AKP’ye bir dış komplo: IMF

14/01/2014 Salı
AKP’ye bir dış komplo: IMF

Başbakan son altı aydan bu yana Türkiye’ye karşı önemli bir dış komplo başlatıldığını ileri sürüyor ve adını da koyuyor: Faiz lobisi…

Ancak, “faiz lobisi”, cemaat tezgâhlarından geçerek yurt içinde ve dışında alınan mühendislik diplomalarından sonra MBA, finans ve iktisat alanlarında lisans üstü eğitimden geçmiş AKP kadroları için kaba, hatta ilkel bir yaftadır. Amaç, paradan para kazanmayı bir hayat tarzı edinen çevreleri adlandırmak ve eleştirmekse, finans ve rantiye sermayesi daha uygun bir terminoloji oluşturur. İsterseniz daha kestirme gider finans kapital diyerek saflarınızdaki eski solculara da hitap etmiş olursunuz.

Ancak, terminoloji bir yana, eleştirilerin içerik kazanması gerekir.

Ben de Başbakan’a ve çevresine akıl vermek istiyorum: AKP’yi ilk altı yılı boyunca açıkça sonra da sinsice gagalayarak finans kapitale teslim edenlerin başında IMF vardır.

Aşağıdaki soruların kamuoyuna sunulması, IMF’nin Türkiye’deki rolünü teşhir edecek ve Başbakan’ın önem verdiği “dış komplo” iddiasını ete, kemiğe kavuşturacaktır:

***

IMF Türkiye’ye her vesileyle örtülü veya açık “enflasyon hedeflemesini” uygulatmadı mı? Yani, “merkez bankasının tek amacı enflasyondur bu da sıkı (yüksek pozitif faiz içeren) para politikasını gerektirir” formülünü cebren veya hile ile telkin etmedi mi?

Sermaye hareketlerinin sınırsız serbestliğini bu reçetenin bir ön-koşulu olarak vurgulayan yine IMF değil midir?

Risk iştahları yüksek uluslararası finans sermayesi ve rantiyeler, Türkiye’ye girip yüksek getiriler sunan devlet tahvillerine, mevduata, borsaya bol miktarda sıcak para akıtmadılar mı?

Bol kepçe sıcak para girişleri, dövizi daha da ucuzlatmadı mı? Bu nedenle yabancıların döviz üzerinden kazançları daha da yükselmedi mi?

TL kredi faizlerinin reel olarak yüksekliği, şirketleri daha da ucuzlayacağı beklentisiyle dövizle ve yurt dışından borçlanmaya yöneltmedi mi?

Bu, özel sektörü dört nala tırmanan bir dış borç çemberine sürüklemedi mi?

Uluslararası ortam, bugünlerdeki gibi bozulunca, finansal kuruluşlar ve IMF yüksek dış açık, dış borç göstergeleri nedeniyle Türkiye’yi “riskli” ilan etmedi mi?

IMF’nin savunduğu küreselleşmenin ve ekonomik modelin doğal bir sonucu olan riskli ortama karşı “tek hedef enflasyon, faizleri yükselt, kemerleri sık” reçetesini telkin eden de IMF değil midir?

***

Yukarıdaki sorulardan hareket eden bir İMF/finans kapital eleştirisini, isterseniz, malûm “dış komplo” senaryosuna da yapıştırırsınız.

Ne var ki, bu eleştirel çizgiye yönelince, Türkiye’nin bu ortama sürüklenmesinde on bir yıllık AKP iktidarının ağır sorumluluklarına da eğilmeniz gerekecek. O zaman yeni sorular gündeme gelecektir:

AKP, IMF programlarını tüm öğeleriyle yedi yıl boyunca harfiyen, iki yıl öncesine kadar da fiilen uygulamadı mı?

2005’te nesnel bir gereksinme yokken IMF’ye 10 milyar dolarlık kredi başvurusunu yapan da AKP hükümeti değil midir?

Başvuruyu onaylayan IMF Raporu’nda, “üç yıllık program… bir sonraki seçimler için bir çıpa sağlayacaktır” ifadesi, “AKP’ye sunulan bir “seçim kıyağı” itirafı değil midir?

AKP’nin finans kapital ile barışıklığı, Türkiye’ye 2007 ve 2011’de 50’şer milyar doları aşkın yabancı sermaye girişine yol açarak bu iki yılda seçimlerin kazanılmasına önemli katkı yapmamış mıdır?

Bu paraların önemli bölümlerini oluşturan sıcak paranın Türkiye ekonomisinden elde ettiği getirileri, “faiz lobisi” söylemiyle nasıl bağdaştırabiliyorsunuz?

***

Bu sonuncu soruya tablomuz ışık tutuyor. Burada devlet tahvillerinin yıllık ortalama faizleri (ilk satır) ve Aralık sonu dolar fiyatlarının on iki ay öncesine göre değişim oranı (satır 2) gösteriliyor. Son satır, sadece devlet tahvillerine para bağlayan yabancı rantiyenin bir yıl sonunda dolar üzerinden elde ettiği getiri (arbitraj) oranlarını veriyor.

Görüldüğü gibi AKP’li yıllar boyunca Türkiye, finans kapital için (dolar fiyatının, faizi aşan tempoda yükseldiği 2008 ve 2011 hariç) bir sıcak para cenneti olmuştur. 2009 sonrasında ABD on yıllık hazine bono tahvillerinin dolar üzerinden genellikle yüzde 2’yi aşmayan bir getiri sağladığı da hatırlanmalıdır.

Yabancı rantiyenin faize değil de (fiilen bir kumarhane işlevi gören) borsaya yatırım yapması, örneğin 2012 getirisini (yine dolar üzerinden) yüzde 60’ın üzerine çıkaracaktı.

Uzun lâfın kısası: “Faiz lobisi” söylemini ciddiye almak, abesle iştigaldir.

ÖNCEKİ YAZILARI