Vladimir ile Tayyip birbirlerine benziyor mu?

25/12/2014 Perşembe
Vladimir ile Tayyip birbirlerine benziyor mu?

18 Aralık’ta Rusya Federasyonu Başkanı Putin bir basın konferansı düzenledi. 

Konferansın tamamını, Putin’in açış konuşmasını ve sonrasında gazetecilerin sorularına verdiği yanıtları okudum. Aslında niyetim sadece göz atmaktı. Öyle başladım, sayfalarca uzunluktaki tutanakları satır satır incelemiş olarak kalktım.

Açıkçası biraz şaşırdım. Ekonomisi ciddi finansal darboğazdan geçen bir ülkenin lideri olarak Putin son derece sakin davranıyordu, hemen her konuya hâkimdi ve dahası boş konuşmuyordu. Sosyalist Sovyetler Birliği’nin bir türlü karşılayamadığı çaplı lider ihtiyacını kapitalist Rusya çözmüştü.

Bilindiği gibi son konuşmalarında Putin Erdoğan’ı bayağı övmeye, şişirmeye başladı. Hem batıda hem bizde “tencere-kapak” diyenler oldu bu yeni flörtöz davranışa. Rusya’daki totaliterdi, buradaki de o yola girmişti. Şimdi birbirlerine yardım ediyorlardı.

İki lideri karşılaştıranlar Putin’in gazetecilerin sorularına verdiği yanıtları okumalı. Erdoğan’ı okumalarına gerek yok; işin gerçeği okunacak bir şey de yok. Basın mensuplarıyla bir arada olduğu herhangi bir görüntüyü birkaç dakika izlemek yeter de artar.

Rus gazeteci soruyor: Sayın Başkan, ülkenin derin bir finansal krizin içinden geçtiğini söyleyebiliriz. Söylediğiniz gibi iki yılda işlerin iyiye gidebileceğini gerçekten düşünüyor musunuz? Hükümet ve Merkez Bankası’nın kriz sırasındaki tavrı da çok eleştiriliyor. Bu eleştirilere katılıyor musunuz?

Yanıt geliyor: Hoppala… Ben öyle mi dedim şimdi? İki yıl filan, nereden çıkarıyorsunuz, kime hizmet ediyorsunuz? Kusura bakmayın, basın basınlığını bilecek. Burada ciddi konular konuşuyoruz. Biz hükümeti eleştiren malum çevreleri gördük. Faiz lobisini gördük. Bir gecede milyarlarca dolar götürenleri de gördük. Hepsini bir bir ortaya çıkaracağız.

Bunları Putin söylemiyor. Benzetiliyorlar ya, Tayyip bu soruya nasıl yanıt verirdi diye ben uydurdum, öylesine. 

Rusya’da da çok güçlü bir yandaş basın var. Putin bunu gizlemiyor bile… Ancak Putin yandaşlarına özellikle zor, yanıtı merak edilen sorular hazırlatıyor. Bunlara tane tane karşılık veriyor. Kızmıyor, hakaret etmiyor. Son dönemde sık sık dile getirdiği “içimizdeki beşinci kol”dan neyi kastettiğini soran bir gazeteciye, “Rus tarihinde devrimciler yönetimleri yerden yere vurdular, çok sert eylemler gerçekleştirdiler ama hiçbiri başka bir ülkenin çıkarları doğrultusunda hareket etmedi. Bizim kültürümüze uygun muhalefetin başımız üzerinde yeri var. Ama başkalarına hizmet edenleri affetmeyiz” türü bir yanıt verdikten sonra, “ama yine de bir devlet başkanının bazı kavramları kullanırken dikkat etmesi gerek, bunu biraz düşüneceğim” diyor.

Bizimkinin neler diyebileceğini tahmin edebiliyor musunuz? 

Ukraynalı bir gazetecinin nezaket kurallarını zorlayan sorusunu bile olağanüstü soğukkanlı bir üslupla yanıtlayan Putin ile Erdoğan arasında dağlar kadar fark var.

Peki bu farkın kaynağı ne? İkisi de aynı sınıfı, çürüyen kapitalist sınıfı temsil ediyor. Türkiye burjuvazisinin Rusya’dakilerden daha “geri” olduğunu da kimse söyleyemez. “İki ülke arasındaki fark”tan hareket etmeye kalkarsanız, Putin öncesindeki kaba, cahil ve ayyaş Boris Yeltsin gerçeğine toslarsınız. Yani peşin bir kalite farkı yok iki ülkenin insan kaynakları arasında.

Fark kuruculukla yıkıcılık arasındadır.

Rus toprağında Lenin ve Stalin kuruculuk döneminin liderleridir. Yetkindirler. Yıkarken yenisini kurma iradesiyle hareket eden toplumsal kuvvetlere önderlik ediyorlardı. Sovyetler Birliği’nin yıkılış döneminin daha yontulmuş bir hain olan Garbaçov’la değil de Yeltsin ile nihayete ermesi çok şey açıklıyor. Karşı devrimler, geriye dönük hamlelerdir, geriye dönük hamlelere gelişkin kadrolar imza atmaz, atamaz!

Bu anlamda Yeltsin, o uğursuz sürece cuk oturmuştu.

Bizde de aynısı.

Türkiye’nin karşı devrimine yakışıyor Tayyip Erdoğan.

Başarılı da oldu.

Şimdi “yeni Türkiye’yi kuracağım” diyor.

Başarılı olamaz.

Öyle bir yeni Türkiye yok çünkü!

Türkiye bu kıyafeti kabullenmeyecek; bu kanıtlandı da.

Ancak aynı sonuca diktatöre bakarak da ulaşabilirsiniz. Bu kaliteyle kurucu irade olunmaz. Yıkabilirsiniz, çünkü geriye dönüşler barbarlığa gereksinir.

O halde Putin nereden çıktı?

Putin çıktı çünkü, Rusya’nın büyük kaynakları olan bir kapitalist ülke olarak yeniden yapılanması gerekiyordu. Putin bir kurucu iradedir. 70 yıl sosyalizmi yaşayan bir toplum uzun süre boşlukta savrulamazdı. Yeltsin döneminde Sovyet döneminin kaynakları üzerinde tepinilerek yaratılan ilkel ve çılgın birikimden sonra sıra kuruluşa geldi.

Kurulan, berbat bir sistemdir. Adaletsizdir. Ancak Rusya için “yeni”dir.

Bizimkisi ise, tükenen kapitalist Türkiye’nin bünyesindeki her tür “ilerleme”yi yemek durumunda kaldığı, “eski”ye yönelen bir sürecin kaptanıdır.

Kuramaz.

Türkiye kapitalizmi “yeni” olamaz.