Sağaltamadığımız hastalık

08/09/2017 Cuma
Sağaltamadığımız hastalık

Yazana bir kolaylık sağladığı kesin. Ama pek seyrek başvurulması gerektiğini düşünüyorum. Okura saygıda eksiklik izlenimi yaratabileceği için…

Eskiden, ama dikkatli ve sürekli okurun bile hatırlamakta güçlük çekeceği kadar eskiden yazılmış yazılara başvurmaktan, hatta onları bütünüyle yinelemekten söz ediyorum.

Şimdi aktararak hatırlatacağım yazı da bu türden, denebilir. Bu türden ama, seyrek değil, sık sık da yinelense olur; çünkü, konu edilen hastalık gerçekten de sağaltılamıyor. Sağaltım konusundaki bu yetersizliği bir iki yazı ile çözümleyip onların ürünü kesin çözümlere ulaşarak bir kenara koymak mümkün değil. Mümkün olmadığını çok uzun yıllar boyunca yaşayıp anlamış bulunuyoruz.

Sözünü ettiğim ve başka bir araştırma yaparken bulup aşağıda alıntıladığım yazım, yine burada ve 7 Aralık 2008 tarihinde yayımlanmış. En sonunda belirtilen “yaklaşan seçimler” 2009 yılının Mart ayında yapılan yerel seçimler olmalı; dolayısıyla, önümüzde o kadar yakınlaşmış bir seçim bulunmadığına göre, bugünkü durumla küçük bir farklılıktan söz edilebilir. Ancak, böyle olması, belki de daha can sıkıcı bir duruma işaret ediyor: Demek, artık seçimler gündemin ön sıralarına gelmeden çok önce de adı geçen hastalık çeşitli görünümleriyle ortaya çıkabiliyor; daha da açıkçası, süreklilik kazanmış ya da, madem hastalık adını veriyoruz tabiplerin diliyle söyleyebiliriz, kronikleşmiş bulunuyor.

***

Ne Hastalıkmış!

Bizim solumuza musallat olmuş bir hastalıktan söz ediyorum. Adına, kısaca ve türevlerini de kapsayarak, "cCHP'cilik" diyoruz. Biraz açmamız gerekiyor.

Önce, nasıl tanı konulacağına, başlıca belirtilerinin neler olduğuna değinmeliyiz.

Bir kez, rahatsızlığın, CHP ile herhangi bir biçimde kurulmuş organik bir ilişkiden kaynaklanmaması gerekiyor. Böyle bir ilişki olabilir, hatta birçok örnek olayda, vak'ada, bunu gösteren bulgular apaçık ortadadır ama, hiçbirinde çıkış noktası o değildir. Varsa, organik bağ, şu ya da bu biçimde, sonradan kurulmuştur.

İkincisi, CHP'nin programı, politikası, söylemi, eylemi, şusu busu ile bir akıl ya da gönül bağının söz konusu olmaması gerekir; daha doğrusu, böyle bir bağın hasta tarafından yeterli bir güvenilirlik ve kesinlikle reddedilmesi şarttır. Hatta, emekçi sınıfların hak ve çıkarlarına sempatiyle bakılmakta, birçok durumda da düpedüz sosyalist ülkü ve söylemler savunulmaktadır.

Üçüncüsü, hastanın, CHP'nin yöneticilerini, en azından başkanını, onun en yakınındakileri, üst yönetim organlarını hiç beğenmediğini, beğenmek ne söz, onlardan nefret ettiğini ve bunu içtenliği kuşku götürmeyecek bir biçim ve biçemde dile getirdiğini gösteren nesnel veriler var olmalıdır. Örneğin, hemen hemen bütün önde gelen yöneticilerinden genel başkanına kadar CHP'den ayrı düşünülemeyecek kişiler durumuna gelmiş politikacıların merdiven inip çıkmasından kürsüde atıp tutmasına kadar her şeyinden düpedüz "gıcık" olmak, bu kapsamdaki en sık rastlanan belirtiler arasındadır.

