Küçülen iç talep, durgunlaşan ekonomi…

18/12/2012 Salı
Küçülen iç talep, durgunlaşan ekonomi…

Korkut Boratav'ın “Küçülen iç talep, durgunlaşan ekonomi...” başlıklı köşe yazısı 18 Aralık 2012 Salı tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

TÜİK, 2012’nin ilk dokuz ayının milli gelir tahminlerini yayımladı. Sonucu özetleyelim: Dış kaynak hareketleri, 2011’e göre gerilemiş iç talep öncelikle bu nedenle daralmıştır. Yine de ithalat düştüğü, ihracat arttığı için milli gelir (yavaşlayarak) büyüyebilmektedir. Ne var ki, “hayali” altın ihracatı, cılız büyümenin bir bölümünü de “hayali” kılmaktadır.

Biraz ayrıntıya girelim. Aşağıdaki tabloda Ocak-Eylül 2012 milli gelirinin ana harcama kalemleri bir yıl öncesiyle karşılaştırılıyor. Enflasyondan arındırılmış sabit (yani, 1998’e ait) fiyatlar kullanılıyor.

Tabloya bakarak milli gelirin nasıl hesaplandığını da gözleyebilirsiniz: Özel tüketim, devlet tüketimi ve yatırım harcamalarına (tablonun ilk üç satırına), dış dünyanın Türkiye’de yaptığı harcamalar, yani mal ve hizmet ihracatı (satır 4) eklenir bu toplamdan, Türkiyeli aktörlerin dış dünyadaki harcamaları, yani ithalat (satır 5) çıkarılır. Sonuç, harcamalara göre milli gelirdir (satır 6).

Tablonun son satırı ek bilgidir ve Türkiye ile dış dünya arasındaki yabancı, yerli, kayıt dışı tüm sermaye hareketlerinin toplamını (milyon dolar olarak) verir. Bu önemlidir zira Türkiye ekonomisinin büyüme-durgunlaşma-küçülme sarkacı büyük ölçüde dış kaynak hareketlerine bağlıdır. * * *

Sabit Fiyatlarla Milli Gelir (milyon TL) ve Dış Kaynaklar (milyon $)
tabloo.jpg

Şimdi de yukarıdaki saptamaları, tabloya başvurarak açalım:

1. Dış kaynak hareketleri düşüyor, iç talep daralıyor.

Ocak-Eylül 2012’de Türkiye’ye dış kaynak girişleri önceki yıla göre yüzde 15 civarında düşmüştür. Bu yavaşlama, beklendiği gibi özel tüketime ve yatırımlara yansımıştır. Yatırımlardaki yüzde 8’e, özel tüketimdeki yüzde 1’e yaklaşan daralmaları, kamu cari harcamalarındaki artış telafi edememiştir. Sonuçta, iç talebi oluşturan bu üç harcama kaleminin toplamı, 12 ay öncesine göre yüzde 1,9 oranında daralmıştır.

2. Milli gelirin küçülmesini dış ticaret önlüyor.

İç talep daralırken milli gelir artabilir mi? TÜİK’in Ocak-Eylül verileri bunun mümkün olabileceğini gösteriyor. İthalat yüzde 4 oranında düşerken mal ve hizmet ihracatı yüzde 15 oranında artmıştır. Ekonominin küçülmesi bu sayede önlenmiş ancak 2011’in ilk dokuz ayında yüzde 9,8 oranında gerçekleşen büyüme hızı, 2012’de yüzde 2,6’ya inmiştir.

3. “Hayali” altın ihracatı, büyümeyi yapay olarak yukarı çekiyor.

1984-2011 döneminde külçe altın ithalatı, (2009 hariç) her yıl altın ihracatını aşmıştır. Bu ithalat fazlası, ziynet üretiminin girdisi ve tüketim amaçlı ithalat olarak kabul edilir dolayısıyla milli gelir hesaplarına (“eksi” bir kalem olarak) katılır. 2012’de durum değişiyor ve Türkiye altında ihracat fazlası vermeye başlıyor. Nedeni malum: İran’a uygulanan ekonomik yaptırımlar, bu ülkeden petrol ve doğal gaz ithalatının banka transferleri ile ödenmesini bu yıl engelliyor ve bu ithalatın bir bölümü altın transferleriyle karşılanıyor.

Külçe altın ihracatı tümüyle altın ithalatı (re-eksport) ile karşılansaydı, milli gelir hesapları etkilenmezdi. Türkiye altın üreten bir ülke olmadığı için, Ocak-Eylül 2012 döneminde 4 milyar doları aşkın ihracat fazlası, ülke içindeki altın stokundan karşılanmış olmalıdır. Aynen döviz rezervleriyle “ödenen” ithalat gibi… Bu finansman biçimini döviz ihracatı diye gösteremezsiniz. Ve keza, altın rezervlerinden yapılan ödeme biçimini de altın ihracatı olarak milli gelir hesaplarına katamazsınız. Bu nedenle altın ihracat fazlasının bir “harcama” kalemi olarak milli gelir hesaplarından düşülmesi gerekir.

4 milyarı aşkın altın ihracat fazlası, Ocak-Eylül 2012’de gerçekleşen mal ve hizmet ihracatının dolarlı toplamının yüzde 2,65’ini oluşturuyor. Tabloda sunulan 2012 ihracatını aynı oranda küçültürseniz, milli geliri de aşağı çekmiş olacaksınız. Sonuçta “hayali ihracattan arındırılmış büyüme hızı” yüzde 1,9 olarak belirlenecek TÜİK’in tahmini 0,7 puan aşağı çekilecektir.

* * *

Geçen hafta iki nicel veri daha açıklandı: Ekim’de sanayi üretimi, bir önceki aya göre yüzde 3,5 bir yıl öncesine göre yüzde 5,6 oranlarında küçülmüştür. Yine Ekim’de dış kaynak girişleri yükselmiş ve 2012’nin son iki ayında iç talebin genişleme olasılığı doğmuştur.

Geçmiş dokuz ayı, Ekim verileriyle birleştirdiğimizde, 2012’nin bir durgunlaşma yılı olacağı kesinlikle anlaşılıyor. Ekonominin yakın geleceğine gelince, her şey dış dünyadaki rüzgarlara bağlıdır. Uluslararası finans kapital bir bıçak sırtı üzerinde geziniyor. Bir yanda, merkez bankalarından kaynaklanan likidite pompalamasının “doping” etkisi öte yanda finansal balonlaşmanın patlama riski…

Bu rüzgarlara teslimiyeti “politika” diye gösterenler ise “aman patlamasın” endişesi içinde dışarıya bakıyorlar.