Sözün bittiği yer

13/08/2013 Salı
Sözün bittiği yer

Haziran Direnmesi, kendiliğinden ve olgun bir sınıf bilinci içermiştir. Direnenler, emeğiyle yaşayan halk sınıflarından, bu sınıfların “adaylarından” gelmekteydi.

Zaman zaman sözün bittiği yere gelinir, söylenecek bir şey kalmaz. 5 Ağustos 2013 böyle bir tarihtir.

Silivri mahkumlarından altısını tanıyorum. İkisi elli yıllık arkadaşlarım, benim için can dostları Yalçın ve Doğu’dur. 1960’lı yılların sosyalizmini 1980 sonrasına kendi üslupları, özgünlükleri içinde taşıyan öncülerden ikisi önemli, yürekli insanlar… Bana kalırsa gerçek “suçları” da budur.

Diğer dördü ile tanışıklığım meslekleri nedeniyledir, zaman zaman görüşürdük. Balbay, Tuncay Özkan ve Merdan Yanardağ’ı gazeteci, yazar kimlikleriyle, Erol Manisalı’yı iktisatçı meslektaşım olarak tanıdım, sevdim. Dördü de mesleklerinin ustaları, yüz akları, üretken, aydınlık ve tabii ki muhalif kişiler...

Elbette devran dönecek, tekrar bir araya geleceğiz. Kaldığımız yerden, belki biraz ilerisinden devam edeceğiz.

* * *

“Devran dönecek” demek, İslamcı faşizmin geriletilmesi demektir. Bunun mümkün olabileceğini Haziran Direnmesi gösterdi. Kalkışmayı tetikleyen Taksim Projesi’nin durdurulmasını sağladı ve Başbakan için büyük simgesel önem taşıyan Topçu Kışlası tasarımını yok etti.

Haziran Direnmesi, bana göre, kendiliğinden ve olgun bir sınıf bilinci içermiştir. Bu teşhis, yerleşik anlayışlarımıza göre tutarsızdır, abartılı iyimserdir ve bu nedenle fazla kabul görmeyecektir. Yine de açıklamaya çalışayım.

Örgütler elbette vardı ancak direnmenin patlak vermesi, kitleselleşmesi, biçimlenmesi büyük ölçüde kendiliğinden gerçekleşti. “Orta sınıflar” tevatürüne kulak asmayın. Direnenler, Türkiye’nin emeğiyle yaşayan halk sınıflarından ve bu sınıfların “adaylarından” (lise ve üniversite öğrencilerinden) gelmekteydi. Bu insanların ezici çoğunluğunun toplumsal kaderi işgücünü satmaya mahkumiyettir en ağır “ceza” olan işsizlik ile birleşince aktif ve yedek emek ordusunun safları bunlardan oluşur. Haziran’da kendiliğinden bir sınıf hareketi içinde sokaklara döküldüler ve direnme içinde sınıfın, (kol ve kafa emekçileri ayrımı gibi) içsel bölünmeleri silinip gitti.

Öte yandan bu kendiliğinden hareket, olgun bir sınıf bilincine ulaştı zira, günlük çıkar (aş, iş ve geçim) taleplerinin ötesine geçti. Türkiye’nin düzenine ilişkin temel bir teşhisten hareket etti veya zamanla oraya ulaştı: Algılandı ki, bu düzen Taksim Projesi’nin temsil ettiği bir kapkaç düzenidir ve tüm aygıtlarıyla devlet ve yerleşik siyaset onunla uzlaşma içindedir. Topluma (yani ortaklaşa kendilerine) ait olan varlıkların siyasi iktidar tarafından özel mülkiyete dönüştürülmesi ve kapkaççılara peşkeş çekilmesi, sistemin belirleyici özelliğidir ve her an gündemdedir.

Böylece bir yandan düzene damgasını vuran kapkaççılığa karşı çıkılmakta, bir yandan da halkın ortak varlıklarının, yani kamuculuğun korunması üstlenilmekteydi. Adı açıkça konulmamıştı ama bu bir kapkaççı kapitalizm eleştirisidir ve doğrudan kapitalizm eleştirisinin ilk adımıdır. Direnenler Başbakan’a baktıklarında bu vurgun, avanta tasarımının karanlık, acımasız, baskıcı bir dünya görüşüyle bütünleşen somut simgesini gördüler. Tepkilerinin kişiselleşmiş hedefi de böylece oluştu. İslamcı faşizm ve kapkaççı kapitalizmin karanlık sentezini sineye çekmeyi reddettiler. Bu reddiye, aydınlıkçı, özgür, eşitlikçi bir hayat tarzının önce özlemine giderek pratiğine dönüşmeye başladı. Bu özlemlerin hatırlanmasına, canlanmasına Türkiye’nin sosyalist birikiminin katkı yaptığı düşünülebilir.

* * *

Böylece, İslamcı faşizmin Türkiye üzerindeki tahakküm tasarımını durduracak, geriletecek toplumsal güç, Haziran’da ortaya çıkmış oldu. Eksik örgütlenme elbette vardı ve bu özellik, o aşamada belki de bir avantajdı.

Türkiye’yi yönetenlerin bugünkü kabusu, bu sınıf hareketinin örgütlenmesidir. Dikkat ediniz, bu faşistler için örgütlerin kimliği önemli değildir önlenmesi gereken örgütlenme sürecinin kendisidir. Stratejik seçenekleri, bazen sınıf düşmanlarından öğrenmek gerekebilir. Faşistlerin doğrudan doğruya (“bizatihi”) örgütlenmeye karşı husumetleri, herhalde bu örgütlerin liderlerini, kuramcılarını da uyarmaktadır.

Haziran Direnmesi’nin kendiliğinden oluşan (ve yukarıda kısaca değindiğim) platformu, ortak bir cepheyi de bir anlamda tanımlamıştır. Yapay birliktelikleri zorlamaktansa, kollara ayrışma kaçınılmazdır, daha iyidir. Ama, parçalı da olsa yaygın örgütlenme öncelikli olmalıdır.

“Devran dönerse”, herhalde ancak böyle dönecek. Biz de kaldığımız yerden belki biraz daha ilerisinden devam edeceğiz.