Sosyalistlerin tarihsel bellekleri

08/01/2013 Salı
Sosyalistlerin tarihsel bellekleri

Korkut Boratav'ın “Sosyalistlerin Tarihsel Bellekleri” başlıklı yazısı 8 Ocak 2013 Salı tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

Sermayenin otuz küsur yıl boyunca neo-liberalizm adı altında uyguladığı vahşi saldırı, kendi karşıtını oluşturmakta sosyalizm tekrar gençleri, öğrencileri çeken bir odak haline gelmektedir.

Amerikalı sosyalist yazar Alexander Cockburn, ölümünden bir ay önce, Wall Street’i İşgal eylemcilerine tatlı-sert sitem ediyordu. Özetle, “fazla kibirlenmeyin geçmişin düzen karşıtı hareketlerini öğrenin hatırlayın” diyordu.

Gerçekten de bugünlerde unutulmuştur ama ABD’nin sosyal tarihi, zengin anti-kapitalist mücadeleler de içerir. 1960’lı yıllarda ABD’yi sarsan radikalleşme dalgalarından gerilere gidiniz. Örneğin, ABD Sosyalist Partisi’nin lideri olan sendikacı Eugene Debs hapisteyken katıldığı 1920 başkanlık seçiminde bir milyona yakın oy almıştır. Yüzyılın başında sosyalist ve anarşist işçiler tarafından kurulan Dünya Sanayi İşçileri Sendikası’nın mücadeleleri önemlidir. Kan dökülmüştür. Düzmece kanıtlarla sendikacılar idam edilmiştir.

Amerikalı solcularının enternasyonalizmi de iyi bilinir. İspanya İç Savaşı’na Cumhuriyetçi cephede “Lincoln Tugayı” adı altında katıldılar hayatları uğruna önemli savaşları kazandılar.

* * *
Yetmiş beş yıl sonrasının İspan-yası’nda halklar, Avrupa sermayesinin kendilerine karşı açtığı saldırıyı, gösterilerle, genel grevlerle protesto ediyorlar. Bu insanlar, elbette dedelerinden İspanya İç Savaşı anılarını dinlemişlerdir. Fark ettikleri şüphelidir ama bugünkü kavgaları da İç Savaş’taki mücadelelerle ilişkilidir. İkisi de kapitalizme ve onun uzantılarına karşıdır.

İspanya İç Savaşı’nın cepheleri, kavganın içeriğini de tanımlamaktaydı. Cumhuriyetçi cephe, anarşistlerden, komünistlerden ve sosyalistlerden oluşuyordu. Bunlar, Avrupa emekçilerinin anti-kapitalist hareketinin kollarıydı. Gövdeyi, başlangıçta, Enternasyonal adını taşıyan uluslararası işçi örgütü oluşturmuştu. Marksist sosyalizm (“Kızıl”) ve anarşizm (“Kara”), Birinci Enternasyonal’in yavruları olarak ayrıştı. Sosyalizm-komünizm ayrışması ise, İkinci Enternasyonal’in sonunu getirdi. Yine de hepsi, İspanya Savaşı’na, hatta biraz sonrasına kadar anti-kapitalist bir mücadelenin farklı kanatlarını oluşturdu.

Daha öncesi yok mu? Fransız devrimine kadar uzanalım. Devrimin Jacobin kanadı, başta Robespierre, eski düzene karşı amansız, ödünsüz bir mücadelenin öncüsü oldu. Çağdaş tutuculuk Jacobin’likten bu nedenle nefret eder. Egemen sınıfların tarihsel belleği güçlüdür.
Avrupa devrimlerinin ayaktakımı ise (önce ütopyacı sosyalistlerin, sonra Marksizmin katkılarıyla) giderek sosyalizmi “keşfetti” 1848, 1870 devrimlerinin öncülüğünü üstlendi. İngiltere’de Çartist hareketi sosyalizmle buluşturarak Almanya’da parlamenter sosyalizmde mesafeler alarak yüz yılı aşkın bir Devrimler Çağı’na damgasını vurdu.

Sonra, otuz yıllık bir karşı devrimler döneminden, yenilgilerden geçildi. Bugün Batı solu, bu tarihi mirasın (yani kendi geçmişinin) parlak sayfalarını unutmuştur sadece yenilgileri, çöküşleri hatırlamaktadır. Ve biraz da bu yüzden dağınıklık içindedir.

* * *
Türkiye’ye gelelim. Sermayenin otuz küsur yıl boyunca neo-liberalizm adı altında uyguladığı vahşi saldırı, kendi karşıtını oluşturmakta sosyalizm tekrar gençleri, öğrencileri çeken bir odak haline gelmektedir.

Burada da tarihsel bellek önem kazanıyor. Türkiye’de sosyalizmin filizlenme olanaklarının yükseldiği iki dönemeçte, egemen sınıflar belirleyici müdahaleler yaptı. 1946’da çok partili rejime sosyalist partiler ve solcu sendikalar kapatılarak geçildi. Bu yüzden 1960 sonrasında Türkiye’nin ilericileri, emekçileri sosyalizmi yeni baştan “keşfetmek” zorunda kaldılar. 1946 öncesinin sosyalistleri, örneğin Hikmet Kıvılcımlı, Mehmet Ali Aybar, Mihri Belli, Behice Boran, güç de olsa, bağlantıları sağladılar. Farklı insanlardı. Her zaman anlaşmadılar. Ancak, ayrım yapmadan hepsine şükran borçluyuz.

İkinci müdahale 12 Eylül rejimiyle gerçekleşti. En ağır saldırılar, kıyımlar devrimcilere, sosyalistlere yöneldi. Bugün de AKP, 12 Eylül rejiminin gerçek çırağı olduğunu göstermektedir. Egemen sınıfların tarihsel belleğini devralmıştır. Bu nedenle yetmiş yıl öncesinin “ideolojik grupları ezme” söylemini benimsemiş düzen karşıtı gençleri kesinlikle susturmayı hedeflemiştir.

Yalnız gençler mi? 1960 sonrasındaki sosyalist kuşağın ilk temsilcilerinden ikisi, Yalçın Küçük ve Doğu Perinçek Silivri zindanlarında niçin tutuluyor cezalandırılıyor? Nedeni, bugün atfedilen “suçları” değil geçmiş “günahları”dır. Yani, elli yıl öncesinde sosyalizmi keşfederek, kendi kuşaklarına ve başkalarına aktarmış, anlatmış, tartışmış olmalarıdır.

Örnekler, dünyada ve Türki-ye’de egemen sınıfların tarihsel belleklerinin çok güçlü olduğunu “derslerini” hiç unutmadıkların gösteriyor. Solun ve sosyalistlerin belleklerindeki boşluklar ise vahimdir. Ölümler sonrasında, cenazelerde ortaya çıkan “vefa duygusu” hayata taşınmadıkça anlamsızdır. Sol, tarihsel belleğini canlandırırsa farkları, bölünmeleri yeniden değerlendirecektir ama birlikteliklerin, ortaklıkların daha belirleyici olduğunu algılayarak…