Sosyalist devrim güncellemesi

24/09/2009 Perşembe
Sosyalist devrim güncellemesi

Sosyalizm hedefini her daim canlı tutacaksınız ittifaklar politikanızda egemen sınıfın parçası olan bir kesime ve onun siyasi temsilcilerine yer vermeyeceksiniz beklenmedik gelişmelere karşı duyarlı olacak, devrimci reflekslerinizi kitaba kurban etmeyeceksiniz.

Milli demokratik devrim-sosyalist devrim tartışmalarından benim yıllar önce kendimce çıkardığım üç sonuç buydu. Tartışma geride kaldı, bir değişiklik yok.

Zaten sanmıyorum ki daha fazlası söylenebilsin. Devrimci bir strateji şablonlara sığmaz, bugün devrim teorisine katkı yapmak, o eksende üretmek, geçmiş devrim süreçlerini kalıplara boğmadan gelecekteki olası devrimci sıçramalara içkin hale getirme uğraşından başka bir şey değildir.

AKP iktidarının şaşırtıcı bir biçimde bu uğraşa moral destek verdiğini, ülkede yok etmeye çalıştığı sosyalizan güçlere devrimci bir yönelim için teoride ve pratikte yeni kaynaklar sunduğunu söylemek durumundayız.

Şaşırtıcı bir biçimde çünkü AKP iktidarı boyunca solun kendisi olmaktan çıkıp başka saflara katılması için benzersiz bir çaba da gösterilmişti. Solun demokrasi ve özgürlük adına AKP’den yana konumlanması ya da AKP’yi durdurmak için askerin arkasına dizilmesi, başka şeyler bir yana, solun sosyalizmle bağını tümden kesmesi anlamına gelecekti. Bu doğrultuda hareket edenler oldu ama hep vurguladığımız gibi sol asla bundan ibaret kalmadı. Lakin devrimci bir doğrultuda inat eden sol üzerinde kişiliksizleştirici müdahaleler hiç eksilmedi.

Siyasi gıdasını uzun süre Taraf gazetesinden alan, kendi örgütçüğüne dokunan bir habere kadar bu gazetenin nokta atışlarından keyiflenen arsız solcu hiç kuşkusuz bu müdahalelerin ürünüydü. Yine AKP’den nefret edip erkan-ı harbi “bizim çocuklar” diye kodlayan, Koç’un hükümete dönük salvolarından heyecanlanan da aynı mahsuldendi.

Solun kendi tarihsel misyonundan vazgeçmeye yatkın olduğu bir ülke burası. AKP iktidarı işte böyle bir ülkede “bırakın şimdi başka şeyleri, gün bugündür” çağrısını alabildiğine meşrulaştıran yoğunluk ve içerikte işler yapmaktaydı. Arşivimiz “ülke elden gidiyor, siz hâlâ sosyalizm diyorsunuz” serzenişiyle dolu. Ve eşit ağırlıkta “Kürt sorunun çözülmesinden neden korkuyorsunuz, bırakın AKP bunu yapsın” notu düşülen iletiler birikmiş. Küfürleri saymıyorum.

Bunlar var. Ama öte yandan AKP her icraatı ile sosyalist devrimci bir perspektifi beslemekte, ülkenin siyasal tablosunu sadeleştirmekte. Dikkat edin sosyalizmin bir seçenek olarak kendisini hissettirmesinden öte bir şeyden, düpedüz sosyalist devrimci bir stratejinin kendini dayatmasından söz ediyorum.

Sanılıyordu ki, AKP’de cisimleşen şiddetli müdahale, bu şiddet ölçüsünde radikal bir saflaşma yaratacak, düzenin içinden solun gönül rahatlığıyla eklemlenebileceği ve kendini kaybedeceği unsurlar çıkacak. Liberal solcu böyle düşündü ve AKP’nin statükoya karşı “şanlı direnişi”nden devrim olmasa bile demokrasi için yeni yoldaşlıklar türemesini bekledi. Ulusal solcu böyle düşündü ve genelkurmay kapısından kalpaklı bir paşanın hızlı adımlarla inerek milli kuvvetlerin başına geçişini hayal etti.

Oysa düzen cephesi, sola düşmanlık konusunda o kadar baskın bir kültüre sahip ki, solun en AKP’ci unsurlarının bile eski heyecanından eser kalmadı. Aynı nakarat devam ediyor ama yüzler asık, kimse hoşnut değil. Haftalık soL’da arkadaşlar hazırlamışlar, Müjde Ar, zamanında Abdurrahman Dilipak’la birlikte özgürlük için ve hatta Dilipakgillerin hakları için kolları sıvamanın ödülünü nasıl “pornocu, fahişe” suçlamalarıyla alıyorsa, AKP kuyrukçusu sol da kendini tutamayan yobazın, fanatik sol düşmanı liberalin tükürükleriyle boğuşuyor.

Orduya yatırım yapanların durumuna değinmiyorum bile...

Türkiye’de devrimci demokrat geleneğin kökü çok zayıftır. 1970’lerde devrimci demokrasinin ağırlık kazanması, sol yükselişin geleneksel solun, ortodoks marksizmin ve işçi sınıfı eksenli bir çıkışın kabına sığmayacak hız ve ölçekte yaşanmasının ürünüdür.

Devrimci demokrat geleneği olmayan bir ülkede sistem içi saflaşmalardan solun yerleşebileceği “halkçı” pozisyonlar çıkmaz. Tersi olur, halkçı unsurlar sistem karşıtı dinamiklere eklemlenebilir.

AKP iktidarı sistemin içini tamamen umutsuz hale getirmiştir.

Solda bunu telaffuz etme cesaretini gösterenlerin yapması gereken, bu kavrayışın toplumsal düzlemde mümkün olduğunca geniş bir alana yayılmasını sağlamaktır.

AKP iktidarının ülkeyi karartan müdahalelerinin solu şunun ya da bunun kuyruğuna takılmaya zorladığı açıktı, kuyruk takılanın elinde kalıyorsa, biz bu tablonun emekçi sınıflar nezdinde uyarıcı olabileceğini hesaplayarak hareket edelim.

Osmanlı’ya dönüşmekte olan AKP Türkiyesi’nde, toplam emekçi kütlesinin küçük sayılabilecek bir kesiminin dahi eşitlikçi bir düzen arayışına girdiğinin anlaşılması bir kriz nedeni olmanın yanı sıra, ülkenin bütün yurtsever ve aydınlanmacı birikiminin yeniden konumlanmasına yol açacak radikal bir gelişmedir. Unutmayalım, o birikim ortadan kalkmadı, büyük ölçüde ortada kaldı.

Sol buraya odaklanmalıdır.

Özetle, AKP iktidarının başından itibaren bir kısım solun izlediği stratejinin başaşağıya çevrilmesi devrimci bir strateji için yeterlidir. Bekleme, başkaları beklesin!