Kapitalizmin Krizi ve Çin

22/02/2009 Pazar
Kapitalizmin Krizi ve Çin

Çin Başbakanı Wen Jiabao, Davos'ta Financial Times'ın editörü Lionel Barber'a uzun bir mülâkat vermiş. Bu mülâkat (veya söyleşi) Çin'i yöneten kadroların, kriz, Çin'in sorunları, ve dünyaya bakışları üzerine ilginç ipuçları veriyor. Bunlardan bazılarını değerlendirmenin anlamlı olacağını düşünüyorm.

***

Söyleşi, esas olarak, uluslararası kriz üzerinde odaklanıyor. Lional Barber, 2 trilyon dolarlık rezerv biriktirerek dünya ekonomisindeki dengesizliklere ve krize Çin'in de belli ölçülerde katkı yapıp yapmadığını soruyor. Wen Jiabao'nun yanıtı şöyle: "Bu finansal kriz, bazı ekonomilerdeki (yani ABD'deki) ikili açıklardan, borçlanmayla sürdürülen yüksek tüketimden, denetlenmeyen finansal kuruluşların çok yüksek borçluluğa dayalı abartılı kazançlarından kaynaklanmıştır. Bu balonun patlaması tüm dünyayı büyük bir felâkete sürüklemiştir. Aşırı harcayanların, kendilerine borç verenleri suçlaması eğriyle doğruyu karıştırmak oluyor." Barber, ardından soruyor: "ABD hazine bonolarını satın almayı sürdürecek misiniz?" Wen yanıtlıyor: "Çin'in çıkarlarına ve döviz rezervlerimizin değerini koruma ihtiyacına bağlıdır...".

Söyleşinin bu bölümünde Amerikan kapitalizmine ilişkin açık eleştirinin, "siz hem dün, hem bugün bize bağımlısınız" türü özgüven ve tehdit öğeleri içeren bir mesajla bütünleşmesi ilginçtir.

***

Krizin Çin ekonomisi üzerindeki etkileri üzerindeki sorulara gelince, Wen, "finansal kriz Çin'i reel ekonomi üzerinden etkiledi" diyor ve büyük boyutlu devlet harcamalarına dayalı iç talep genişlemesini hedeflediklerini ve sosyal alanların da bu arada önemli bir yer kapladığını ileri sürüyor.

Financial Times, Çin'in dünya ekonomileriyle ucuz işgücüne dayalı bir biçimde bütünleşmesini hep alkışlamış olduğu için, Barber, Çin Başbakanı'nı "aykırı" sorularla sıkıştırmayı elbette akıl edemeyecektir. Fakat Çin'de "solcu, tutucu" yaftalarıyla dışlanan çevrelerden kaynaklanan sorular da vardır. Birkaç örnek verelim:

"İhracata, ucuz işgücüne ve iç pazarın bastırılmasına dayalı büyüme sürecinin kesintisiz süremeyeceğini nasıl öngöremediniz? Kapital'in krizlerle ilgili bölümlerini ne çabuk unuttunuz? Kriz patlak verince, ihracatçı sanayi kollarının iç pazara yönelemeyeceği hususunda sizi uyarması gereken plancı refleksleriniz dumura mı uğradı?"

Dahası da sorulabilir: 1998-2007 arasında Çin ekonomisi, başta ABD olmak üzere emperyalist sisteme ve dış dünyaya toplam 1.1 trilyon dolar dolayında net kaynak aktarmıştır. Bu, Çin'in bu sürede yarattığı millî gelir toplamının yüzde 6'sını oluşturuyor. Çin halkından "esirgenen" bir kaynak, ABD devletinin emperyalist yayılmacılığının ve Amerikalıların aşırı-israfçı tüketiminin sürdürülmesini sağlamıştır.

Bu soruları Wen şöyle yanıtlayabilirdi: "Yirmi yıl boyunca sürdürdüğümüz ortalama yüzde 10'luk büyüme hızları, Çin'de üretim güçlerinin gelişimine, hatta niteliksel sıçramasına katkı yaptı.Bu sayede emperyalist sisteme karşı kendi ayaklarımızın üstünde durabilecek ve bu yeni ortama uyum sağlayacak ekonomik güce ulaştık."

Acaba? Zira, krizin toplumsal yansımalarını sorgulayan Financial Times editörünü We Jiabao şöyle yanıtlıyor: "Kriz, 12 milyon göçmen işçinin kırsal bölgelere dönmesine yol açtı. Bu yüzen-gezen bir nüfus olduğu için iş olanakları açılınca yine kentlere gelecekler. Çin'in modernleşmesine yaptıkları katkılardan ve kriz ortamında büyük bir işgücü rezervi oluşturmalarından ötürü göçmen işçilere şükran borçluyuz."

Bu ifade, işgücünün metalaşmış olmasının ötesinde bir ilkel birikim modelinin itirafıdır. Evet, Mao'nun "Komünist Parti içinde kapitalist yolu seçenler" grubunun öncülerinden biri olarak teşhir ettiği Deng Xiaoping reformları, emeğin sosyalist üretim ilişkileri içindeki konumunu, metaya (yani işgücüne) dönüştürmüştür. Bu dönüşüm içinde, işçi sınıfının sosyal hakları tarihe karışmış sağlık hizmetleri ve eğitimin ileri aşamaları paralı hale gelmiş yani "metalaşmış"tır. Çocuklarını okutmak, hastalıkta, yaşlılıkta ailelerine, kendilerine bakmak yükümlülüğü sosyalist devletten emekçilerin bireysel sorumluluklarına intikal etmiştir. Çinli emekçiler bu nedenlerle tüketimlerini bastırmış geleceklerini güvence altına alma çabalarının da katkılarıyla Çin ekonomisi dünya iktisat tarihinin en yüksek tasarruf oranlarına (milli gelirin yüzde 50'sine) ulaşmış Amerikan toplumunun dış kaynak gereksinimleri karşılayan tasarruf fazlaları böylece sağlanmıştır.

Wen Jiabao, acaba, bu krizin, Çin'de sosyalizmin kazanımlarına dönüş için bir fırsat olabileceğini düşünüyor mu?

Bence, bu sorunun yanıtı, Wen'in algılamalarına değil, Çin halkının aktif bir mücadele platformuna yönelip yönelmemesiyle ilgilidir. Belki o zaman Çin devriminin sembolik sloganı hatırlanacaktır: "Doğu kızıldır!"