Temel Bir Sorun: Sanayinin Dış Bağımlılığı

01/03/2009 Pazar
Temel Bir Sorun: Sanayinin Dış Bağımlılığı

Zaman zaman şu soruyu tartışmaya açtık: Büyüme hızı artmadığı halde, hatta düşerken ekonominin dış açığı niçin yükselmektedir?

Gerçekten öyle mi? Açıklayalım:

1990-1999'ı kapsayan on yılın tümünü, 2000-2006 ile karşılaştırın. Yüzde 4-5 arasında seyreden ortalama büyüme hızları bakımından iki dönem arasında fazla fark yoktur. Ne var ki, 1990'lı yıllarda cari açığın milli gelire oranı yüzde 1'in altında (tam olarak %0.8) çıkmış 2000-2006'nın tümünde ise dış açık oranı yüzde 5.8'e tırmanmıştır. 1990'lı yılların en hızlı (yüzde 8-9 civarında seyreden) büyüme yıllarında dahi cari açıklar milli gelirin yüzde 1.5'i civarında seyretmiştir. 2000 sonrasında bu türden yüksek büyüme-ılımlı dış açık ilişkisi tarihe karışmıştır. Örneğin 2006'daki yüzde 6'lık büyüme yüzde 8'e yaklaşan bir cari açık oranına yol açmıştır. Büyüme hızı düştükçe ekonomi daha yüksek oranlarda dış açık vermeye başlamıştır.

Doğru bir saptamaya dayanan yukarıdaki soruya dönelim. İki aşamalı bir yanıt vardır: (1) Cari işlem açığı, hemen hemen tamamen dış ticaretten kaynaklanmaktadır. (2) Dış ticaret açığı ise sanayinin artan dış bağımlılığı nedeniyle büyümektedir.

(1) 2003-2008 arasında mal ihracatının yıllık ortalama artış hızı yüzde 22, ithalatınki ise yüzde 28'dir. Bu nedenle dış ticaret açığı istisnasız her yıl artmış 2003'te 14 milyar dolarla başlayan bu açık, 2007'de 47 milyar dolara yükselmiştir. Bu beş yıllık dönemde dış ticaret açıklarının toplamı, cari işlem açığından yüzde 38 oranında daha fazladır. Kısacası, büyüyen cari işlem açığının ana nedeni, mal ithalatı ile ihracatı arasındaki makasın sürekli açılmasıdır yani dış ticaret açığıdır.

(2) Cari açığı dış ticaret açığına bağlayınca, sorun doğrudan doğruya sanayi sektörüne taşınıyor. Zira, Türkiye'nin mal ihracatının yüzde 90'dan, ithalatının ise yüzde 75'ten fazlası sanayi ürünlerinden oluşur. Hemen hemen tümü sanayi kökenli olan ara-mal (girdi) ithalatı her yıl, muntazaman, sanayi ihracatını aşmaktadır ve aradaki makas son yıllarda belirgin biçimde açılmaktadır. Sanayi üretiminde ve ihracatında belli oranlarda artış, giderek artan oranlarda ithal girdi (sınaî ithalat) kullanımıyla gerçekleşmektedir.

Böylece, sanayinin artan ithalat bağımlılığı dış ticaret açığını dış ticaret açığı da toplam dış açığı çarpıcı boyutlarda yukarı çekmiştir.

***

O halde bir soru daha soralım: 2000 sonrasında sanayinin ithalata bağımlılığı niçin artmıştır?

Burada da öncelikle iki etken söz konusudur: Birinci etken, bence, Gümrük Birliği (GB)'dir. Bu anlaşmaya göre, Türkiye AB dışındaki tüm ülkelere ("üçüncü ülkelere") karşı AB'nin "ortak gümrük tarifesi"ni uygulama yükümlülüğü üstlenmiş bu tür bir yükümlülükten muaf olan "üçüncü ülkeler" ise Dünya Ticaret Örgütü kuralları içinde Türkiye'ye karşı gümrük hükümranlığı ilkesini uygulamışlar Türkiye'ye karşı rekabet güçlerini yükseltmişlerdir. Nitekim GB sonrasında Türkiye'nin dış ticaret açığındaki tırmanma, AB ile değil, "üçüncü ülkeler" ile ticaretinden kaynaklanmıştır.

İkinci etken döviz kurlarıdır. Türkiye GB'ne 1994 krizinde gerçekleşen devalüasyondan bir yıl sonra girdi. Sonraki üç yıl boyunca Merkez Bankası, döviz kurunu kabaca enflasyona endeksleyerek TL'nin değerlenmesini önleyebildi. GB'nin Türkiye aleyhindeki asimetrik kuralları, pahalılaşmış düzeylerde sürdürülen döviz fiyatları sayesinde dış ticaret açığını frenleyebildi.

2001 krizinin devalüasyonu ise hızla aşındı. 2007 sonuna gelindiğinde dolar kuru nominal olarak, beş yılda yüzde 75'e ulaşan enflasyona rağmen halâ 2002'deki düzeyinin altındaydı. IMF patentli "enflasyon planlaması", Merkez Bankası'nın döviz kurunu hedeflemesine imkân vermiyor ucuzlayan döviz, GB'nin de katkısıyla Türkiye sanayiini girdiler yoluyla dışa bağımlı kılıyor sanayi üretim ve ihracat hacmindeki her artış, artan oranlarda katma değerin ve istihdamın ülke dışına aktarılması ile sonuçlanıyordu.

Sanayinin bu etkenlerle artan dış bağımlılığı, dış ticaret ve cari işlem açıklarının önlenemez tırmanmasıyla sonuçlandı. Ve Türkiye kriz ortamına, bu süreçlerin de belirleyici katkısıyla, kırılgan konumda sürüklendi.