuriyeti 1950'den beri Cumhuriyet düşmanları idare ediyor. Yıkılma durumuna gelmiş olmasının nedeni bu. Ama kurucuları suçlu çıkarılmaya çalışılıyor.
Geleceği kurmak için ayağımızın altına bir zemin gerek. Boşluğa gelecek kurulmaz.
Yani kayıtsızca Cumhuriyet yıkılıyor demek ve yıkıcıların korosuna sakince bakabilmek, kendimizle onlar arasına bir çizgi çizmemek. Hayır bu akıllıca değil, bilimsel değil ve sosyalist değil.

tango değil cenaze marşı

yazıyı birkaç defa okudum ama çok sesli müzik karşıtlığı ya da tango karşıtlığı bulamadım, 'fırsattan istifade' bir kemalizm düşmanlığı da. yazıda cumhuriyet devriminin kimlerden dolayı halkı kapsayamadığının ve cumhuriyetin yetiştirdiği kuşakları bugün cumhuriyet karşıtlarının yanına iten nedenin ne olduğunun cevabını okudum. Ve cumhuriyet eğitiminin başlangıcında köy enstitülerinin olduğunu görüp bunun yerini neden tarikat okullarının aldığını görememenin cevabını. Tangoyu bilmem ama Onur öymenlerin modernlik ve ilerlemeden anladığı şeyleri notaya döktüğümüzde ortaya çıkan şey Türkiye Cumhuriyetinin cenaze marşıdır. Bu aralar sıkca çalınan.

Dersim korosonunda türkü söylemek

Yorumcu İbrahim.erdogan'ın bitiş cümlesi işin özü: "Bizim vazifemiz koroya katılmak değil, gerçeğe bağlı kalmak." Meclisteki "açılım" tartışmasında Sn. Öymenin'in cumhuriyet tarihindeki kanlı olaylar arasında "Dersim"i de örnek göstermesi bazıları için bir bardak suda fırtına koparmalarına vesile oldu. "Dersim" konusu iki boyutta ele alınmalıdır: 1) Tarihsel "Dersim" olayları 2) Sn. Öymen'in "Dersim" örneğinin istismarı. Marksizm tarihsel olayları değerlenirirken "nesnel toplumsal kriterler"e başvurur. Örneğin 10 Kasım'da K.Okuyan Kemalizmi nesnel olarak "Toplumsal ilerleme" ölçüsüne göre değerlendirmiştir. Bu kriter Kemalizmi Cumhuriyet öncesine göre "devrimci" ve "ilerici", sosyalizme göre "tutucu" ve hatta "gerici" olarak ölçmektedir. Aynı ölçüyü "Dersim" olaylarına da uygularsak "devrimci türk burjuvazi"sinin devletinin meşru otoritesini kabullenmeyen Dersim'deki "feodal" aşiretlere "insanlık dışı" yöntemlerle bu otoriteyi zorla kabul ettirmesidir. Hareketin özü ilerici fakat yöntemi insanlık dışıdır. Ancak bu olayda önemli olan, Sn. Öymen'in düşüncesizce verdiği bu örneğin geriiciler tarafından kullanılmasıdır. Emperyalist işbirlikçisi ve dinci dikta heveslisi AKP, gündemi saptırmak, sıkıştığı politik yerden kurtulmak ve Alevileri, Kürtleri CHP karşı kışkırtmak için büyük ölçüde kontrol ettiği basın üzerinden bir kampanya ile bu olayı sonuna kadar sömürmüştür. Bu koroda "sol"un bilerek veya bilmeyerek aynı türküyü söylemesi gerçekten acıdır.

Dersim

19. yy'dan itibaren Marx-Engels öncülüğündeki bilimsel sosyalistler de Dünyadaki bütün acılara sahip çıktılar, ama Ütopikleri eleştirmeyi ve gelecek tasarımını bilimsel bir temele oturtmayı da ihmal etmediler. Şimdi moda -sosyalizm tekrar hayalet haline geldi sanılıyor ya- sınıfsal sömürü ve acı dışında bütün acılarla "empati"kurmak ve "sempati" toplamak, hatta bilinçaltı ve üstü bir hinlikle snıfsal sömürü acılarını bu sayede iyice gözden gizlemek.
Özellikle geçmiş acıları dile getirmek moda.
Geçmiş acılar adına bağrılıyor ve yoksulluk çığlıkları duyulmaz hale geliyor.
Dersim de iyi bir konu. Kürt var Alevi var. "Burjuva Kemal" var.
Bir de tango meselesi. Benim bildiğim kadarıyla Klasik çok sesli müzik evrenseldir. Herkesin onun dinleyicisi olmasını isteriz. Tango değil ama valsi herkesin yapabilmesini (Çetin Altan maskaralığına düşmeden) isteriz. Komik olan ne var bunda. Bizim halkımızın Maraş'ta, Konya'da hatta Ankara Sincan'da bu kadar haşin olmasının bir sebebi de, şehirlerde heykellerin yokluğu ve göbek atmaktan başka (bir de kolbastı var, yani kadınla erkek her halukarda birbirine dokunmadan "dansediyor") dans bilmemekten kaynaklanmıyor mu?
Köy Enstitülerini Ümit Kaftancıoğlundan okuyan ve İsmet İnönüye ayrı yemek çıkarılmasının hesabını sorabilen köylü çocukları yaratabilen bir Kemalizmi her fırsatta eleştirmeye çok istekli olmayalım. Bizim vazifemiz koroya katılmak değil, gerçeğe bağlı kalmak.