İlk üçüyle birlikte, dördüncüsü, herkesin tavrının tek tek hesaba katılacağı bütün önemli durumlarda CHP'nin desteklenmesidir. Elbette, bu durumların, en sık ve belirgin biçimde ortaya çıkışı seçimlerle olmaktadır. Tanı amaçlı incelemeye konu edilen, her türlü seçimde, bazıları artık standart kategorilere sokulabilmekle birlikte, zaman zaman şaşırtıcı bir yaratıcılığın da ürünü olabilen gerekçelerle CHP'ye oy vermekte; çoğu durumda, oy vermekle de kalmayıp oy verilmesini şu ya da bu düzeydeki bir militanlıkla savunmaktadır. Tanı koyma çabamızın son yol gösterici işareti budur.

İşte bu belirtileri ya da bulguları bir arada saptayabilmek mümkün oluyorsa, "CHP'cilik" tanısını koymakta herhangi bir çekince gösterilmemelidir.

Bu hastalık, solumuzdaki her bireye, "sokaktaki vatandaş" konumunda olandan çeşitli akımlarla örgütlerin "kadro" niteliğindeki mensuplarına kadar herkese musallat olabilmekte, hatta zaman zaman bireysel olmanın ötesine geçerek kolektif bir nitelik kazanmakta ve "toplu cinnet vak'aları"na dönüşebilmektedir.

Hastalığın tarihçesine bakılacak olursak, 1960'lı yılların ortasında, Türkiye İşçi Partisi'nin düzeni şaşırtan yükselişinin hemen ardındaki "İsmet Paşa çözümü" ile bir bağ kurulabilir. Paşa, kendi partisinin çıkarları da herhalde etkili olmakla birlikte, asıl, düzeni ve devleti koruyup kollama misyonunun bir gereği olarak, "ortanın solu" söylemini ileri sürmüş ve Ecevit'in o yönde gelişip geliştirilmesinin yolunu açmıştı. Bunun, başlangıç noktası değilse bile, hastalığın tarihsel seyrinde önemli olduğunu söyleyebiliriz. Başlangıç noktası diyememek, daha önceki tarihlere ilişkin itirazların yapılabilecek olmasıyla ilgilidir. Örneğin, o dönemden de aşağı yukarı bir otuz yıl daha geriye gidildiğinde, uluslararası sosyalist hareketin etkisiyle ortaya çıkmış CHP destekçiliği hatırlanabilmektedir.

Burada hastalığı çözümleyici değil betimleyici bir yaklaşımla ele alıyoruz. Dolayısıyla, birkaç betimlemeye daha yer verebiliriz.

Hastalığın en şiddetli biçimde seyrettiği dönemlerden biri, 1970'li yılların ortalarıydı ve Ecevit'in Haziran 1977'deki "seçim zaferi"ne ulaşmasında ciddi katkıda bulunarak izleyen yılın hemen başında, Demirel'in yakıştırmasıyla, "Güneş Motel hükümeti" ile son bulmuştu. Daha doğrusu, son bulmak değil de, solcuların yanı sıra sola bulaşmış olan insanların da yığınlar halinde öldürülmesiyle en üst aşamasına varmıştı. O sıralar, yukarıda sayılan hastalık göstergelerinin tümünü bir arada saptayabilmek çok kolaylaşmış sağaltım açısından çaresiz bir tür hekimlik, neredeyse çocuk oyuncağına dönmüştü. Örnek olsun, CHP ile ne program ne organik bağ ne kişisel sempati anlamında ilişkilendirilemeyecek bir yığın solcu militan, birbirlerini devrim davasına yeterince hizmet etmemekle suçlamakta en sert yöntemleri kullanmaktan kaçınmazken, seçimler geldiğinde dağa taşa "Umudumuz Ecevit" sloganını yazıyorlardı.

