Uluslararası Kriz Sonrasında "Küresel Dengesizlikler"

02/05/2010 Pazar
Uluslararası Kriz Sonrasında "Küresel Dengesizlikler"

2008-2009 bunalımının emperyalist sistemle bağlantısını kavramak için, sistemin metropolü ile çevresi arasındaki gerilimlerin gelişimini incelemek gerekir. Bu gerilimlerin önemli bir bölümü, ülkeler arası mal-hizmet ticaretinden, kâr, faiz, ücret ve benzeri gelir aktarımlarından kaynaklanan akımların bilançosunu oluşturan cari işlem dengelerinde ortaya çıkar. Uluslararası cari işlem istatistiklerinin incelenmesi göstermektedir ki, son on yıl içinde “süper emperyalist” ABD’den kaynaklanan bir dizi “bozulma”, küresel dengesizliklere dönüşmüş giderek sürdürülemez özellikler kazanmış ve uluslararası krize katkı yapmıştır.

IMF raporlarının cari işlem dengelerine ait verilerini, emperyalist sistemin özelliklerine ışık tutacak biçimde gruplaştırmak, işlemek mümkündür. Aşağıdaki tablo, bu tür bir düzenleme ile oluşturuldu.

Screen_shot_2010-05-02_at_7.08.08_AM.png

Önce birkaç açıklama: Dış dünyayla gerçekleştirilen cari işlemler sonunda döviz (dolar) giderleri, döviz (dolar) gelirlerini aşıyorsa, ülke ekonomisi (veya bir ülkeler grubu) dış dünyaya karşı cari işlem açığı vermiş olur. Döviz gelirleri giderleri aşarsa, cari fazla söz konusudur.

Tablodaki gruplaşmalara gelelim: Öncelikle emperyalist sistemin iki kutbu (metropol ve çevre) ve ağababası (süper-emperyalist ülke olan ABD’yi) içerilmektedir. İkinci olarak, ağırlıkları önem taşıyan iki ülke ile bir grup (Japonya, Çin ve “Petrolcüler”) ayrıştırılmıştır. Metropol ve çevrenin geri kalan ülkeleri de “diğerleri” başlığı altında toplanmıştır.

Tüm ülkeleri ve grupları kapsayan “bir cari işlem dengeleri tablosu”nda, açıklar ve fazlaların toplamı sıfıra eşit olur. 1997’de durum böyleydi. 2006 ve 2009’da ise, bütün işlemlerin kapsanamadığı kayıt dışı kalan meblâğın, son yılda toplamın yüzde 30’una ulaştığı saptanıyor. Anlaşılan, kapitalist sistem krize yaklaştıkça karanlık servet sahipleri giderek daha fazla at oynatmaktadır.

***

Tabloda kapsanan üç yılı, sistemin belli dönemeçlerini temsil ettiği için seçtik.

1996, emperyalist sistemin önceki on beş-yirmi yıl boyunca taşıdığı özellikleri temsil eder: Sistemin ağa-babası olan ABD, doların dünya parası olmasının (“dolar emperyalizmi”nin) kendisine sağladığı ayrıcalığı, sürekli cari açık vererek kullanmaktadır. Ancak, bu açık, sistemin diğer bloklarının geleneksel konumlarını sürdürmesini köstekleyecek düzeye ulaşmamıştır: ABD dışındaki metropol (başta Japonya), yüksek düzeyde dış fazla vermekte böylece hem Amerikan ekonomisinin, hem de (ılımlı dış fazlalar veren Çin ve Petrolcüler hariç) çevre ekonomilerinin sistematik ve sürekli dış açıklarının finansmanı mümkün olmaktadır. Sonuçta metropol (ABD’ye rağmen) dış fazla veren sermaye ihraç eden çevre ise kronik dış açıkları nedeniyle sermaye ithal eden geleneksel konumlarındadırlar.

***

1996 sonrasında uluslararası ekonomik ilişkilerde başlayan “bozulma”, özellikle ABD ekonomisi bakımndan zirve noktasına 2006 da ulaşmıştır. Çevre ülkelerinde 1998-2001 yıllarını kapsayan bir dizi kriz, bu ekonomilerin pek çoğunda büyüme hızlarını aşağı çekti cari açıklar azaltıldı, yer yer dış fazlalara dönüştü kriz arifesinde tırmanan dış yükümlülüklerin finansmanı böylece sağlandı. Aynı tarihlerde, ABD ekonomisinde özel tasarruf oranı sıfıra inmiş (yani, borçlanma yoluyla tüketim tırmanmış) emperyalist yayılmacılık kamu açıklarını hızla yükseltmiş sonuçta cari işlem açığı 800 milyar eşiğini aşmıştır. Amerikan sermayesinin dış dünyadan elde ettiği net kâr-faiz akımları da hesaba katılırsa, bu ekonomiye milli gelirinin yüzde 6.5’una ulaşan boyutlarda net kaynak aktarımı gerçekleşmiştir. Bu aktarıma, bir bütün olarak çevre ekonomilerinin, petrolcülerin ve özellikle de yepyeni bir konum kazanan Çin’in dış fazlaları imkân vermiştir.

Böylece, emperyalist sistemin kutupları arasındaki tipik ilişkiler değişmiş çevre, metropole kaynak aktaran, kredi veren bir konum kazanmmıştır. Tüm ekonomik blokların, ABD’nin çok abartılı kaynak tüketme eğilimlerinden kaynaklanan ve giderek artan açıklarını kapatma işlevini üstlenmişlerdi. Bu, patolojik bir durumdu sürdürülemezdi. “Küresel dengesizlikler”in hafifletilmesi kaçınılmaz görünüyordu.

***

2008-2009 krizi bu “düzeltme” işlevini yerine getirebildi mi? Tablodaki 2009 verileri, dünya ekonomisindeki “küresel dengesizliklerin küçülerek sürdüğünü” gösteriyor. Tabloda ayrıca sunmadığımız 2008 verileriyle karşılaştırılırsa, sistemin tümünü kapsayan cari akımlar yüzde 40’ın üzerinde daralmıştır. Amerikan ekonomisinin küçülmesine yol açan ana etken tüketim harcamalarının (tali olarak da özel yatırımların) aşağı çekilmesi olmuş kamu açıklarının tırmanması bu etkeni telâfi edememiş cari açık bir yılda yüzde 41 oranında darlamıştır.

Çin ise, 2008’de dış fazlasını 400 milyar doların üzerine çıkarmıştı. 2009’da iç talebi pompalayarak ihracattaki gerilemeyi telafi etmeyi büyük ölçüde başardı sadece üçte bir oranında aşağı çekti. Amerikalılar ve IMF Çin’e, “bu yeterli değil paranı değerlendir rekabet gücünü aşağıya, ithalatını yukarıya çek” diye yükleniyorlar. Çinliler ise, “sizi ilgilendirmez” diye geçiştiriyorlar.

Akımlar, açıklar, fazlalar küçülmüştür ama, büyük ekonomilerin, blokların göreli konumlar hemen hemen aynen sürmektedir. Tüm bloklar hâlâ ABD’nin dış açıklarını kapatmakta bu ülkeye net kaynak aktarmaktadır. Yeni bir uluslararası krizin tohumları da böylece atılmaktadır.