Sinemaseverleri Kızdırma Pahasına

Bir ülkede (galiba Türkiye’de) sinemaya ilgi ne zaman can sıkıcı olmaya başlar?

İşte tartışmaya açık 15 gösterge:

1. Filmdeki bulanık ve karanlık görüntüler peşinen “derinlikli” ve “atmosferik” sayıldığında*

2. Bir kadınla çok yakın çevresindeki iki erkekten oluşan üçgende cereyan eden karmaşık ve değişken aşk, dostluk, kıskançlık vb. ilişkilerini anlatan filmler ne olursa olsun her koşulda aydınların ilgisini çektiğinde

3. Gençler sinemaya özellikle filmdeki esprilere altyazılardan önce gülerek yabancı dil bildiklerini etrafa göstermek için gittiklerinde

4. Hayatlarında hiç Dostoyevski okumamış ve okumayacak kişiler belirli bir filmdeki Dostoyevski esinli karakterler hakkında saatler süren tartışmalara (üstelik bira içerek) gömüldüklerinde

5. Felsefe veya toplumbilim alanında okuduğu derinlikli bir metni soyut bulan ve anlayamayanlar, özellikle “soyut olsun” diye çekilen bir filmi derinlikli sayıp “anladıklarında”

6. “Çağının tanığı olma”, “ötekini keşfetme”, “iç hesaplaşma” gibi artık bıkkınlık veren klişeler hemen her filme ve yönetmene yakıştırılır hale geldiğinde

7. Belirli filmlerin melankolik havalarda, yalnız ve koltuk altına sıkıştırılmış bir kitapla izlenmesi özel yaşamda birtakım “getiriler” sağladığında

8. Stalin döneminin uluslararası harekete verdiği “zararlar” konusunda söyleyecek lafı kalmayanlar, tartıştıkları kişilere Ken Loach’ın “Ülke ve Özgürlük” filmini tavsiye edip “bana inanmıyorsanız gidin görün” diyebildiklerinde

9. “Üç piyasa filmine bir sosyal içerikli film” formülü kimileri için giderek yerleşik bir kural haline geldiğinde

10. İki erkek arasındaki dostluğu merkez alan filmlerin istisnasız hepsinde eşcinsellik iması bulmak entelektüelliğin şanından sayıldığında

11. “Sosyal ve siyasal içerikli” bir film, sinemasal değeri büsbütün bir kenara bırakılıp salt verdiği mesajın siyasal doğruluğu veya yanlışlığı (ama en çok da “eksikliği”) açısından değerlendirildiğinde

12. Hollywood filmlerinin küçümsenmesi sinemaseverler arasında radikalliğin ve sofistike olmanın tek ölçütü haline geldiğinde

13. Burunlarının dibindeki önemli bir toplantıya işlerinin yoğunluğu nedeniyle katılamayanlar, çağdaş Moğol sinemasının bir örneğini görmek için saatlerce yol gittiklerinde

14. İzlenen film hakkında şöyle veya böyle mutlaka yorum yapılmasını dayatan yakın çevre baskısı yüzünden, filmin özüyle ilgili hiçbir fikri olmayanlar bile “doğrusu görüntüler çok güzeldi” gibi laflar etmeye mecbur kaldıklarında

15. “Şu kitabı okudun mu?” sorusu tedavülden tamamen kalkıp yerini “şu filmi gördün mü?” sorusuna bıraktığında.

* Rivayete göre bir dönemin ünlü yönetmenlerinden Billy Wilder film setinde kameramanına şöyle demiş: “Johnny, şu filmi net çekme de Avrupa’da bir ödül alalım.” (Bakınız, Sinema Dedi ki, derleyen Ülkü Tamer, AFA 1989, s.66)

Popular content

Yorumlar Bu habere 4 yorum yapıldı

"sinemasever"

yazı bahsettiği postmodern bataklıktakileri kızdırır mı bilmem fakat sinema sanatını sevenleri, kendini ona borçlu hissedenleri cesaretlendireceği ve harekete geçireceği kesin.

eline sağlık... bir tatil

eline sağlık... bir tatil sabahı bir yazı ancak beni bu kadar keyiflendirir di...

Yazarı kızdırma pahasına

Patrice Leconte'un Trendeki Adam'ı 10. maddeye girer mi bilmem ama Çulhaoğlu bile Ang Lee'nin Brokeback Mountain filminin bu madde kapsamına girmeyeceğini teslim eder sanırım.

Açıkcası ben "entelektüel" görünmek adına filmlerde eşcinsel karakter avına çıkan kimseye rastlamadım.

Ekleme yapayım

16. Arka çapraz koltuktaki gençler sırf birbirlerine ne kadar ''kuul'' olduklarını göstermek için hemen yanınızdaki koltuğun tepesine ayaklarını uzattıklarında.

17. Sinemada cebini kapamayıp veya sessize almayıp çalmasına izin veren ve bir de açıp konuşan tipler sinemaya akın ettiklerinde.

18. Yine yan çapraz koltuktaki biri elini sizin hemen yanınızdaki koltuğa uzatıp film sırasında tesbih çekmeye başladığında(İnsan sinemaya niye tesbihle gider ki?!)

19. Sinemaya sırf karanlık olduğu ve sevgilisiyle rahatça yakınlaşma fırsatı bulunduğu için gelindiğinde.

20. Alt yazılı filme daha ilkokul çağında bile olmayan bacak kadar çocuğunu da getirip, haklı olarak sıkıldığı için filmin ortasında huysuzlanan veledini sorumlu insan pozlarıyla dışarı götürürken oturanların ayaklarını ezip geçenler de sinemaları doldurduğunda.

21. Yirmibeş dakikalık reklamlar size hangi filme geldiğinizi unutturduğunda.

Daha madde sayardım ama sinirlerim bozuldu sabah sabah...