Frankfurt Tartışmaları

10/08/2008 Pazar
Frankfurt Tartışmaları

Uzunca bir süredir Frankfurt Kitap Fuarı'yla ilgili tartışmalar sürüyor. Yurt dışında bulunduğum son günlerde de izlemeye çalıştığım bu tartışmalarda kesinleşmiş olan iki tutum ortaya çıkıyor. Birbirinin karşıtı bu iki tutum, fuara katılım çağrısı alıp da katılmak ve katılmamak diye özetlenebilir. Bir de, çağrı alma dolayısıyla değil, ama yapılan tartışmalara katılıp görüş bildirmek üzere söz alanlar var.

Katılmama doğrultusunda tavır belirtenler, kendilerine göre gerekçelerini açıkladılar. Bu gerekçelerden biri, "AKP iktidarına ve onun Kültür Turizm Bakanı'na güvenmedikleri ve yazar örgütlerinin bu fuar katılım sürecinde şeffaf olmadığı, çok ciddi kaygılar üretecek ölçüt sorunuyla karşı karşıya oldukları" yolunda. İktidarla ilgili kaygı ve eleştirilere doğrudan ya da dolaylı olarak dayanan bu tür gerekçeler için, nerdeyse her geçen gün sanat alanında yasaklayıcı, engelleyici birtakım olaylar yeni kaynaklar yaratıyor.

Buna karşın, katılma doğrultusunda tavır belirtenler ise belli başlı iki gerekçeye dayandırıyorlar görüşlerini. Birincisi Frankfurt Kitap Fuarı'nın "devletler ve hükümetler arası bir organizasyon değil, yayın dünyasının bir organizasyonu" olması. Daha çok yazar örgütlerinin temsilcilerinin savunduğu bu görüşün dayanağı ise, "Yazarlar Komitesi'ne bakanlıktan ya da diğer komitelerden herhangi bir müdahale" yapılmaması.

Katılma çağrısına olumlu yanıt verenlerin bu genel gerekçeler dışında ileri sürdükleri belli başlı görüşlerden biri, böyle bir fırsattan yararlanarak gerçekleri ve eleştirileri dünya kamuoyu önüne çıkarmak. Onun için de özellikle katılmayı seçmek. Katılmayı olumlayanlarda görülen bir savunma gereksinimi de kendilerinin bugünkü iktidarı hiçbir zaman desteklemedikleri, onu onaylamadıkları, yaptıklarını "tasvip" etmedikleri gibi, sanki fuara katılmanın bu anlama geleceğini öngörerek yaptıkları açıklamalarda karşımıza çıkıyor.

Gerçekleri ve eleştirileri fuar vesilesiyle dile getirmenin geçerli bir gerekçe sayılması için yalnızca söze dökmekle mi yetinilecek? Sözün amaca ulaşabilmesi, gereken etkiyi yapabilmesi o sözü söyleyenin sanatçı/yazar kimliğiyle, nasıl bir sanat ve edebiyat yaptığıyla bağıntılı değil mi?

Toplum sorunlarına sanatında yer vermeyen, gerçeklikler karşısında tavır almayı sanatıyla da üstlenmeyen, hatta bunu yapmayı sanatla bağdaşmaz bulan bir yazarca hangi fırsatla olursa olsun yapılacak eleştirinin etkili ve inandırıcı bir işlevi olabilir mi?

Katılmayı doğru bulmayan, bu doğrultuda tepki gösterenler için de aynı tutarlığın önemi ortada. Yapılan sanatın niteliğiyle, geçmişte o niteliğe uygun tutum ve davranışlarla bugün gösterilmekte olan tepkinin bağıntısını, o bağıntının takınılan tavrı değerli ve önemli kılacağını görmezden gelebilir miyiz?

www.kemozer.com

www.blogcu.com/kemalozer