Yunan baharı…

28/11/2012 Çarşamba
Yunan baharı…

Kemal Okuyan'ın "Yunan Baharı" başlıklı köşe yazısı 28 Kasım 2012 Çarşamba tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

“Kış gelmesin, böyle iyi” diyor Yunanlılar. İyi olan havalar. Atina zaten bizim İzmir gibi, soğuğu birkaç ay sürüyor ama ülke genelinde bu yıl yumuşak bir Kasım geçmiş, herkes mutlu. Aralığı da atlatırsak hesabı yapıyorlar…

Çünkü artan vergiler, maaş kesintileri, temel ürünlere yapılan zamlar, işten çıkarmalar derken, Yunanlıların yakacak parası kalmamış. Atina’daki apartmanların neredeyse tamamı merkezi ısıtma sistemine sahip ve yakıt olarak doğalgazdan çok fuel kullanılıyor. Apartman ve site yönetimleri sürekli toplantı halinde. Vatandaşın yarısı “ben merkezi sistem istemiyorum, başımın çaresine bakacağım” demekte. Kavga, gürültü… Yaratıcı yöntemler geliştirilmeye başlanmış, birileri de “en ucuz ısınma” yolu diye yeni yeni ürünler, yakıt türleri pazarlayarak köşe dönme peşinde.

Anlayacağınız kapitalizmin Yunanistan’a uygun gördüğü bahar, gerçek bir toplumsal yıkım.

Diyeceksiniz ki, ne var bunda ölüm yok ya ucunda…

Ölüm var. Yunan toplumu yaşlı, nüfusun önemli bir bölümü gününü evde geçiriyor. Ağır vergi ve kira yüküne bir de “üşüme” eklenecek.
Zaten bunları, insanlığın ne kadar büyük zorluklarla karşı karşıya olduğunu anlatmak için yazmıyorum. Dünyanın başka yörelerinde ve bizim ülkemizde çok daha olumsuz koşullarla boğuşuyor insanlar. Sadece kapitalizmin zaman zaman ucundan gösterdiği sahte cennetin nasıl bir kabusa dönüşebileceğini anlatmaya çalışıyorum. Yunanlılar büyük acılar çekmiş bir halk, araya Avrupa Birliği’nin cicim yılları girdi o kadar…
Yok illa yürek paralayıcı öykü istiyorsanız, o da var. İlkokul öğretmenlerinin bu yılki kabusu, öğrencilerin durup dururken derslerde bayılmaya başlaması. Yetersiz beslenmeden… Konuştuğum bir öğretmen, acıktığını söyleyen bir çocuğa boş bulunup “ben de açım” dediği için mesleği bırakmaya kalktığını gözleri yaşlı bir biçimde anlatıyordu.

İki günlüğüne gittiğim Yunanistan’da hemen hissedilen hava bu: Mutsuz, yaşama isteğini büyük ölçüde yitirmiş bir halk. Bir bölümü, küçümsenmeyecek bir bölümü ise mücadele etmeye devam ediyor. Ülkeye gerçekten bahar gelsin diye…

Anlattığım Yunanistan’dır… Çok değil bundan 5-6 yıl öncesine kadar, liberallerin diline doladığı, bize örnek gösterdiği Avrupa Birliği mucizesi…
Yunanistan sanayisizleştiriliyor, Yunanistan tarımı yok ediliyor, Yunanistan rantiye bir sınıf tarafından yağmalanıyor, Yunanistan borçlandırılıyor diye boşuna nefes tüketiyorduk. Hiç unutmuyorum, bir gün adını hatırlamadığım Avrupacı biriyle çıktığım bir panelde su şişesinin kapağı boşa dönmeye başlayıp açılmadığında liberal konuşmacı hemen lafı çakıvermişti: Avrupa Birliği’nde su şişelerinin kapağı da düzgün olur diye… Ben de o sinirle, “kapağı, şişeyi boş ver de, suyu parayla satan bir sistemden hayır gelir mi onu söyle” demiştim.
Yunanistan’da musluktan akan su içiliyor hâlâ…

Ancak sokaklarda bol bol pet şişe, kapak, teneke toplayan var. İş yok, para yok, hiçbir şey yok.

“Kırsal kesimlerde insanlar hiç değilse aç değil, öyle ya da böyle idare ediyorlar” diyor Yunanlı dostlarım. Kentlerde ise kilise meseleye el koymuş! Nereye gitsen papazlar çıkıyor karşına, vaaz verip, insanları tanrının yoluna çağırıyorlar. Ve halka yiyecek dağıtım işini üstlenmişler. Zenginlere, patronlara “bize biraz para verin de şu fakir halkın derdine derman olalım, sizi de rahatlatalım…” Krizin bütün yükünü emekçilerin sırtına bindiren Yunan patronlar, iş kilisenin halkın öfkesini yatıştırma misyonuna gelince kesenin ağzını açıvermişler.

Böylece devletin bazı yükümlülükleri kiliseye devredilmiş, halk da sadakaya alıştırılmış oluyor. Tanıdık geldi değil mi?

Eeee baklavası, cacığı, lokması, karagözü, kahvesi ortak olur da gericisi birbirine benzemez mi!