Türkiye'nin Krizi Ekim'de Başlıyor

19/10/2008 Pazar
Türkiye'nin Krizi Ekim'de Başlıyor

2007'nin ikinci yarısından itibaren emperyalist sistemin metropollerini sarsmaya başlayan finansal kriz, ilk yılı boyunca çevre ekonomilerini ve bu arada Türkiye'yi fazla etkilemedi. Batı ekonomileri bu süre içinde pek küçülmediler daha çok durgunlaşma patikasına girdiler. İthalat taleplerindeki durgunlaşmanın ihracatçı ülkelere, bu arada Türkiye'ye yansıması sınırlı kaldı. Öte yandan, krizin başlangıç aşamalarında finans kapital, Batı piyasalarındaki kayıplarını, büyük çevre ekonomilerindeki yüksek oranlı getirileri kovalayarak yıl sonu bilançolarını düzeltme seçeneğini yeğlediler, oralaradaki plasmanlarını koruma, yer yer artırma yolunu izlediler. Büyük bankalar, bu ekonomilere dönük kredi kanallarını açık tuttular. Bu dönem boyunca krizin metropol ekonomileriyle sınırlı kalabileceği hatta "çevre"nin belli bir "ayrışma" göstererek dünya ekonomisinin kötüye gidişini kısmen telâfi edebileceğini bekleyenler oldu.

Türkiye'deki durum da bu senaryoyla uyum gösterdi. Amerika'da finansal huzursuzluğun henüz patlak vermediği Haziran 2007 ile krizin bir hayli yoğunlaştığı Ağustos 2008 arasında İMKB endeksi yüzde 10 dolaylarında geriledi ancak bu gerileme yabancıların dövize dönüp Türkiye'den çıkmasına (ve bu arada döviz fiyatlarının yükselmesine) yol açmadı. Bu on dört aylık dönemde 1 dolar + 1 avro'luk döviz sepetinin ortalama fiyatının da yüzde 5 oranında düşmüş olması net dış kaynak çıkışının gerçekleşmediğinin dolaylı bir kanıtıdır. Borsadan çıkan yabancılar, paralarını YTL'li diğer plasman araçlarında, tahvil, mevduat ve repoda tutmuşlar veya yeni dış borçlanmalar, yurt dışına çıkan kaynakları fazlasıyla telâfi etmiştir.

Bu saptamayı, ödemeler dengesinin Ocak-Ağustos 2008 verileri de doğruluyor. 2007 ile 2008'in ilk sekiz ayı karşılaştırıldığında yabancı kökenli sermaye girişlerinin yüzde 40 dolaylarında arttığını gözledik. Kısacası, Batıdaki finansal krizin ikinci dalgası, peşpeşe banka iflasları ve büyük boyutlu kurtarma operasyonlarıyla patlak verinceye kadar, Türkiye'ye dış kaynak pompalanmasında bir aksama gözlenmedi. Ağustos sonuna kadar hâlâ düşme eğiliminde olan döviz fiyatları da bunu gösteriyor.

Sözünü ettiğimiz ikinci dalga, 2008'in ikinci yarısını belirledi. Artık, batma riski altındaki türlü-çeşitli fonlar, finansal kuruluşlar, sağda-solda ve özellikle "yükselen piyasa ekonomileri"ndeki yüksek getirili yatırımlarını, "biraz daha kazanalım" diye tutma eğilimini terk edecekler gerekirse kazançlarından feragat ederek, "malı alıp götürmeyi" yeğleyecekler birbirlerine kredi açmaktan vazgeçmiş dev bankalar, özellikle büyük cari açık, astronomik dış borç yüküyle kırılganlaşmış olan çevre ekonomilerine açtıkları kredileri, faizi-anaparası ile birlikte vadesi geldiğinde toparlayıp likit varlıklarına ekleyeceklerdir.

Institute of International Finance (IIF) adını taşıyan ve Türkiye'yi de içeren otuz "yükselen piyasa ekonomisi"ne dönük sermaye hareketlerini izleyen bir uluslar-arası kuruluş var. Bu kuruluşun 10 Ocak 2008 tarihli raporu, Batı piyasalarındaki kargaşaya rağmen, 2008'de yükselen piyasalara dönük sermaye girişlerinin azalmadan süregeleceğini öngörüyordu. IIF, dokuz ay sonra, 12 Ekim 2008 tarihli yeni raporunda bu öngörüyü dramatik bir biçimde değiştirdi. Aktaralım: "[önceki iyimser öngörü] yakın zamana kadar geçerliydi ne var ki, elimizdeki göstergelere göre sermaye akımları, son haftalarda hızla düşmektedir." Bu yeni öngörüye göre, kapsanan otuz çevre ekonomisine dönük sermaye girişleri 2008'de yüzde 32 oranında (yaklaşık 300 milyar kadar) gerileyecektir. Tekrar vurgulayayım: IIF'ye göre sermaye hareketleri "son haftalara kadar" canlı seyretmekte olduğuna göre 300 milyar dolarlık gerileme, 2008'in son üç ayında gerçekleşecektir.

Bu öngörünün Türkiye bakımından tam isabet taşıdığını söyleyebiliyoruz. Eylül sonunu izleyen üç hafta içinde yukarıda tanımladığımız döviz sepeti, yüzde 16,3 oranında arttı. Yabancıların YTL'li araçlardan çıkışlarının hızlandığı yerlilerin bunu telâfi edecek boyutlarda döviz bozdurmadıkları ve dış kredi kanallarının tıkanmaya başladığı anlaşılıyor.

Derecelendirme kuruluşu Fitch, 2008 içinde Türkiye'nin gayri safi dış finansman gereksinimini (cari açık, vadesi gelen orta-uzun vadeli borç anaparaları ve kısa vadeli krediler olmak üzere) 133 milyar dolar olarak tahmin etmiş. İşlerin yolunda gittiği Ağustos sonuna kadar dış kaynak girişi 53 milyar dolardır. Gerisi? "Allah kerim..."

Kısacası, Türkiye'nin krizi Ekim'de başlamaktadır.