Tarihsel kavşakta siyasetin dört yolu

Türkiye, geçen yüzyılın başında olduğu gibi, yine büyük ve benzer bir tarihsel kavşakta duruyor. Ülke ve toplum bir kez daha yön duygusunu yitirmiş durumda. Tarihsel ilerlemesi sert bir kırılmayla kesintiye uğrayan, diğer bir anlatımla yaklaşık 60 yıla yayılan karşı devrim sürecinin, hedeflerine büyük ölçüde ulaştığı bir ülkeyle karşı karşıyayız. Türkiye bir önceki yüzyıldan devraldığı siyasal, kültürel, ideolojik ve sosyolojik sorunlarla boğuşuyor.

Türkiye’nin 21. yüzyılın ilk çeyreğinde bütün ağırlığı altında ezildiği bu yükle yoluna devam etmesi mümkün değil. Geçen yüzyılın başında Osmanlı İmparatorluğu çözülürken Akçuraoğlu Yusuf ünlü “Üç Tarz-ı Siyaset” kitabını yazmış, toplumun önündeki seçenekleri göstermiş, önerilen yolları tanımlayarak arasındaki farkları ortaya koymuştu. Yusuf Akçura’nın gösterdiği ve zaten bir fikir akımı ve yaşam içinde siyasal hareket olarak var olan yollardan biri de uluslaşma ve burjuva devrimiydi. Kendisi de “Türkleşmek” dediği bu aydınlanma ve modernleşme çizgisinde duruyordu.

Burada ulus kuruculuğu anlamındaki, 1900’lerdeki demokratik Türkçülük ile bugünün tutucu, etnik ya da şovenist milliyetçilik kavramı arasında bir benzerliğin olmadığını belirtmeye sanırım gerek yok. Akçura’nın Osmanlı aydınlarına, siyaset sınıfına ve nihayet topluma önerdiği diğer iki yol ise Osmanlıcılık ve İslamcılıktı.

Bu kitap siyasal ve entelektüel tarihimizin/hayatımızın en parlak yapıtlarından biridir. Yusuf Akçura, “Üç Tarz-ı Siyaset” eseriyle siyasal, düşünsel ve toplumsal bir kargaşa yaşayan ve çöküşe doğru giden dönemin yeryüzündeki en büyük imparatorluğunda, yetkin bir yaklaşımla büyük bir sadeleşme sağlamış ve topluma bir yön işaret etmiştir.

Osmanlı ya seküler bir kamu düzeni oluşturarak Hıristiyan halkları da içerecek şekilde çok dinli ve çok milliyetli bir imparatorluk olarak birliğini koruyacak, ya Müslüman halklardan oluşan bir din devletine evrilerek “doğu”ya çekilecek ya da imparatorluğun kurucu unsuru Türklere yaslanarak aydınlanmacı bir burjuva devrimi ile modern bir topluma dönüşecekti.

Türkiye yüz yılı aşkın bir süre sonra yine benzer bir kavşakta duruyor. Toplum, yön duygusunu yitirmiş halde siyasal, kültürel, ideolojik ve toplumsal bir kargaşa yaşıyor. Ülkenin bu yükü taşıması tarihsel ve sosyolojik bakımdan imkansız görünüyor.

Ilımlı İslam, İslamofaşizm, Cumhuriyetçi Restorasyon, Devrimci Cumhuriyet
Bugün Türkiye’nin ve toplumun önünde dört yol ve siyaset bulunuyor:

Birinci yol
Bir önceki çağın değerler dünyasından beslenen, modernleşme dinamiğine direnen Osmanlı gericiliğinin devamı sayabileceğimiz ılımlı İslamcılıktır. Bu yol, İslamın şeriatı ile Osmanlı aydınlanmasının başlangıç varsayımları ve cumhuriyetin kuruluş ilkeleri arasında ortalama almaya dayalı melez rejime açılmaktadır. Bu rejim yarı laik, yarı seküler, kamusal yaşamın akıl ve bilimden çok görece yumuşatılmış şeriat kuralları tarafından düzenlendiği, içine kapalı ve tarihsel ilerleme yatağının kenarına düşen bir ülke demektir. Türkiye 12 Eylül 2010 referandumundan itibaren bu yola girmiş bulunuyor. Birinci Cumhuriyet’in tasfiye edildiği bir rejimdir. Seçim sandığının biçimsel olarak korunduğu bir hurma cumhuriyetidir.

