Demokrat kamuoyunun Özgentürk sınavı: İlkin boş sözler vardı

07/07/2019 Pazar
Demokrat kamuoyunun Özgentürk sınavı: İlkin boş sözler vardı

Işıl Özgentürk, haddini bilmez bir yobazın “katılan taraf” sıfatıyla saldırılarına (bir kez daha) maruz kaldıktan sonra mahkum edildi.

Yazdığı bir köşe yazısı yüzünden mahkum edildi ve mahkumiyeti, bırakın protesto edilmeyi doğru dürüst haber bile yapılmadı.

Sol, sosyalist, demokrat geçinen haber sitelerinin ve gazetelerin önemlice bir kısmında Özgentürk’ün yazdığı bir köşe yazısı yüzünden 3 yıl hapse mahkum edilmiş olması haber bile olmadı. 3 gün geçti...

Özgentürk’ün mahkumiyetine neden olan köşe yazısını yayımlayan Cumhuriyet davanın haberini “İfade özgürlüğüne bir darbe daha” başlığıyla sundu. Birgün gazetesi, “Işıl Özgentürk’e hapis cezası” başlığıyla verdi haberi (soğuk bir haber metniyle ne yazık ki. Öyle ki saldırgan islamcı avukatın hakaret sözlerini bile ‘yorumsuz’ vererek...) soL’un mahkeme kararı için uygun gördüğü özet “mahkeme küfürbaz avukatın istediğini yaptı: Işıl Özgentürk'e hapis cezası” başlığıyla sunuldu.

Basın Konseyi, gazeteciler cemiyeti, gazeteciler sendikası, insan hakları kuruluşları...

Hepsi suskunluğu tercih etti.

Özgentürk’ün üyesi olduğu bir başka sendikayı saymıyorum. “Taktı bunlar bize” demesinler...

Özgentürk’ün kendisine, kişiliğine ya da kimi politik tavır ve tutumlarına ilişkin bir karşıtlık ile ilgili olabilir mi?

Bu pek mümkün değil. Örneğin Özgentürk yine yazıları yüzünden “terör örgütüne yardım ve yataklıkla” suçlanabilen birisi! Kastedilen örgütle ya da Kürt siyasi hareketiyle özel bir yakınlığı olmadığı açık ama bu suçlamanın yapılabilmesi bile Özgentürk’ün “demokrat” bir insan olmasıyla ilgili.

Peki öyleyse “demokratik kamuoyu” Özgentürk’ün mahkumiyeti ile ilgili sessizliğini neye borçlu.

Yazdıkları ile ilgili olabilir.

Şöyle yazmış Özgentürk, mahkumiyetine sebep “Yeni Kuşak Türbanlılar” yazısında: 
(Meryem Kavakçı) İyi ki danışman olmuş, böylece yeni kuşak türbanlılar hakkında birkaç söz söylememize fırsat tanıyor. Önce şunu söylemek mümkün, türban artık bir dini sembol değil daha çok bir moda enstrümanı. Öğrencilerimden biliyorum, başlarını kapatan gencecik kızlara soruyorum: “Neden?” Kiminin babası istemiş, kimi kendiliğinden başını kapatmış. Ama türbanın nereden geldiğini bilmiyorlar. Kuran’da yazıp yazmadığını bilmiyorlar. Onlara türbanın Sümerlere dayandığını, bu uygarlıkta zengin ailelerin ilk kızlarını fahişelik görevi yapmaları için belli bir süre tapınaklara yollamak zorunda olduğunu anlatıyor, halk karıştırmasın diye de bu kızların başını örtmesinin zorunlu kılındığını söylüyorum. İlk baş örtünme onlarda, ardından Yahudiler de bu geleneği değiştirerek almışlar ve kiliselerde yaşayan rahibelerin bu biçimde örtünmeleri herkes tarafından kabul edilmiş. Bu bilgiyi verdiğim için bana teşekkür edenler bile var.

“Sizin o giydiğiniz türban, tapınak fahişelerinin türbanı” dememiş. Bunu bu şekilde söyleyenler var. Özgentürk’ün yazısının da tavrının da bununla ilgisi yok.

Tersine basit bir şey söylemiş: İnanç ya da fikir sahibi olanlar, bu inanç ya da fikrin tarihini, nerden gelip nereye gittiğini, nerelerden neleri devraldığını bilmiyor, bilmek istemiyor!

Gerçekten öyle...

Davanın kendisi de, davada sahne alan küfürbaz avukat da bunu doğruluyor.

Başa dönelim, demokrat kamuoyu neden sessiz bu konuda?

Çünkü Özgentürk, bir fikri mücadeleyi veriyor. 

Hatta biraz daha yumuşatalım, bir fikri müdahalede bulunuyor: Ey düşünenler. Düşüncelerin de bir tarihsel evrimi var. İnsanlığın ve insan düşüncesinin tarihsel evrimini, uygarlık macerasını kavramazsanız, o çok inançlı hallerinizle birer karikatüre dönüşmeniz kaçınılmazdır. “Zengin Sümer soylularının fahişelik yapmaya tapınağa yolladıkları ilk kızlarının örtünmesinden geliyor sizin türbanınız. Bunu bilmezseniz işte böyle Meryem Kavakçılar çıkar içinizden” de demiyor. Dinsel pratiklerinizin, inançlarınızın tarihi hakkında kökenleri hakkında hiçbir şey bilmek istemediğiniz sürece Aczmendi şeyhleriyle, Instagram şöhreti Meryem Kavakçılar çıkar sizden... Bunu diyor.

Bu sorgulamayı, bunu içeren bir yazıyı “paçavra” olarak gören necaset de tam bununla kavga veriyor: İnsanın evrimi de yalan, uygarlık tarihi de palavra...İlkin reis vardı. Ve haşa, o hiç evrimleşmedi.

Demokrat kamuoyu peki? Açıkçası evrimi yalanlamak için, ilk klon koyun Dolly’nin karşısına çıkarılabilir. Galiba o da hiç evrimleşmiyor, bıraktığımız yerde... 

Mücadele etmeye, müdahale etmeye, bir şeyleri değiştirmeye hiç yanaşmıyorlar.

Evrime fazla inandıkları, “bırakınız yapsınlar, bırakınız evrimleşsinler” diye düşündüklerinden mi? 

Yok. Tam olarak gerçek fikri kavgadan kaçtıkları için.

Korkaklık değil bu, öyle olsa demokrat kamuoyu olmadık zamanlarda savunması bilek ister kişilerin yanında yer almaz, pek sevilen deyişle “bedeller ödemeyi” göze almazdı.

Ama entelektüel cesaret başka bir şey. Burnunun dikine gidebilmek, koca dünyayı karşısına alsa inandıklarını savunabilmek.

Peki Özgentürk yalnız mı kalacak? 

Burnunun dikine gidenler, korkak demokratları rahat bırakırsa olabilir. Fakat pek öyle olmayacak sanırım. Rahat bırakmayacağız.

Cemaat’in tetikçi yayınlarında yıllarca operasyon kalemliği yapmış olanları demokrasi kahramanı ilan edip “haklarını” savunuyorsunuz. Özgürlükçülük adına, ifade özgürlüğü adına...

Buyrun. Özgentürk’ün kişisel ifade özgürlüğü de değil bu.

Çünkü, Özgentürk’ün satırlarının esir alınması durumunda her cümle esir alınabilir.

“Her şeyin bir şeyi var” cümlesi kalır elinizde.

Ha bir de...

“İlkin söz vardı.”

Ve "bir varmış, bir yokmuş."