Obama’nın Tutkunları, Muhalifleri

25/01/2009 Pazar
Obama’nın Tutkunları, Muhalifleri

Seçmenlerin yüzde 53'ünün oyunu aldıktan sonra, iki milyon kişinin katıldığı gösterişli bir and içme töreniyle Barack Obama ABD Başkanlığı'nı, "görevinin bitiminde en sevilmeyen Başkan" olarak tarihe geçen George W. Bush'tan devraldı. Yeni Başkan'da "şeytan tüyü" olduğu muhakkak. Bunu, Amerikalıların desteğinden değil, bizim mahalledeki tesisatçının Salı günü bana, "bizim Başkan bugün ant içiyor" demesinden dahası, Antep'teki "Barak Vadisi" sakinlerinin ad benzerliğinden Akdeniz bölgesindeki "Afrika kökenli" yurttaşlarımızın da renk benzerliğinden duydukları kıvanç, sevinç ifadelerinden çıkarıyorum.

İlerici Amerikalıların bir bölümünde de coşkulu bir ruh hali gözleniyor. Bir örnek, solcu Amerikalıların en üretkenlerinden biri olan Mike Moore'dur. 20 Ocak'ta şöyle yazıyordu: "Karanlık çağları aştık, tarihin en özgürleştirici anlarından birine ulaştık. Çılgınlık, sekiz yıl öncesine değil, Reagan'ın başkanlık andını içtiği yirmi sekiz yıl öncesine kadar uzanır. Artık akıllı, iyi kalpli, ülkesine hizmet etmeye kendisini adayan bir Başkana sahip olduğumuz için şanslıyız. Barack Obama'yı bu pisliği temizlemede yalnız bırakmayalım. Savaşlara, yoksulluğa son vermek, genel bir sağlık sistemi oluşturmak, gezegenimizi kurtarmak ve gerçek bir halk hükümeti kurmak için her zamankinden daha fazla çalışmak üzere bizler de bir ant içelim..."

Mike Moore'un bu tavrı, 1960'ta J.F. Kennedy'nin (Nixon'u yenilgiye uğratarak) Başkanlığa seçilmesi sırasında kimi Amerikalı solcularda ve tüm dünyada ortaya çıkan beklentileri hatırlatıyor. 20 Ocak tarihli The Independent gazetesi, Obama'ya "Kennedy'nin mirasçısı" niteliğini yakıştırarak bu benzerliği yakalıyor ve Amerikan edebiyat dünyasının ünlü solcularından Norman Mailer'in 1960'ta kaleme aldığı Kennedy övgülerini aktarıyor: Mailer, kişisel özelliklerini yücelttikten sonra Kennedy'yi Amerikan toplumundaki çürüme eğilimlerini tersine çevirecek bir lider olarak alkışlamakta imiş. Ne var ki, üç yıl içinde, Mailer'in kahramanı Amerika'yı Vietnam halkına karşı savaşa sürükleyecek Küba'yı istilaya kalkışacak ve dünyayı nükleer bir savaşın sınırlarına getirecektir. Mailer da (Kennedy'nin öldürülmesinden az önce) yanılgısını itiraf edecektir: "Potansiyel bir kahraman görüntüsüne rağmen Kennedy ışıktan, ilkelerden yoksundur iktidar gücü dışında hiçbir şeyi temsil etmez bir hiçtir."

Elbette Obama da, "Amerika'nın çıkarlarını" koruyacak bunu yaparken de emperyalizmin kirli, hatta kanlı marifetlerini başka toplumlara taşıyacaktır. Bu durumlarda dahi ilericilerin çoğunluğunun Obama'ya, Bush gibi bir "nefret objesi" olarak bakmaları açıkçası pek olası görünmüyor. Değil mi ki, Mailer'in gecikmiş teşhisine rağmen "Kennedy efsanesi" dünya kamuoyunun ilerici çevrelerinde hâlâ süregelmektedir.

***

Amerikan solunun sosyalist kanadı, İsrail'e gereksiz ölçüde ve çok erken angaje olan daha da önemlisi, sınıf çelişkilerinin artmakta olduğu ve büyük sermayenin hegemonyasının ağırlaştığı bir dönemde ABD kapitalizmini "birlik-beraberlik" mesajlarıyla yönetmeye aday olan Obama'ya baştan beri itibar etmemişti.

Haklı olduklarını, Obama yönetiminin önde gelen isimlerini mercek altına alarak kanıtlamaya çalışıyorlar. En çok vurgulanan iki kişi, Ekonomik Danışmanlar Konseyi'nin başkanlığına getirilen Lawrence Summers ve Hazine Bakanı Timothy Geithner'dir. Birincisi Clinton yönetiminin Hazine Bakanı olarak, diğeri ise Greenspan döneminde New York Federal Reserve Başkanı olarak, finansal sistemin tamamen başıboş hale getirilmesine ve 2007-2008'de patlayacak olan finansal balonun oluşmasına belirleyici katkı yapan kişiler olarak eleştirilmektedir.

Obama'nın solcu destekçileri ise, 2006'dan bu yana Amerikan toplumunun bütünüyle sola kaymakta olduğunu ve dünkü neo-liberallerin de bu değişime ayak uydurduklarını ileri sürüyorlar. Summers'ın Financial Times'taki bir yazısı kanıt olarak gösteriliyor: "Kazançların özel, zararların kamuya ait olduğu devlet politikalarına son vermeliyiz. Talebi destekleyecek en etkili politikalar, düşük gelirlileri ya da gelirlerinin bir bölümünü yitirmiş aileleri desteklemekten geçer. İşverenler ne olursa olsun, çalışanların temel sağlık ve emeklilik güvenceleri sağlanmalıdır."

***

İyimser solcular, Obama'nın seçim kampanyasının tüm aşamalarında, interneti kullanarak çok yaygın (ve büyük ölçüde sol eğilimli) bir taban desteği oluşturmuş olmasına Başkanlık makamında iken de bu tabanla sürekli bağlantı içinde olmayı taahhüt etmesine önem veriyorlar. Amerikan toplumunun tutucu refleksleri zayıflarken bu tür bir taban baskısı sayesinde Obama'nın Kennedy'nin kaderine mahkûm olmayacağı umulmaktadır.

"Hariçten gazel" okuyanlara pek söz düşmez ama, kurulu düzenin son sözü söylemesi, bence kaçınılmazdır.