Amerika'da Seçimler: Sınıf Savaşları, 'Kültür Savaşları' KORKUT BORATAV

31/08/2008 Pazar
Amerika'da Seçimler: Sınıf Savaşları, 'Kültür Savaşları' KORKUT BORATAV

Kasım'daki Amerika başkanlık seçimlerinin sonucunu hangi etkenler belirleyecek? Farklı sosyal sınıflar için farklı yükler ve yararlar getirecek olan vergi, sağlık hizmetleri, sosyal güvenlik, eğitim politikalarında, işsizliğe, tüm ekonomiyi kucaklar hale gelen borç yüküne karşı izlenecek seçenekler mi? Dev bankalar mı gözetilecek ipotekli kredi maliyetlerinin tırmanması nedeniyle konutlarını yitiren orta ve yoksul katmanlar mı?

Veya Irak işgaline karşı izlenecek politikalar mı? Bu konu, Amerika'nın dünyadaki rolüyle ilginenler bir yana, sınıfsal ve toplumsal yansımaları bakımından tüm Amerikalıların sorunudur. Irak savaşının kamu maliyesi üzerindeki olağanüstü yükünün, eğitim, sağlık alanlarındaki kamu harcamalarını baskı altına sürüklemek anlamına geldiği açıklanabilir. Dahası, Irak'ta savaşan, yaralanan, ölen, memleketine ruh hastası olarak dönen askerlerin Amerikan toplumunun en yoksul katmanlarından geldiği vurgulanabilir. Ve savaşın, başta Cheney'in şirketi Halliburton olmak üzere, büyük sermaye için ne gibi vurgunlar yarattığını da açıklayarak... Bu mesajlar iletildiği zaman, Irak savaşının bir dış politika ve emperyalizm sorunu olmanın dışında açık-seçik Amerikan halkına karşı girişilmiş bir rezalet olduğu ortaya konacak ve seçmen tavırları etkilenebilecektir.

Seçim kampanyasını bu tür bir eksene kaydırmak, sınıfsal bir gündemin yeğlenmesi anlamına gelir. Sınıfsal bir gündemin yumuşak ve sert ("sınıf savaşları") türleri olabilir. ABD siyaseti, büyük partilerin bünyesinde sınıf savaşlarına açılan yönelişlere hayat hakkı vermez. Ancak, 2008 koşulları, Demokrat Parti'nin başkanlık adayı Barack Obama'yı "yumuşak, ılımlı" bir sınıfsal gündem seçmeye adeta zorlamaktadır.

Cumhuriyetçi Parti'nin adayı rakibi John McCain'in, büyük sermayenin çıkarlarını izleme ve silaha dayalı emperyalist yayılmacılığı ödünsüz savunma bakımından George W. Bush'un çizgisini aşağı yukarı istisnasız izleyeceği ortadadır. Barack Obama ise, ön seçimlerde Hillary Clinton'un izlediği (Amerikan ölçülerine göre) "sol" platformun gerisinde kalmamaya özen gösterdi.

Amerikan siyasetini biçimlendiren iki büyük partinin tarihlerini, burjuvaziyle organik ilişkilerini ve seçimlerde para gücünün taşıdığı önemin farkında olanlar, Obama'nın bir "emek platformu" izlemesinin imkânsız olduğunu da bilecektir. Ancak, sermayenin genel çıkarlarıyla temelden çatışmayan her kritik öğede, reformist, ılımlı sol seçenekleri salt oportünist nedenlerle de olsa, niçin savunmasın? Amerikan toplumunun büyük çoğunluğu emekçi sınıf ve katmanlardan oluştuğu için bu tür bir yaklaşımın başkanlığın kazanılmasında belirleyici olması düşünülmez mi?

***

Kapitalizmin siyasi rejiminin temsilî demokrasiye adım adım geçtiğini biliyoruz. Her adım, "temsil"in kapsamını genişlettikçe, burjuvazi, çeşitli savunma yöntemleri uygular ve egemen sınıf konumunu sürdürmeyi başarır. Bunlardan biri, sermaye ve emek arasında çıkar karşıtlığı değil, çıkar birliği olduğu mesajının iletilmesi, yerleşmesidir. İkincisi, emekçi sınıfların iç bölünmelerini alabildiğine kullanmak bu bölünmelerin içerdiği ikincil çıkar karşıtlıklarını uç noktalara kadar abartmaktır.

Üçüncü bir yöntem, siyasi tartışmayı, sınıfsal çıkar karşıtlıkları yerine, "değer sistemleri" arasındaki karşıtlıklara kaydırmaktır. ABD'de bu karşıtlıklar "kültür savaşları" diye anılır.

Emekçi sınıflar bünyesine sızmış, temizlenememiş, sosyalizmin zayıfladığı dönemlerde hortlayıveren tutucu değer sistemleri, "kültür savaşları"nın alt-yapısını oluşturur. ABD koşullarında bu, kürtaja, (kadınlar, siyahlar, eşcinseller lehindeki) pozitif ayrımcılığa, evrim kuramına, silah taşımanın kısıtlanmasına ve Amerika'nın iç ve dış (muhayyel) düşmanlarına ödünsüz karşı çıkmak gibi öğelerden oluşur.

2000 ve 2004 seçimlerinde George W. Bush, utanmazcasına büyük sermayeyi kayıran ekonomik programını içi boş bir "Amerikan değerleri" söylemi ardına sığınarak kazandı. 2008 başkanlık seçimlerinde, Cumhuriyetçi aday McCain, aynı Amerikan değerlerinin temsilciliğine soyunarak hikâyeyi tekrarlamak umudunda.

Ve işin tuhafı, Obama da, önceki seçimlerde Gore ve Kerry'nin akibetine uğramaktan fena halde korkmaya başlamıştır. Ve (en azından şimdilik) McCain'in ekonomik-sosyal programının sınıfsal içeriğini teşhir eden bir saldırı stratejisi yerine, "kültür savaşları" alanında savunmaya çekilme eğilimi göstermektedir.

"Sınıf savaşları mı kültür savaşları mı?" Bu soru, Amerika kadar Türkiye'yi de ilgilendiriyor. Fırsat buldukça konuyu açmak tartışmak istiyorum.