İkincisi
Siyasal İslam’ın egemen olduğu, laikliğin bütünüyle tasfiye edildiği, devletin ve toplumsal yaşamın Sünni İslam’ın şeriatı ya da aynı anlama gelmek üzere Emevi dini tarafından belirlendiği bir yoldur. Aklın, bilimin ve felsefenin dışlandığı, modern dünyadan kopan, dinci sermayenin totaliter ve terörist diktatörlüğüdür. İslamofaşist bir rejimdir. İçine doğru büzülen, kapalı, insanın doğasına ve tarihin işleyiş yasalarına direnen, “İslam’ın uzayan Ortaçağı”na iltica eden bir toplumsal düzene açılır.

Türkiye’nin girme olasılığının en zayıf olduğu, sosyolojik yapısı, tarihsel birikimi ve kültürel dokusu itibarıyla içine sığamayacağı ya da sığmakta çok zorlanacağı tek yol budur.

Yukarıda özetlenen her iki yol, Osmanlı-Türk modernleşmesi ve aydınlanmasına karşı gelişen yüz yıllık bir gerici direnişe ve karşı devrim hareketine yaslanmaktadır. Ülke tarihindeki bütün ilerici, modern, aydınlanmacı değerlere, kurumlara ve birikime karşı olmakla kendini tanımlayan İslamcılık, her iki yolda da toplumsal bir barışı sağlayamayacaktır. Ülkeyi ve toplumu bölecek ve bir iç savaşa sürükleyecektir.

Cumhuriyet devrimini yarım bırakanlar kendi mezarlarını kazdıkları için, Türkiye bir önceki dönemden/yüzyıldan devraldığı bu yüklerle yoluna devam etmeye çalışmaktadır. Dolayısıyla toplum her aşamada bu tarihsel çatışmayı yeniden üretmektedir.

Ülke nihai bir hesaplaşma yaşamadan ve bu hesabı kapatmadan yoluna devam edemez.

Üçüncüsü
Bu yön, 1908 ve 1923 devrimlerini kendi temelleri üzerinde yeniden üretecek cumhuriyetçi restorasyon yoludur. Modernleşmeci ve aydınlanmacı, aklı ve bilimi yeniden toplumsal ve siyasal yaşamı düzenleyen temel olarak alan ve batıcı sermayenin desteklediği birinci cumhuriyetçi yoldur. Burjuva demokratik devrimin tamamlanması anlamına da gelecek bu yol, güçlü seçeneklerden biri gibi görünmekle birlikte, bu kanı doğru değildir. Zor ve çatışmalı bir yoldur.

Üçüncü yol, devrimci bir burjuva sınıfının varlığını gerektirir. Ancak 21. yüzyılda böyle bir sınıf, devrimci niteliklerini koruyan bir burjuva hareket yoktur. Daha çok seküler değerlerin ve yaşam alanlarının korunmasını isteyen, bir önceki çağın egemen sınıfları ve değerleriyle uzlaşan ve esas olarak kapitalist sistemin istikrarından başka temel bir kaygıya sahip olmayan bir cumhuriyet burjuvazisi mevcuttur. Bu sınıfın modernist talepleri de söz konusu kaygıya dayalıdır. Siyasal İslamcı karşı devrimle tarihsel bir hesaplaşmayı göze almadan Türkiye’nin yeniden bu yola girmesi zordur.

Türkiye’nin üçüncü yola girmesinin tek yöntemi, cumhuriyet burjuvazisine rağmen, toplumun güçlü bir şekilde bu tercihe yönelmesidir. Bu olasılık zayıf değildir ve esas olarak burjuva cumhuriyetini aşan yeni, toplmcu ve devrimci seçeneğin oluşturulamadığı koşullarda, ülke solunun önemli bölümünü de içine alarak güç kazanacaktır.

Dördüncü yol ise
Eşitlikçi, aydınlanmacı, laik ve toplumcu demokrasiye dayalı devrimci cumhuriyet seçeneği ve siyasetidir. Sosyalist cumhriyet yoludur. Gericilikle yüz yıllık tarihsel hesaplaşmayı tamamlayacak ve burjuva cumhuriyetini aşacak gerçek yoldur. Başka bir yaklaşımla, yüzyıllık aydınlanma ve modernleşme sürecini, tarihsel ilerleme hareketini, Türkiye ilericiliğini bütün mantıksal sonuçlarına ulaştıracak tek yoldur.

Bu yolu açacak strateji, Türkiye gericiliği ile tarihsel hesaplaşmayı tamamlamayı ve bu hesabı kapatmayı sağlayacak devrimci bir geçiş siyasetidir.

Türkiye’nin ilerici, aydınlanmacı ve laik damarıyla buluşan, tarihindeki bütün devrimci birikimini içeren, 1908 Devrimi’ni ve Cumhuriyet atılımını içererek aşan bir yoldur. Taşıyıcı ve öncü gücünü cumhuriyetçi, yurtsever ve laik güçlerle birleşen, emekçi sınıflar ve sosyalistler oluşturacaktır.