ÇKP’nin yol haritası

26/11/2013 Salı
ÇKP’nin yol haritası

Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP’nin) 18. Kongresi’ni izleyen Merkez Komitesi (MK) 12-14 Kasım’da toplandı. Yeni Genel Sekreter Şi Jinping’in ve ekibinin ülkeyi on yıl süreyle yönetmesi söz konusudur. Bu nedenle MK’nin Kasım kararları Çin’in “on yıllık yol haritası”na ışık tutacaktır. Toplantı bu nedenle ilgiyle, merakla izlendi.

Geçen hafta bu köşede yayımlanan kararların önemli öğelerini aktardım. Bugün kuşbakışı bir değerlendirme yapmak istiyorum.
ÇKP belgelerinde ortaya çıkan iki farklı çizgiye dikkat çekerek başlayalım.

Birinci çizgi, Çin devriminin temel hedeflerinin, kazanımlarının tekrarından, hatırlatılmasından oluşuyor: “Genel amaç, Çin’e özgü sosyalizmi geliştirmektir. Batı sisteminin kopyalanması reddedilecek, ÇKP’nin öncü rolü korunacaktır. Kamu mülkiyetinin egemenliği devlet işletmelerinin öncü rolü devam edecektir.”

İkinci çizgi ise, bu amaçların hayata geçirilmesinde piyasa mekanizmasının ve dışa açılmanın (ÇKP terminolojisine göre “reform”un) taşıdığı önemi vurguluyor: “Kaynak tahsisinde kesin rol piyasaya ait olacak reformlar derinleştirilecektir.”

Piyasa ve sosyalizm… Kuramsal tartışması 20. yüzyıl başlarına kadar uzanan bir soru: “Üretim araçları üzerinde kamu mülkiyeti (sosyalizm), piyasa ile uzlaşabilir mi?” Önce kuramcı iktisatçılar, sonra tarihsel pratik bu soruyu “evet” diye yanıtladı. Stalin 1951’de bu yanıta “resmiyet” kazandırdı. Dört yıl sonra Mao da (yazıya dökmeden) Stalin’i destekledi. Piyasa mekanizmasının önceliği ÇKP belgelerine ilk kez 1993’te “sosyalist piyasa ekonomisi” ifadesi ile girdi kaynak tahsisinde “piyasanın temel rol oynaması” da o tarihte kabul edildi. Şi Jinping de bu çizgiyi izlemektedir.

Ancak, sosyalizmle uzlaşması için piyasa mekanizmasının kaynak tahsisi alanı içinde kalması mülkiyet ve bölüşüm ilişkilerine taşınmaması gerekir. Yine tarihsel pratik, bu “bozucu etkiler” üzerinde sayısız örnek içerir. Kasım 2013 MK belgelerinde, “Parti, reform, kalkınma ve istikrar arasındaki bağlantıları doğru biçimde ele almalıdır” ifadesi bu bağlamda bir uyarıdır. Deşifre edelim: “Piyasa (reform), büyümeyi ve toplumsal istikrarı tehdit etmediği ölçüde teşvik edilmelidir.”

Peki, ÇKP belgeleri doğrudan doğruya özel mülkiyet sorununa değiniyor mu? Kasım 2013 bildiri özetinde bu konuda tuhaf bir cümle var: “Kamu-dışı sektör desteklenecek yönlendirilecek hayatiyeti, yaratıcılığı geliştirilecektir.”

Wall Street Journal bu cümleyi terminolojik açıdan eleştiriyor: “Niçin doğrudan adını koyup özel sektör demiyorlar?” Haklıdır. Yabancı, çokuluslu şirketler dışında bugünün Çin’de önemli, giderek büyüyen bir yerli-kapitalist sektör (ve sınıf) vardır. Net varlıkları 1 milyar doları aşan Çin zenginlerinin sayısı ünlü Forbes listesine göre 2013’te 168’dir. Bazıları ülke dışında büyük boyutlu yatırımlara başlamıştır. MK belgeleri bu duruma “arkadan dolanarak” değiniyor: “Çin sosyalizmin ilk aşamasındadır ve kapsamlı, derinleşen reformları izlerken bu aşamada kalacaktır”. Bu ifadeyle kapitalizmin varlığı ima edilmektedir ancak, adını koymak gerekince “kamu-dışı sektör” gibi perdeleyici bir terminoloji yeğlenerek…

“Reformun ve dışa açılmanın derinleşmesi, yaygınlaşması piyasanın kesin önceliği” temalarının ağır bastığı belgelerde niçin hâlâ, “Çin’e özgü sosyalizm” söylemine Marksist referanslara, ÇKP’nin öncü rolünü vurgulamaya gerek duyuluyor?

Bir kere, Parti kadrolarında ve halkın toplumsal belleğinde Çin devriminin mirası, edinimleri, değerler sistemi derin izler bırakmış belli ölçülerde kök salmıştır. Bu değerlere (en azından söylem düzleminde) sahip çıkmak, ÇKP iktidarının meşruiyeti açısından ön-koşuldur.

İkinci olarak hatırlatalım ki, Çin toplumunda kapitalist ilişkiler yaygındır ancak hâlâ egemen değildir. Tarımda köylü ailelerin bireysel işletmeleri ile köy arazisinin ortaklaşa mülkiyeti birlikte geçerlidir. Kasım 2013 kararları, tarımsal arazide metalaşmaya bireysel mülkiyete (zaman içinde kapitalist ilişkilere) kapı aralamaktadır ama uygulama başlamamıştır. Çin toplumunun sınıfsal yapısının dışında yer alan yabancı sermayeyi saymazsak, tarım dışında devlet ön plandadır. Büyük bankalar neredeyse tamamen devlet mülkiyetindedir. Stratejik sektörlerin hepsi dev kamu işletmelerinin yönetimindedir. Batı’dan gelen ısrarlı telkinlere rağmen Kasım kararlarında bunlar için özelleştirme seçeneği reddedilmiş sadece azınlık hisselerinin satışına imkân tanınmıştır. Yerel yönetimlere ait çok sayıda sanayi işletmesi vardır. Çin devletinin mülkiyetinde olan ve 3,7 trilyon (3700 milyar) dolara yaklaşan rezervleri de bunlara eklemek gerekir.

Mao’nun bir zamanlar öngördüğü gibi “ÇKP içinde kapitalist yolu seçenler” öne çıkmış olabilir. Yine de bana sorarsanız, yukarıda değindiğim nesnel olgular nedeniyle, “sosyalizm mi kapitalizm mi?” sorusu Çin’de kesinlikle yanıtlanmış değildir.