İtalya'da sınıf direnmeleri (2)

19/03/2013 Salı
İtalya'da sınıf direnmeleri (2)

Korkut Boratav'ın “İtalya'da sınıf direnmeleri (2)” başlıklı yazısı 19 Mart 2013 Salı tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

BYH’yi destekleyen solcular Grillo’nun büyük bankaları, dev şirketleri, tekelci medyayı hedef almasına ve NATO’ya karşı çıkmasına dikkat çekiyorlar.

Uluslararası kriz, Avrupa sermayesi tarafından sistematik bir sınıf saldırısına dönüşünce, halk sınıfları “kendiliğinden” direnmeye başladı.

Bu köşede tartıştım: Avrupa halkı yaygın, kalabalık sokak gösterileriyle direniyor zaman zaman hükümetleri istifaya zorluyor seçimler gündeme geldiğinde de iktidarları değiştiriyor. Ne var ki, iktidarlarda nöbet değişimi önem taşımıyor zira Avrupa’nın sağ veya sol düzen partileri arasında, neo-liberalizme teslimiyet bakımından fark kalmamıştır.

Şubat sonunda İtalya halkı bu hesabı bozdu. Avrupa sermayesi, seçimlerden bir “orta sol” (Demokrat Parti) ve “merkez” (Banker Başbakan Monti) koalisyonunun çıkacağını ummaktaydı. “Birbirinizden betersiniz hepinize lanet” sloganıyla seçime giren komedyen-siyasetçi Beppe Grillo’nun Beş Yıldız Hareketi (BYH), dörtte biri aşan bir oy oranıyla birinci (ve kilit) parti olarak çıktı.

Ben de BYH’nin seçmen profiline, örgütlenme biçimine ve büyük sermayenin tepkilerine bakarak, bu sonucun, Avrupa’daki sınıf direnmelerini ileriye taşıyan bir adım olabileceğini iki hafta önce yazmıştım. Yanılmış olabilirdim. Bu düşünceyle, İtalya’nın dışından ve içinden sol çevrelerin Beppo Grillo hareketi üzerinde yazdıklarını izlemeyi sürdürdüm. Bazılarını paylaşmak istiyorum.

* * *

Soldan gelen eleştirileri Troçkist IV. Enternasyonal ile beş İtalyan yazarının oluşturduğu Wu Ming Grubu’nun katkılarına dayandırıyorum.

Öncelikle bazı olumsuz olgulara vurgu yapılıyor: Beş Yıldız Hareketi’ni, Peppo Grillo dışında sahiplenen iki ünlü İtalyan’dan biri romancı Dario Fo, diğeri zengin bir iş adamı olan Gianroberto Casaleggio’dur. İkincisinin sicilinde “sağ” öğelerin ağır bastığı ileri sürülüyor. BYH örgütlenmesine damgasını vuran ve doğrudan demokrasi yöntemi olarak yüceltilen internet oylamalarının, muhalif üyeleri hızlı, etkili bir tasfiye aracı olarak da kullanıldığı ileri sürülüyor.

Grillo’nun, “ne sağcıyız ne solcu” sloganında ısrar etmesi eleştiriliyor. Bu bağlamda, İtalyan faşizminin ilk belgelerinden biri olan San Sepolchro programının da aynı slogandan hareket ettiği hatırlatılıyor. “Anti-faşist misiniz?” sorusunu, Grillo’nun, “biz herkesi kapsayan bir hareketiz” diye yanıtlamasına da dikkat çekiliyor.

İtalyan toplumundaki temel çelişkiyi, Grillo, işsiz veya geçici işlerde çalışan üniversite diplomasına rağmen geleceği olmayan gençler, yoksullar, emekliler, dışlanmışlar ve batık esnaftan oluşan bir blok ile “ayrıcalıklılar” bloku arasındaki ayrıma dayandırmaktadır ve “sınıflar arası olmaktan çok kuşaklar arası çatışmaya” öncelik verdiği için eleştirilmektedir. Ona göre devlet memurlarının çoğunluğu, da, ayrıcalıklar safında yer almaktadır. Bu yargı, Grillo’yu, neo-liberallerin, “devlet küçültülsün” tuzağına düşürmekte kamu personel sayısının azaltılması da bir öncelik olmaktadır. Bu tasfiye hedefi, örneğin, kamu personelinin en kalabalık ve İtalya’da en örgütlü kesimi olan öğretmenleri, ayrıca refah devletinin tüm kurumlarını vuracaktır.

BYH’yi destekleyen solcular ise, Grillo’nun büyük bankaları, dev şirketleri, Berlusconi’nin Mediaset’i gibi tekelci medyayı hedef almasına bunları parçalama, gerekirse kamulaştırma önerilerine NATO’ya karşı çıkmasına dikkat çekiyorlar. Siyasetteki yozlaşmanın vurgulanması, yozlaşmanın temel öğesi olan İtalyan burjuvazisinin günahlarını da teşhir etmiş Grillo’nun niyetlerinin ötesinde sınıfsal bir söylem kazanmıştır. BYH programı, herkese 1000 avro’luk bir “vatandaşlık geliri” bağlanmasını ayrıca iddialı “yeşil” öğeler içermektedir.

* * *

Mussolini’nin İtalyan Sosyalist Partisi kökenli olduğu bir süre Parti gazetesi Avanti’nin başyazarı olduğu malumdur. Faşizmin bir halk tabanına dayandığı ve (Mussolini’nin de katkılarıyla) halk sınıflarının özlemlerini kullanan demagojisi de hatırlatılmalıdır.

Wu Ming yazarları, BYH’nin gevşek “halkçı” söyleminin faşizme savrulma risklerine ayrıca faşist grupların harekete sızma, zamanla onu denetleme çabalarına dikkat çekiyorlar. Buna rağmen, hareketi bugünkü özellikleriyle “faşist” olarak yaftalamanın yanlış olduğunu düşünüyorlar. “Grillo’nun harekete geçirip sahiplendiği enerjinin, Sağ’ın etkilerinden arındırılması” ve BYH’nin radikal, sol bir doğrultuya yönlendirilmesi, onlara göre imkansız değildir.

Temel sorun İtalya’ya özgü değildir. Avrupa’da geleneksel sol büyük ölçüde mefluçtur. Patlak veren “kendiliğinden sınıf direnmeleri”, bu nedenle örgütlü, etkili sosyalist mücadelelere dönüşememektedir. En azından şimdilik Grillo hareketi, “kriz ortamına ırkçı, faşizan bir tepki” değildir. “Wall Street’i İşgal” eylemleri ve İspanya’daki “indignados” hareketleri gibi özünde sola açıktır. Ayrıca, iktidara yürüyen bir örgütlenme biçimini başarıyla hayata geçirdiği için de önemlidir.

Bu nedenle izlemeyi, tartışmayı sürdürmemiz gerek.