Sol yumruk mu, sağ yumruk mu?

31/08/2014 Pazar
Sol yumruk mu, sağ yumruk mu?

Bu bir pazar yazısıdır.

Daha iki gün önce simgelere gereğinden fazla önem verilmemesini yazan birisine gelen “ama…” başlangıçlı ileti ve mektuplardan ilham alınarak hazırlanmıştır. Benden pazar yazısı ancak bu kadar çıkar, idare edeceksiniz artık.

Mesele şu, sol yumruk mu kalkacak havaya, sağ yumruk mu? Maçlardan söz etmiyorum. Kitlesel siyasi eylem ve gösterilerde, dirsekten hafif kırılarak yükselen sıkılı yumruk için uygun el hangisidir?

“Solcuysak, sol yumruk kalkar havaya”…

Yok öyle olmuyor.

Kuşkusuz çok eski bir alışkanlık, tarihin derinliklerinden geliyor havaya kalkan yumruk jesti. İnsan için en ilkel silahlardan biri yumruk. Etkili bir savunma ve saldırı aracı. Toplumsal yaşam geliştikçe, insanlık sınıfsal eşitsizlikler ve mücadelelerle tanıştıkça, yumruğun ifade ettiği de karmaşıklaşıyor. Güç, kararlılık, irade, birlik, dayanışma, kolektivizm ve hatta kapanan parmaklarla ifade edilen gizlilik… Doğal olarak ezilenlerin, emekçilerin benimsediği bir sembol haline geliyor.

Ancak, yaygın kullanıma, Komünist Enternasyonal üyesi partiler tarafından sokuluyor. Özellikle Alman Komünist Partisi’nin eylemlerinde rastlanan havaya kalkan yumruk, 1933’te Hitler faşizminin iktidara gelmesiyle birlikte, komünistlerin olağanüstü zor koşullarda ayakta tutmaya çalıştıkları direnme azminin simgelerinden birine dönüşüyor. Alman ve İtalyan faşistlerinin “ilk biz kullanmaya başladık” kavgası verdikleri “Nazi selamı”nın karşısında kızılların sıkılı yumruğu…

Nazi selamının da bir geçmişi olsa gerek. Kimi kaynaklar Romalılardan kalma demekte, dirseğin hiç kıvrılmadan kolun göz hizasına kadar avuç açık biçimde kaldırılmasına. Faşistler bu uğursuz selam için sağ ellerini kullanıyorlar.

Komünistler de!

Bunun bir mantığı var. Solaklar alınmasın, gücünüzü, kararlılığınızı, iradenizi, birlik ve dayanışma kültürünü, kolektivizmi daha çok kullandığınız ve bu nedenle daha kuvvetli elinizle ifade edeceksiniz.

İşte bu nedenle Almanya’dan sonra faşizmin tepesine çöktüğü bir başka ülkede, İspanya’da yiğit bir komünist kadın, sonradan efsaneleşecek Dolores İbarruri, ya da “La Pasionaria”, “No Pasaran” diye haykırıp devrimci mücadeleye bir başka jest daha kazandırırken, sağ yumruğunu sıkıp, havaya kaldırıyordu.

Komünistlerin, komünist partilerin sembolüydü havaya kalkan sağ yumruk.

Daha sonra komünist partilere muhalif bazı gruplar -ki kimi troçkist, hatta anarşist oluşumları bunlar arasında sayabiliriz, kendilerini ayırmak ve belki de komünist partilere sembolik bir eleştiri getirmek için sağ değil de sol yumruklarını kaldırır oldular havaya.

Sonra başladı karmaşa!

Oysa… Komünist gelenekten geliyorsan sağ yumruk kalkacak! Ne önemi var demeyin. Madem önemsiyor ve kaldırıyorsun, doğrusunu yapacaksın!

Yok, Komintern geleneği seni bağlamıyor, “ben farklıyım” diyorsan sol yumruğunu kaldırabilirsin.

Parti geleneği ile hareket geleneğinin iç içe geçtiği, ilginç kombinasyonların ortaya çıktığı Latin Amerika’da ise, otorite elbette Kübalılardı ve benim bildiğim Fidel hep sağ yumruğunu kaldırırdı. Başından beri komünist geleneğe yakın duran Raul’u saymıyorum bile.

Komünist olmayan ama Fidel’den çok etkilenen Chavez de sanırım sağ yumruğu tercih ediyordu.

Obama’ya gelince…

Ne ilgisi var demeyin. İlk başkanlık seçimlerinde kendisine umut bağlayanların coşkusundan gaza gelip yumruğunu havaya kaldırırdı bu emperyalist politikacı. Cumhuriyetçi Parti’nin yayın organları “vaay komünist” diye çok yaygara koparmıştı.

Ancak Obama sanıldığından uyanıktı. Havaya kalkan, genellikle, sol eliydi!