Zaman, cemaat, Erdoğan, hazin final, mutlu son

05/03/2016 Cumartesi
Zaman, cemaat, Erdoğan, hazin final, mutlu son

“Hepimiz Fetocuyuz…” Dün bunu söyleyenlerin belli bir tutarlılığı olduğunu kabul edebiliriz. Öyle ya, Abant toplantılarına gittiler geldiler, gittiler geldiler, yıllarca…

Cemaate karşı Erdoğan’la ittifak kuranların tutarsızlığında da bir tutarlılık var en azından. Sürekli kulvar değiştiriyorlar. Şaşırmıyoruz.

Türkiye siyasetinin kaderi bu.

Peki buradan nereye gidiyoruz?

Lafı hiç dolandırmayalım.

Erdoğan gidecek. Erdoğan’ın nasıl gideceği, Erdoğan sonrasının nasıl şekilleneceğine bağlı. Erdoğan işin bu kısmındaki belirsizlikler nedeniyle orada duruyor; durduğu her gün daha zayıf, daha kırılgan hale geliyor.

Ve Erdoğan zayıfladıkça işler sarpa sarıyor.

Hep söylediğimiz gibi, Erdoğan Türkiye solu için büyük kazançtır, 2013’te bir halk yarattı, şimdiyse kolay çözümlerin önünü tıkamakta.

Lafı dolandırmıyorduk.

Erdoğan’ı Kürt siyaseti gönderebilir. Bu mümkün. Rus basınında 2014 yılında sayısız renkli devrim uyarısı yapıldı Erdoğan’a. İşaret edilen Kürtlerdi. HDP yükselişi bu tezi doğruluyordu; doğrulamasına da gereksinim yoktu, her şey açıktı.

Şimdi aynı tez Amerikan basınında.

Çatışmalar tırmanır, bunun ekonomiden siyasete ve gündelik hayata varıncaya kadar toplumsal sonuçları hissedilirse, Erdoğan sarayında duramaz. Bu matematik bir doğru.

Ancak Kürt hareketi, 2015 HDP’si ile yakaladığı fırsatı kaçırdı ya da birileri o kanalın işlemesine izin vermedi. Fark etmiyor. Ancak başka seçenekler de var. Savaş tırmanır ve bundan on yıl kadar önce zikrettiğimizde herkesin “yok deve” dediği sürecin önü açılır; BM, NATO, AB (hiç fark etmiyor) devreye girer.

Erdoğan’ı götüren, sonraki döneme imza atar demiştik, burada imza Kürt hareketinin olmaz, dış güçlerin mührü vurulur. Bir seçenek budur.

İkinci seçenek, çatışmalar tırmanır, ordu müdahale eder, müdahale “yumuşak” karakter taşır, Kürt hareketine siyasette alan açılır.

Üçüncü seçenek, çatışmalar tırmanır, ordu müdahale eder, müdahale ayrıştırıcı sertliktedir, Türkiye dağılma sürecine girer.

Bütün bu seçenekler yalnızca bölgesel dinamiklere değil, uluslararası gelişmelere bağlı olarak gerçeklik kazanabilir ya da devre dışı kalabilir.

Özellikle de ABD’nin durumu önemsenmeli. Trump’ın sanayiye vurgu yapan ve Ortadoğu’daki askeri zorlamaları reddeden politikalarının egemen olması durumunda, Türkiye’yi ilgilendiren çok şeyin değişeceği açık.

Ama her durumda Erdoğan gidecek.

Kürt hareketinin öne çıkmadığı bir seçenek var mı?

Var.

Cemaat kasetleri işe yaramamış, kasetlere bel bağlayan CHP 2014 yerel seçimlerinde istediği sonucu elde edememişti. O zaman yaramadı, şimdi yarayabilir. Yolsuzluklar; buna Suriye’deki kirli ilişkileri ekleyin, uluslararası bir zemine taşınır ve imparatorluk hayali gören adamımız bir anda sudan çıkmış balığa dönebilir.

Kasetler yine ortaya çıkabilir anlayacağınız.

Olmayacak olan ise, Erdoğan’ın gidişine Putin damgası vurulmasıdır. Putin Suriye’de çok pahalı bir zafer kazanırken, aynı bedeli Erdoğan’ı yalnızlaştırırken de ödemekte. Bu konuda ABD ile mutabakat halindeler.

Halindeler ama ABD yönetimi Erdoğan’ı Rusların yemesine izin veremez. Bu görüntünün çıkmasını asla istemez. Öte yandan, Erdoğan ABD açısından Rusya’yla pazarlıkta değerinin çok üstünde çizik atılacak bir kozdur. Evet, bir seçenek de budur. Rusya’ya kelle vermeden bir huzursuzluk ve sorun kaynağının tasfiyesi.

AKP’yi içeriden çökertmek ise, yukarıdaki seçeneklerin uzantısı olabilir ancak. AKP içinde hiçbir aktör Erdoğan’la karşı karşıya gelebilecek çap ve cesarete sahip değil. Gül’ün durumuna baksanıza, “Erdoğan’ı indirin gerisini hallederim” demekte sürekli. Risk almıyor. Aslında haklı. Neredeyse bütün seçeneklerde öyle ya da böyle Gül’ün önü açılıyor. Neden maceraya atılsın?

CHP diye bir parti yok ki. Neredeyse Arınç, Babacan, Çelik ve Gül’e yalvaracaklar.

Kürt hareketi bir karmaşa içinde Erdoğan’ı korumakla onunla savaşmak arasında gidip geliyor. AKP muhalefeti Godot’yu bekliyor. Erdoğan ise, güven sorunu yaşadığı ya da seçenek oluşturabilecek herkesin üzerine giderek, kendini iyice tecrit ediyor. Güç gösterisi yaparak zayıflıyor!

Rakiplerini daha fazla zayıflatarak kendisini koruyor.

Türkiye’de düzen siyaseti Erdoğan’la baş edemez. Dış dinamikler karar verecek, büyük ölçüde ABD belirleyecek Erdoğan’ın geleceğini. Yani oradaki kavga…

Ve bir ihtimal daha var.

Halkımız.

Gezi’yi, Haziran’ı yaratan kentli toplumsal kesimler büyük bir hızla sahte çözümlerden uzaklaşmaya başladı. Son birkaç ayda HDP yanılsaması çöktüğü gibi, CHP’ye ilişkin en küçük bir umut dahi yok. Ama insanlar arayış içinde.

Bu arayışa inandırıcı, tutarlı bir yanıt verildiği takdirde, bu denkleme yeni unsurlar eklenir.

Tam zamanıdır.

“Cemaati de tasfiye ediyor, eyvah eyvah”, “Koçların Mustafası da öldü eyvah eyvah”, “Anayasayı da değiştirir, eyvah eyvah”, “Deniz Baykal’ı da yanına alır eyvah eyvah”tan çıkış için bir fırsat var. Ona odaklanacağız.

Çünkü diğer seçenekler, “felaket” demeyeceğim, felakete alıştık; yakışıksız diyeceğim.

Hepimiz…

Salak olmadığımızı göstermek durumundayız.

Şöyle bakalım: Tarihte hiç bu kadar açık veren bir sömürü düzeni, zorbalık görülmüş şey midir?

Bardağın boş tarafında zalim bir diktatör var. Dolu tarafındaysa giderek yalnızlaşan bir aciz.

Denemeye değer.