Hastalığa yakalananların, CHP'ciliği, bunu kimse sahiplenmeyeceğine ya da itiraf etmeyeceğine göre, seçimlerde CHP'yi desteklemeyi diyelim, gerekçelendirme konusunda hatırı sayılır bir yaratıcılık gösterdikleri teslim edilmelidir. Gerçi, süre çok uzadığı için, yaratıcılıkta gözle görülür bir gerilemenin ortaya çıkmaya başladığı da belirtilmeden olmaz. Ancak, hemen hepsinde, ortak bir yan vardır: Seçimlerde oy ya da destek, hep, bu kez ya da son kez olarak verilmektedir. Bu kez ya da son kez de olsa, verilecektir; çünkü, ne yazık, başka çare yoktur. Ne için başka çare yoktur? O sırada iş başında olan siyasal iktidar, hangisiyse artık, halkın yoksulluğunu, ezilişini, sömürülüşünü, ülkenin bağımlılığını ve gerileyişini dayanılmaz boyutlara çıkarmıştır; CHP de bir matah olmamakla birlikte, o berbat iktidarı, halkımıza ve ülkemize görülmemiş kötülükleri yapmakta olan iktidarı alaşağı etmek, atılması gereken ilk adımdır.

İşin tuhafı, yaşanmış örneklerin hiçbirinde de, CHP hemen ya da doğrudan hükümet olamamış hükümet olabildiği durumlarda ise ya siyasal islamın temsilcileriyle ya da Türk ve Kürt siyasetinin en geri unsurları ile koalisyon kurarak, onların kendi başlarına yapamayacakları kötülükleri yapmak üzere hükümet olmuş ve o kötülükleri gerçekleştirmiştir.

Şimdi de öyle bir seçim ortamına mı giriyoruz? Herhalde. Ne yazık, öyle görünüyor!

Nasıl olabiliyor peki? Yukarıda özetlenenler, o kadar eski değil, sadece son kırk küsur yılın olaylarından yapılmış bir derleme. Hepsi birden nasıl unutulabiliyor?

"Hafıza-i beşer, nisyan ile maluldür." demekten bıkmış olmalıyız artık. Hiç değilse, insan belleğinin unutuş ile sakatlanmış olduğunu kabul etsek bile, biraz daha inandırıcı ve daha az teslimiyetçi açıklamalara ihtiyaç var.

***

Bir de ek yapmış olalım: Yaklaşık dokuz yıl önceki bu yazıda hastalığın belirtilerine ilişkin olarak üçüncü sırada değinilen göstergenin eski önemini yitirdiği ortaya çıkmış durumda. Hastaların bazılarının chp’nin yönetici çevresini ve onun başındaki kişiyi beğenmemesi, beğenmediğini açıkça belirtmesi, tanı için gerek koşul sayılamaz artık. Hatta, o yöneticilerin ya da en azından onların birtakım tutum ve davranışlarının takdir edilmesi, bu takdir duygularının farklı söz ve görüntülerle açıkça ortaya konması, tanı açısından tereddüt yaratıcı değil, tersine, kolaylaştırıcı bir ipucu oluyor. Başka bir anlatımla, bu partiye açık ya da gizli destek verilirken, tuhaf bir utangaçlıkla, lider ve yöneticilerini hiç beğenmeyerek bir tür denge tutturmanın yerini, onları övgülere boğmak almış görünüyor.

Ya basbayağı eskimiş bu yazının sonunda değinilen ihtiyaç ne olacak? Ortadan kalktı mı, yoksa hâlâ aynı şiddette varlığını sürdürüyor da, az çok haklı bir bıkkınlık geldiği için, bizde doyurucu açıklamalar arayıp bulma isteği mi köreldi?       

ÖNCEKİ YAZILARI

İkiyüzlülük 14/06/2019 Cuma
Tıkanma ve umutsuzluk 07/06/2019 Cuma
Öneriyorum 31/05/2019 Cuma
Usanç 24/05/2019 Cuma
Kulağından tutup atmak 17/05/2019 Cuma
Yönetememe bunalımı 10/05/2019 Cuma
1 Mayıs’tan notlar 03/05/2019 Cuma
Yalan dolan düzeni 26/04/2019 Cuma